“Yeni zenginler” fırsatçıdır. Siyasi hamileri sayesinde çok hızlı yükselirler. Statü peşinde koşarken skandallara imza atarlar. Gösterişe düşkün olurlar. Birdenbire “sanatsever” veya “filantropist” kesilirler. Bu özellikleri bünyesinde toplayan kripto milyarderleri ilgi çekici öyküleriyle gündemde…
Tarih boyunca medeniyetlerin, imparatorlukların, ülkelerin yükseliş, çöküş, dönüşüm dönemlerinde, kuralsızlıklar, belirsizlikler ve kargaşa öne çıkmıştır. Bu sisli, dumanlı ortamda her boydan ve soydan fırsatçı, bazen yaratıcı buluşlarla, bazen kap-kaçlarla başka zaman erişemeyecekleri zirvelere tırmanırlar.
Genellikle yerleşik sistemle çatışmayı ya da etrafından dolaşmayı gerektiren bu hızlı tırmanışta, etkili ve yetkili kişiler, onlara hamilik ederek bu yükselişten nemalanırlar. Sistemin oturmuşluk derecesine bağlı olarak, yükselen “yeni zenginler,” yasal yollardan olduğu kadar yasa boşluklarından da faydalanır, bazen de hamilerine güvenerek tümüyle yasa dışına kayarlar. Özellikle finans dünyasında, sıfır toplamlı oyunları yöneterek kazanırlar. Yani, onlar büyük kazanırken birileri büyük kaybeder.
“Yeni zenginler” fırsatçıdır, hızlıdır. Paralarıyla statü satın almaya çalışırken skandallara imza atabilirler. Görgüsüz bir lüks tüketime saplanırlar. Gösterişe düşkün olurlar. Birdenbire “sanat hamisi” veya “filantropist” kesilirler… Bu da statü satın almanın bir yoludur. Daha hırslı olanlar, biraz palazlanınca, siyaset sahnesine şekil vermeye çalışırlar. Buralardaki yeni oluşumlara yatırım yaparak daha büyük kazanmaya sıvanırlar. Paralarının yanına güç devşirirler.
Yaşadığımız dönemin teknoloji oligarkları arasında böylelerine sıkça rastlanıyor. Finans dünyasının yükselen yıldızları arasında da… Ekonomik ve sosyal dönüşüm dönemlerinde yükselen herkesi aynı kefeye koymuyoruz tabii, birçok istisna da var. Yine de günümüzün bazı “Kripto Para” (kripto) milyarderleri, bu anlattıklarımı somutlamak için çok elverişli örnekler sunuyor. Onların öyküleri ihmal edildi bugüne kadar. Gelin eğlenceli bir örnekten başlayalım:

Justin Sun, 6,2 milyon dolara aldığı muzunu yerken.
Öykü tam filmlik… Başrollerde, aşık olduğu yıldız ile evlenebilmek için, ailesine 4,5 milyon dolar “başlık parası” ödeyen bir kripto milyarderi ile ondan (taşıyıcı anne kullanarak) çocuk sahibi olmak için ek olarak 50 milyon dolar daha isteyen yıldız var. Haber bir magazin dergisinden değil ABD ana akım medyasının saygın gazetelerinden Wall Street Journal’dan (WSJ)… Kaynaklar ayan beyan: Çeşitli tarihlerde yayınlanmış, kısmen atışmalı sosyal medya gönderileri…
Olayın erkek kahramanı Justin Sun, 36 yaşında, Çin’de büyümüş, Pennsylvania Üniversitesi’nde yüksek lisans yapmış ve 2017’de blok zinciri şirketi TRON’u kurmuş. Blok zinciri finansal işlemlerin kaydını binlerce bilgisayara dağıtarak, kayıtların tek merkezin tekelinde olmamasını sağlıyor.
Forbes’a göre Justin Sun’ın şu anda serveti yaklaşık 8,5 milyar dolar. Tartışmalı bir kariyeri var. ABD’de, 2023 yılında piyasa manipülasyonu iddiasıyla hakkında dava açılmıştı. Dava önce askıya alınmış, sonra da 2026’da düşürülmüştü. Sun, Trump’ın World Liberty Financial adlı kripto para girişimine 75 milyon dolar yatırım yapmış, şirketi TRON’un “Amerika’yı yeniden büyük yapmak ve inovasyona öncülük etmek konusunda kararlı” olduğunu söylemişti. Birçok yorumcu davanın askıya alınması ile Trump’ın şirketine yatırım yapılmasının zamanlamasına dikkat çekmişti. Sun daha sonra World Liberty yöneticilerine karşı “dolandırıcılık” davası açtı ve bunun Trump ile bir ilişkisi olmadığını söyledi.
