“Denize bakmadan yazdıkça/
kaleminin ucunun titrediğini duyuyor/
deniz fenerlerinin yakıldığı andır bu.”
— Yannis Ritsos
Gün bitmeye dönünce insanın yalnızlığını daha derinden hissetmesi, “akşam mahzunluğu” denilen karmaşık bir duygu.
Gündüzün içinde dağılan şeyler, akşam olunca yeniden toplanır.
Ev sessizleşir.
Telefon susar.
Yapılacak işler azalır.
Oyalanmalar burukluğu örtmeye artık yetmez.
İnsan, belki yalnız olduğunu değil, yalnız kaldığını hissediyordur içinde yükselen hüzünle.
Öyle bırakılışını belki.
Bunu yaşıyor olacağını tahmin edebileceklerin o sırada kim bilir hangi ayrı dünyalarda oluşlarını.
Mahzunluk biraz da budur.
Mahzunluk, kabul etmekte sıkıntı çekmektir.
Eksilen birinin, boşalan bir yerin, artık dönmeyecek bir sesin, içinizdeki bir boşluğun akşamla birlikte daha belirginleşmesidir.
Belki bu yüzden akşamları bazı insanlar daha çok suskunlaşır.
Yahya Kemal’in Kandilli İhtiyarlarında güneşin batışını seyreden o insanlar gelir akla.
Hayatın geçip gitmekte oluşunu seyrediyordur onlar.
Bir şey söylemek gerekmiyordur.
Gün zaten söyleyeceğini söylemektedir.
Şairin “melâli tanımayan nesil” diye yakındığı şey de biraz buna benzer.
Melal, yalnızca üzülmek değildir.
İnsan hayatının içinden geçtiği şeylerin ağırlığını, geçiciliğini fark etmektir.
Belki bugün eksilen şeylerden biri de bu.
Her duygunun hemen adını koymak, her boşluğu vakit geçirmeden doldurmak, her sessizliği bir şeyle bastırmak istiyoruz.
Yazarak bunu öneriyoruz. Kendi hayatımızda haz kokan, tatmin açlığı sezdiren örnekler anlatıyoruz.
Öyle hayatları herkese öneriyoruz.
Normalleştiriyoruz.
Oysa bazı duyguların insanın içinde bir süre kalması, hatta sonuna kadar sizinle birlikte olması gerekiyor.
Yaşadıklarınız bir katmanınız olursa her şey eskiden olduğu gibi süremez.
Değişmek budur.
Thomas Mann’ın dünyasında zaman böyle ağırlaşır.
İnsan yalnızca yaşadığı anın içinde değildir; geçmiş, şimdi ve yaklaşan son aynı odada oturur.
Bize sadece geleceğe bakmak öğütleniyor; ama bu, Sophie’nin Tercihi gibi, bize hayatımızın bir parçasının elini bıraktırıyor.
Bu da ruhlarımızı zedeliyor, o filmdeki kadının yaşadığı gibi.
Knut Hamsun’da insan bazen kalabalığın ortasında bile kendi içine kapanır.
Bir sokağın, bir odanın, bir dağ sanatoryumunun, bir akşamın içinde kendisinden başka kimse kalmamış gibi olur.
İnsan, bir başına bırakıldığı yerde kendi sesini duymaya başlar.
Ritsos’un bir başka dizesi gelir akla:
“Akşam ayakkabılarımızın üzerine oturur.”
Gerçekten de bazı akşamlar böyledir.
Günün bütün gürültüsü çekilir.
İnsan oturduğu yerde kalır.
Geçmiş, şimdi ve artık gelmeyecek olanlar aynı sessizliğin içine yerleşir.
Akşam mahzunluğu biraz da bu iki halin arasında duruyor.
Hem zamanın geçmesinin bilgisi, hem insanın kendi içine doğru çekilmesi.
Ve belki masumiyet dediğimiz şey de tam burada başlıyor.
Masumiyet, insanın hiç incinmemiş olması değil.
İncinmişken dünyaya karşı bütün sertliğini kaybetmemiş olması.
Bir akşamüstü pencerenin önünde durup havanın kararmasını seyredebilmek.
Birini özlediğinde hemen başka bir şey açmamak.
Yalnızlığı yenilecek bir düşman saymamak.
Çünkü insanın bazı akşamları vardır; hiçbir şey yapmadan yalnızca geçmişi, eksileni, artık dönmeyecek olanı düşünür.
Bunda ondan uzak durulacak bir kötülük yoktur.
Belki insanın kendisine en yakın olduğu saatler bunlar.
Melali tanımayan nesile aşina olamayan bir yer vardır insanın içinde.
Akşam olunca orası sızlar.
Günün bütün gürültüsü çekildiğinde insan, yalnızlığından çok, dünyaya inanmasını sağlayan o saf yeri kaybettiğini anlar.
Bundan olmalı, biraz da beyhudelikleri düşünme anları günün solduğu o vakit.
Prévert’in Paris at Night şiirinde gece ve karanlık, sevilen kişinin yüzünü ve sesini hatırlamanın içine dönüşür.
Karanlık artık yalnızca gecenin karanlığı değildir; hatırlamanın kendisidir.
Belki akşamın asıl hüznü de budur:
İnsan yalnız kalmaz; karanlık çökerken kendisine eskisi gibi bakabileceği içindeki son ışığı aramaya başlar.
16 Eylül 2026 - Beyhudelik, Akşam Mahzunluğu
10 Eylül 2026 - Daha Çok Yere Geliyoruz Daha Az Yere Varıyoruz
7 Eylül 2026 - Milli Sözcüğünün Ete Kemiğe Büründüğü Bir Takım
6 Eylül 2026 - Too Good To Be True Hayatlar: Bir Vodvil
30 Ağustos 2026 - Çanakkale Külliyesi… Resimli Mısralarla Acı-Tatlı Tarifleri