Yüzyıllardır filozoflar dil olmadan düşünce olamayacağını, düşünürken mutlaka dile ihtiyacımız olduğunu savundular. Ama şimdi ABD'deki MIT Üniversitesinde yapılan bir araştırma bu görüşün tersini kanıtlıyor. Mantık yürütürken, akıl yürütürken beynimizin dil merkezi devreye girmiyor.
Zor bir problem üzerine konuşmak, bazı insanların düşüncelerini düzenlemelerine yardımcı olabilir. Ancak ABD’nin Boston kentindeki MIT Üniversitesindeki McGovern Beyin Araştırmaları Enstitüsü’ndeki bilişsel nörobilimcilere göre, mantıksal akıl yürütme için dilin kendisi gerekli değil.
PNAS dergisinde yayımlanan bir araştırmada, MIT Beyin ve Bilişsel Bilimler Doçenti Evelina Fedorenko liderliğindeki bir ekip, dil yetenekleri ciddi şekilde zarar görmüş insanların bile mantıksal akıl yürütme gerektiren problemleri başarıyla çözebildiğini tespit etti. Beyin görüntülemeleri de dilden sorumlu bölgelerin mantıksal akıl yürütme sırasında devreye girmediğini gösterdi.
Binlerce yıldır filozoflar, dilbilimciler ve bilişsel bilimciler dilin düşünce için şart olup olmadığını tartışıyor. Birçok kişi, insanların düşünmek için bir araç olarak dile güvendiğini savundu.
20. yüzyılın dev filozoflarından Ludwig Wittgentein, “Dilimin sınırları, dünyamın da sınırlarıdır” demişti. Varoluşçuluğun dev ismi Fransız düşünür Jean Paul Sartre, “Düşünce dilde oluşur” diyordu.
Ama şimdi bu araştırmayla birlikte bu sözlerin pek bir anlamı kalmamış gibi gözüküyor.

Ludwig Wittgenstein, dil ve anlam ile düşünce arasında yakın ilişki kuran filozoflardandı.
Fedorenko’nun laboratuvarında doktora sonrası araştırmacı ve K. Lisa Yang Bütünleştirici Hesaplamalı Nörobilim (ICoN) Merkezi’nin eski bursiyeri olan Hope Kean, dil ile mantık arasında sıkı bir bağ olduğunu düşünmenin anlaşılır nedenleri olduğunu belirtiyor.
Soyut düşüncenin dile çok benzeyen özelliklere sahip olduğunu ifade eden Kean, yapısal benzerliklere dikkat çekiyor: “Bir düşünceyi, mantıksal önermelerin küçük atomları gibi alt bileşenlerine ayırabilir ve bunları, tıpkı dilde olduğu gibi, daha karmaşık yapılı kurallar oluşturacak şekilde hiyerarşik bir biçimde birleştirebilirsiniz.”
Yine de aynı zamanda McGovern Enstitüsü araştırmacısı olan Kean ve Fedorenko, beynin akıl yürütmenin iletilmesi ile akıl yürütmenin kendisini birbirinden ayırabileceğinden şüpheleniyordu. İnsanlar bir problemi sunarken, olası çözümleri tartışırken veya bir sonuca nasıl ulaştıklarını açıklarken büyük ölçüde dile dayanırlar. Ancak mantıksal düşüncenin temelindeki süreç, farklı bir beyin sistemine bağlı olabilir.
Kean durumu şöyle açıklıyor: “Düşünmenin, dilin bazı kısıtlamalarının ötesine geçen yönleri var.” Mantıksal akıl yürütme genellikle günlük dilin sağlayamadığı düzeyde bir hassasiyet gerektirir. Ayrıca dil, kelimelerin birbiri ardına sıralandığı doğrusal bir dizilimde ilerlerken, mantıksal bir sonuca varmak birden fazla bilgi parçasını doğrusal olmayan yollarla değerlendirmeyi gerektirebilir.
Bu sorular Kean’i, beynin mantıksal akıl yürütmeyi gerçekte nasıl gerçekleştirdiğini incelemeye yöneltti. Ancak bu konuyu incelemek oldukça zor; çünkü insan katılımcılarla çalışan araştırmacılar görevleri açıklamak ve yanıtları almak için genellikle dile başvururlar.
Fedorenko’nun ekibi, University College London’da edinilmiş dil bozuklukları üzerine çalışan nörobilimci Rosemary Varley ve ekibiyle iş birliği yaparak bu engeli aşmanın bir yolunu buldu.
Araştırmacılar, felç nedeniyle beynin dil işleme bölgeleri hasar görmüş iki kişiyi inceledi. Her iki katılımcı da dili anlama ve üretme konusunda ciddi güçlükler yaşıyordu.
Dile bağımlı olmadan akıl yürütmeyi test etmek için araştırmacılar, sayılar ve görsel desenler üzerine kurulu mantık oyunları geliştirdi. Görevlerden birinde katılımcılara iki sayı listesi gösterildi ve bir listeyi diğerine dönüştüren gizli kuralı bulmaları istendi. Bu kural, basamakları tersine çevirmeyi veya belirli bir değerin üzerindeki sayıları elemeyi içerebiliyordu. Katılımcılar kuralı tespit ettikten sonra bunu yeni örnekler üzerinde uygulamak zorundaydı.
Başka bir görevde ise katılımcılara geometrik desenlerden oluşan bir koleksiyon sunuldu. Ardından matrisi doğru şekilde tamamlayan deseni seçmeleri istendi.