Justin Sun’ın bir yardım kuruluşuna 4,6 milyon dolar bağışlaması bir başka “manşetlik” olay olmuştu. Çünkü bu yardımın “ödülü” ABD’nin efsanevi milyarderlerinden Warren Buffet ile bir öğle yemeği yemekti. Warren Buffet kripto paraya kuşkuyla yaklaşıyordu. Bu yüzden bütün medyanın ilgisi Sun’ın üzerinde toplanmıştı, “bakalım Buffet’ı ikna edebilecek mi,” diye… Sun, Buffet’ı ikna edememişti ama kripto parayı gündeme taşımıştı. Yıl 2020’ydi…
İkinci “manşet” ise büyük olasılıkla duyduğunuz ama kahramanını hatırlamadığınız bir olaya aitti: İtalyan sanatçı Maurizie Cattalan, “Komedyen” adını verdiği bir eser sergilemiş ve bu eser New York’taki Sotheby’s tarafından açık artırmaya çıkarılmıştı. Eser, gümüş rengi bir yapışkan bantla duvara tutturulmuş bir muzdu. İlgili haberlerde “koleksiyoner” olarak kendisinden bahsedilen Justin Sun, bu muzu 2024’te açık artırmadan 6,2 milyon dolara satın almış… ve yemişti.
Sun’un, tüm dünya medyasında eş zamanlı olarak iki kez yer almak ve çokça konuşulmak için harcayacağı reklam bütçesi, bu iki olayda harcadığı yaklaşık 11 milyon doların herhalde birkaç katı olurdu. Yine de bütün bu “medya görünürlüğü,” Sun’a ait olan HTX kripto borsasına, Rusya ile bağlantılı olduğu gerekçesiyle, İngiliz hükümeti ve Avrupa Birliği tarafından yakın zamanda yaptırım uygulanmasının önüne geçememişti.
Biliyorum hikayeyi merak ediyorsunuz ama, önce kadın kahramanımızı da tanıyalım.

Justin Sun ve Ling Liam’ın aşkı mahkemeye düştü, milyarder verdiği başlık parasını geri istiyor.
38 yaşındaki Jing Tian, hem Çin’de hem de Hollywood’da iyi gişe yapan filmlerde ve çok izlenen TV dizilerinde oynamış bir film yıldızıydı. Pekin Sinema Akademisi’ni bitiren Jing, ilk çıkışını “Who Are You” (Kimsin) adlı albümüyle şarkıcı olarak yapmıştı. Birkaç filmin ardından Amerikan-Çin ortak yapımı “The Great Wall”da (Çin Seddi-2016) Matt Damon’ın partneri olarak başrolü oynayınca parladı, 2017’de Hollywood’a geçiş yaptı. Filmlerde, dizilerde oynadı. 2022 yılında Jing, Çin’de, sıradan bir meyve şekerlemesini kilo verme ürünü olarak tanıttığı için 1,1 milyon ABD doları tutarında para cezasına çarptırılmıştı. Bir dönem, Çin’in ulusal simgelerinden olimpiyat masa tenisi şampiyonu Zhang Jike ile birlikte olduğu için, Çin kamuoyu Jing’in aşk hayatı hakkında daha önce de bilgi sahibi olmuştu.
Gelelim olaya: İki sevgili arasında yaşananları sosyal medya aracılığıyla kamuoyuna açıklayan Justin Sun’dı. Sun, sosyal medya hesabında, üniversite yıllarından beri bir aktriste aşık olduğunu, bir buluşmalarında ona sinema salonunu kapattığını ve evlilik öncesi müstakbel gelinin ailesine “başlık parası” olarak 4,5 milyon dolar havale ettiğini anlatmıştı. Sun, adını vermediği sevgilisinin, Güney Kaliforniya’da bir taşıyıcı anne aracılığıyla çocuk sahibi olmak için 50 milyon dolar talep ettiğini, kendisinin ise yapay zeka (YZ) modeli Claude’a danıştığını ve YZ’nın “ödeme yapmama” tavsiyesini uyguladığını yazmıştı. Gönderinin sonuna da “Bu yazı tamamen kurgudur; gerçek olaylar veya kişilerle herhangi bir benzerlik tamamen rastlantıdır,” notunu düşmüştü.
Ancak, bu not pek inandırıcı olmamıştı. Birincisi, sevgilisinin kim olduğunu zaten kendisi sosyal medya hesabından altına “Kız arkadaşım Jing Tian” yazdığı fotoğraflı bir gönderiyle daha önce açıklamıştı. İkincisi, ilişkisinin geldiği noktayı açıkladığı gönderisiyle aynı gün, Sun’ın avukatı, yine sosyal medyadan, Justin Sun’ın, Jing Tian ve ailesinden 4,5 milyon dolara (219 milyon TL’den fazla) denk gelen 30 milyon Çin yuanının iadesini talep ettiği davayı bir Çin mahkemesinin kabul ettiğini açıklamıştı.
Ertesi gün sinema yıldızının hesabından, isim vermeden, “Erkekleri tanımakta başarısız olabilirim ama aşkımı asla parayla satmam” açıklaması gelmişti. Jing, “Hukuka inanıyorum, adalet ve hakkaniyet eninde sonunda galip gelecektir,” demişti.

reform Partisi lideri Nigel Farage, tam 72 milyon sterlin ‘bağış’ aldı.
İkinci örneğimiz İngiltere’den. İngiltere’de bir süredir yerleşik siyaset çevreleri ve merkez medya, gözlerinin önünde sergilenen bir oyunun karşısında, çaresizlik içinde kıvranıyor.
