Yapay zekânın elektrik faturasını kim ödüyor?

Yapay zekâ sistemlerinin eğitilmesinde kullanılan veri, bir ülkede yaşayan kişiler tarafından sağlanıyor. Veri merkezinin kullanacağı elektriğin üretimi, şebekelerin genişletilmesi ve hatta bazen yatırımı çekebilmek için vergi avantajı verilmesi de ülkelerin katlandığı maaliyetlerden.

18 Eylül 2026
Tipik bir yapay zekâ veri merkezi yaklaşık 100 bin hanenin kullandığı kadar elektrik tüketebiliyor. İnşa edilen en büyük merkezlerde bu rakam 20 katına çıkabiliyor.

Her ne kadar yapay zekâ denildiğinde aklımıza ilk olarak olası bir işsizlik sorunu gelse de, topluma çıkan maliyet bununla sınırlı değil. Yapay zekâ çok sayıda gelişmiş çipe, dev veri merkezlerine, onları soğutacak suya ve kesintisiz elektriğe ihtiyaç duyuyor.

Uluslararası Enerji Ajansına göre veri merkezlerinin elektrik talebi 2025’te yüzde 17 arttı. Aynı yıl dünyadaki toplam elektrik talebindeki artış yalnızca yüzde 3 olarak kaydedildi. Veri merkezlerinin elektrik tüketiminin 2030’a kadar yaklaşık iki katına, yapay zekâya odaklanmış merkezlerin tüketiminin ise üç katına çıkması bekleniyor.

Tipik bir yapay zekâ veri merkezi yaklaşık 100 bin hanenin kullandığı kadar elektrik tüketebiliyor. İnşa edilen en büyük merkezlerde bu rakam 20 katına çıkabiliyor.

Faturanın maliyetine yalnızca teknoloji şirketi katlanmıyor

Bir veri merkezi tarafından tüketilen elektriğin faturası, tabii ki ilgili şirket tarafından ödeniyor. Fakat gerçek maliyet elektrik faturası ile sınırlı değil. O merkeze elektrik ulaştırmak için yeni santraller, iletim hatları, trafo merkezleri ve yedek kapasite gerekiyor.

Bu yatırımların maliyeti ise bütün kullanıcılara dağıtılabiliyor. Böylece yapay zekâ hizmetlerini hiç kullanmayan kişiler bile daha fazla elektrik tüketmeksizin ödedikleri daha yüksek faturalarla veri merkezlerinin büyümesini finanse edebiliyor. Örneğin, ABD’de mevcut ve planlanan veri merkezlerinin talebinin, 13 eyaleti kapsayan PJM elektrik piyasasında son dört kapasite ihalesi boyunca konutlar ve işletmeler için 29,4 milyar dolarlık ek maliyet doğurduğu hesaplanıyor.

Üstelik şirketler tarafından yapılan bütün bağlantı talepleri gerçek bir ihtiyacı yansıtmıyor. Bazı şirketler aynı veri merkezi için birden fazla bölgede elektrik bağlantısı talep edebiliyor. Bazıları ise yeterli finansmanı veya müşterisi olmadığı halde şebekede yer ayırmaya çalışıyor. Texas Eyaleti, bu “hayalet talep” nedeniyle yeni bağlantıları durdurup projeleri incelemeye başladı. Bazı bölgelerde peşin ödeme ve teminat şartı getirildiğinde şirketlerin bildirdiği elektrik ihtiyacının yüzde elli oranında azaldığı belirtildi.

Özetle, toplum yalnızca kullanılan elektriğin değil, hiçbir zaman kurulmayabilecek veri merkezleri için planlanan altyapının maliyetini de üstlenebiliyor.

Giderek pahalı hale gelen yarışın katılımcı sayısı azalıyor

Elektrik ihtiyacındaki artış başka bir sorunu da görünür kılıyor: Yapay zekâ geliştirmek giderek daha pahalı bir işe dönüşüyor.

Uluslararası Enerji Ajansı, beş büyük teknoloji şirketinin veri merkezleri ve diğer yatırımlar için yaptığı toplam harcamanın 2025’te 400 milyar doları aştığını, bu miktarın 2026’da yüzde 75 oranında artmasının beklendiğini belirtiyor.

Bu büyüklükte bir yatırım yarışına yeni kurulmuş şirketlerin veya gelişmekte olan ülkelerin aynı koşullarda katılması kolay değil. En gelişmiş çiplere, büyük veri merkezlerine, yeterli elektriğe, geniş kullanıcı verilerine ve uzman işgücüne aynı anda erişebilen şirketlerin sayısı giderek azalıyor.