Bulmacalar zorlaştıkça elde edilen sonuçlar, akıl yürütmenin bu formu için dilin gerekli olmadığını gösterdi. Ciddi dil bozukluğu olan katılımcılar, kontrol grubuyla aynı düzeyde performans sergiledi. Hatta keşfettikleri kuralları jestler veya çizimler aracılığıyla aktarabildiler.
Kean, “Bu durum, sembolik kural çıkarımının dilsel kapasiteler olmadan mümkün olmadığını savunan teoriyi gerçekten altüst ediyor,” diyor.

Araştırmacılar ayrıca sağlıklı yetişkinlerin mantık problemlerini çözerken beyinlerinde neler olduğunu da incelediler.
Katılımcılar, farklı görevleri tamamlarken beyin aktivitelerinin kaydedildiği bir dizi MR taraması için MIT’yi ziyaret etti. Görevlerin bazıları mantık oyunlarından oluşuyordu. Diğerleri ise her katılımcının dil işleme bölgelerini özel olarak tespit etmek için tasarlanmıştı. Ayrı bir görev grubu ise karmaşık problem çözmeyi destekleyen yaygın beyin sistemi “çoklu talep ağını” (multiple demand network) haritalandırdı.
Nörotipik katılımcılar, dil bozukluğu olan bireylere verilenlere benzer mantık bulmacalarını çözdüler. Ayrıca tasım (kıyas) yoluyla akıl yürütmeyi içeren problemleri de yanıtladılar.
Bu problemlerde “Eğer top kırmızıysa, büyüktür. Top kırmızıdır. Top büyük müdür?” gibi “eğer-ise” ifadeleri kullanıldı.
Araştırmacılar, akıl yürütme talepleri arttıkça beynin hangi bölümlerinin daha aktif hale geldiğini belirlemek için bulmacaların zorluğunu ayarladı. Ayrıca, katılımcıların gizli bir kuralı keşfetmek zorunda oldukları anlardaki beyin aktivitesi ile kendilerine önceden verilen bir kuralı sadece uyguladıkları anlardaki aktiviteyi karşılaştırdılar.
Taramalar, dil ile mantık arasında net bir ayrım olduğunu ortaya koydu. Beynin dil sistemi, ne tümevarımsal akıl yürütme sırasında (katılımcılar gizli kuralları tanımlarken) ne de tümdengelimsel akıl yürütme sırasında (tasım sonuçlarının geçerliliğini değerlendirirken) aktifleşti.
Çoklu talep ağına ilişkin sonuçlar ise daha şaşırtıcıydı. Bilim insanları bu ağın mantıksal akıl yürütmede önemli bir rol oynayacağından şüpheleniyordu. Ağ, tümevarımsal akıl yürütme sırasında aktifleşti ancak tümdengelimsel akıl yürütmeye katılıyor gibi görünmedi. Kean, devam eden araştırmalarında bu bulguyu incelemeye devam ediyor.
Fedorenko ve Kean için bu sonuçlar, dil ve mantığın beyinde farklı sistemlere dayandığına dair güçlü kanıtlar sunuyor. Bulgular ayrıca Fedorenko’nun laboratuvarından çıkan ve nesne kategorizasyonu ile sosyal akıl yürütme dahil diğer düşünce biçimlerinin de dile bağlı olmadığını gösteren önceki çalışmaları destekliyor.
Bu araştırma, edinilmiş dil bozukluklarının (afazi) nasıl anlaşıldığı konusunda önemli sonuçlar doğurabilir.
Afazili bireylerle çalışan uzmanlar, dil yeteneklerini kaybetmenin zekayı kaybetmek anlamına gelmediğini uzun zamandır biliyorlar. Afazisi olan biri hala satranç oynamaktan, sudoku çözmekten veya aile bütçesini yönetmekten keyif alabilir. Yine de bazı insanlar iletişim kurma güçlüğünü yanlış bir şekilde düşünme güçlüğünün bir kanıtı olarak yorumlayabiliyor.
Fedorenko, “Bu araştırma, ağır afazili bireylerin bile türümüzün ayırt edici bir özelliği olan soyut mantıksal düşünme yeteneklerini koruyabildiğini ortaya koyan giderek büyüyen bir literatüre katkıda bulunuyor,” diyor. “Afazide olduğu gibi kekemelik gibi gelişimsel dil durumlarında ya da İngilizceyi ana dili olarak konuşmayan kişilerde görülen dilsel zorlukların, birinin ne kadar akıllı veya yetenekli olduğunun bir göstergesi olmadığı konusunda kamuoyunu bilgilendirmeye devam etmeliyiz.”
Bulguların yapay zeka açısından da yansımaları olabilir.
ChatGPT ve Claude gibi büyük dil modelleri tamamen metin üzerinde eğitilir ve çıktı olarak metin üretir; yine de insan akıl yürütmesinin belirli biçimlerini inandırıcı bir şekilde taklit edebilirler.
İnsan beyni ise farklı çalışıyor gibi görünüyor. İnsanlarda dil ve soyut mantıksal düşünce birbirinden ayrı. Kean, insan akıl yürütmesi ile büyük dil modellerinin çalışma biçimi arasındaki farkları incelemenin, gelecekteki yapay zeka sistemlerinin geliştirilmesi için yararlı fikirler sağlayabileceğini belirtiyor.
İnsan beyninin akıl yürütmeyi tam olarak nasıl gerçekleştirdiğini anlamak, araştırmaların halen devam ettiği açık bir alan olmayı sürdürüyor. Kean bunu, düşünce coğrafyasında yeni bir sınır ve kendisinin de keşfetmek için sabırsızlandığı bir alan olarak tanımlıyor.