OECD de yapay zekâ altyapısının birçok aşamasında yüksek yoğunlaşma ve büyük şirketler arasında stratejik anlaşmalar bulunduğuna dikkat çekiyor. Bir şirket çiplerden bulut hizmetine, veri merkezinden yapay zekâ modeline kadar zincirin birden fazla halkasını kontrol ettiğinde, rakiplerin pazara girmesi zorlaşıyor.

Bu sistem kendi kendini güçlendiren bir döngü yaratıyor. Daha fazla kullanıcısı olan şirket daha fazla veri topluyor. Daha fazla veri, modelin gelişmesini sağlıyor. Daha güçlü model yeni kullanıcıları çekiyor. Artan gelir, daha fazla çip ve elektrik satın alma imkânı veriyor. Bir süre sonra yarış yalnızca iyi bir fikir geliştirmekle kazanılamıyor; gerekli altyapıya ulaşabilmek başlı başına bir üstünlüğe dönüşüyor.

Sonuç yalnızca piyasa gücünün değil, servetin de birkaç şirketin elinde toplanması.

Ülkeler de bağımlı hale gelebilir

Xavier Oberson ile Taxation of Big Data kitabını yazarken bu konuda oldukça çarpıcı bir görüşe rastlamıştık. Kai-Fu Lee, yapay zekâ şirketlerini geliştiremeyen veya bu şirketleri etkin biçimde vergiye tâbi tutamayan ülkelerin zamanla ABD ya da Çin’e ekonomik olarak bağımlı hale gelebileceği uyarısında bulunuyordu.

Lee’nin çizdiği senaryoda, yapay zekâdan elde edilen büyük kazançlar birkaç ülkede toplanırken diğer ülkelerdeki insanlar işlerini ve gelirlerini kaybediyor. Çok da uzak olmayan bir gelecekte, bu ülkelerin vatandaşlarına sosyal destek sağlayabilmesi için ABD veya Çin’den yardım alması, karşılığında da bu ülkelerin yapay zekâ şirketlerinin kendi pazarlarından kazanç elde etmeye devam etmesine izin vermesi gerekebilir. Benzer bir uyarı Singh ve Vipra da tarafından da yapıldı.

Bu görüşler 2017 ve 2019 yıllarında ileri sürüldüğünde oldukça sert bir gelecek senaryosu gibi yorumlanabilirdi. Bugün ise dünyanın yapay zekâ için gereken çiplere, bulut altyapısına ve veri merkezlerine erişim konusunda yaşadığı yarış, tehlikenin tamamen hayal ürünü olmadığını gösteriyor.

Elbette yapay zekâ alanındaki bütün çalışmalar yalnızca ABD ve Çin’de yapılmıyor. Avrupa Birliği ve başka ülkeler kendi çip, bulut ve yapay zekâ altyapılarını kurmaya çalışıyor. Açık kaynaklı modeller de bağımlılığı azaltabilir. Fakat bu yatırımların büyüklüğü, ülkeler arasındaki farkın kendiliğinden kapanmayacağını gösteriyor.

Maliyet burada, kazanç başka yerde

Ülkeler yapay zekânın eğitilmesi ve işlemesi için oldukça büyük bir maliyete katlanıyor. Yapay zekâ sistemlerinin eğitilmesinde kullanılan veri, bir ülkede yaşayan kişiler tarafından sağlanıyor. Veri merkezinin kullanacağı elektriğin üretimi, şebekelerin genişletilmesi ve hatta bazen yatırımı çekebilmek için vergi avantajı verilmesi de ülkelerin katlandığı maaliyetlerden. Buna karşılık ortaya çıkan fikri mülkiyet, kazanç ve servet yapay zekâyı ticari olarak pazarlayan şirketin bulunduğu ülkede toplanıyor.

Çözüm tabii ki yapay zekâ yatırımlarının engellenmesi değil. Fakat bu yatırımları yapan şirketlerin ortaya çıkardığı gerçek maliyetin iyi hesaplanması ve bütün ülkelerin stratejilerini buna göre kurması gerekiyor. Yapay zekâ altyapısındaki birleşmelerin ve stratejik ortaklıkların yakından izlemesi açısından rekabet hukuku, ülkelerin kendi kullanıcılarından toplanan veriler ve kendi pazarlarından elde edilen gelir üzerinde makul bir vergileme hakkına sahip olabilmesi açısından da vergi hukuku bu alanda giderek önem kazanıyor.

Ezcümle, yapay zekâya yönelttiğimiz bir soru bize saniyeler içinde ve neredeyse bedelsiz olarak cevaplanıyor gibi görünse de, o cevabın arkasında elektrik santralleri, veri merkezleri ve giderek birkaç şirketin elinde toplanan çok büyük bir ekonomik güç var. Sorulması gereken temel sorular maliyete kimlerin ne ölçüde katlandığı ve yaratılan servetin kimlerin elinde toplandığı.

10Haber bültenine üye olun, gündem özeti her sabah mailinize gelsin.