Aslen İngiliz vatandaşı olan, ancak uzun yıllardır biri Tayland’da diğeri Hong Kong’da yaşayan iki kripto milyarderi, aşırı sağcı Nigel Farage’ın partisine (Reform UK) 36’şardan 72 milyon sterlin (4,7 trilyon TL’den fazla) bağışlamış durumda. Independent’ta, geçtiğimiz hafta başında yer alan bir yorumda, bağış miktarı, “emsallerin çok ötesinde ve diğer tüm siyasi partilerin toplamda sağlamayı umabilecekleri miktarın kat kat üstünde,” olarak niteleniyordu. Gerçekten de bu bağışlar İngiltere tarihinde bir siyasi partiye yapılmış en büyük bağışlardı ve geçmişteki tüm bağışlar bunların yanında komik kalıyordu. İngiltere’de bağış tavanı yok, 35 milyon sterlinlik seçim harcamaları sınırı vardı. Ancak parayı seçime değil “partinin teşkilatlanmasına” harcamak mümkündü.
“Reform Partisi’nin 72 milyon sterlinlik kripto serveti, Nigel Farage’a gelecek seçimleri satın alabilir,” başlıklı Independent yorumunda, kalıcı olarak İngiltere’de oturmayan iki milyarderin bir partiye bu çapta bağış yapmasının bariz bir şekilde yanlış olduğu ve arkasından kötü kokular yükseldiği belirtiliyordu.
Yorumda, Reform’un, bu muazzam parayla, olağanüstü büyüklükte reklam kampanyası yapmanın yanı sıra, kendi TV kanalını (GB News), sosyal medya trollerini, Telegraph Grubu gibi yandaş medyayı, yerel organizasyonları, (Brexit kampanyasında olduğu gibi) dijital seçmen profillemesini ve (seçmen görüşünü yönlendirecek) “sofistike” anketleri, görkemli mitingleri, “altı haneli maaşları seve seve kabul etmeye hazır pek çok sağcı entelektüeli” finanse etme olanağını bulacağı belirtiliyordu.

Christopher Harborne hem İngiliz hem Tayland vatandaşı.
Reform UK partisinin bu iki bağışçısından İngiliz kamuoyunun ilk tanıdığı isim Christopher Harborne’du. Birleşik Krallık ve Tayland vatandaşı olan ve Tayland’da Chakrit Sakunkrit adını kullanan kripto milyarderi, aynı zamanda teknoloji, havacılık ve silah sanayii yatırımcısıydı. 64 yaşındaki Harborne, 2026 yılı Sunday Times zenginler listesine göre yaklaşık 18 milyar sterlinlik (1,17 trilyon TL) servetiyle İngiltere’nin en zengin 6. kişisiydi.
İkisi Cambridge’de biri Avrupa İşletme Enstitüsü’nde üç yüksek lisans yapan Christopher Harborne, Bitcoin ve Ethereum kripto para birimlerinin ilk yatırımcılarından biriydi. Bir başka kripto para birimi Tether’i ihraç eden şirketin yaklaşık %12’sine sahipti. Harborne’un ABD Hava Kuvvetleri uçaklarına 62 denizaşırı noktada yakıt sağlayan AML Global adlı bir şirketi vardı. Harborne, İngiliz savunma sanayiinde de faaliyet gösteriyordu. Tony Blaire zamanda özelleştirilen QinetiQ adlı savunma sanayii şirketinin hisselerini 2022’den itibaren piyasadan toplayarak, %15’le bu şirketin en büyük hissedarı haline gelmişti. QinetiQ, füze test sahaları işletiyor, bazı savaş uçaklarının bakımını yapıyor, insansız hava araçları ve otonom silahlar üretiyor, teknoloji geliştiriyordu.
Harborne, Reform UK’ye 36 milyon sterlinlik bağış yapmadan önce, Nigel Farage’e, 2024 seçimleri arifesinde 5 milyon sterlin “hediye” etmişti. Farage’ın milletvekili seçilince bu “hediyeyi” bildirmesi gerekiyordu ama bildirmemişti. Farage hakında soruşturma açıldı. Parti ve Farage çelişik açıklamalar yaptı. Harborne 2019’da da Farage’ın o zamanki Brexit Partisi’ne o dönem için en yüksek miktar olan, 6 milyon sterlin bağış yapmıştı.
Asıl ilginç bağışı “The Office of Boris Johnson Ltd.” şirketine yaptığı 1 milyon sterlinlik bağıştı. Kasım 2022’de, Johnson başbakanlıktan istifa ettikten (6 Ekim 2022) hemen sonra yapılan bu bağış da o zaman bir İngiliz politikacısına yapılmış en büyük bağıştı. QinetiQ, bu bağıştan iki ay sonra, Ocak 2023’te, Rishi Sunak başbakanken, Savunma Bakanlığı’yla 80 milyon sterlinlik bir sözleşme imzalamıştı. Johnson’un Savunma Bakanı Ben Wallace, Rishi Sunak başbakan olduğunda da koltuğunu korumuştu. Belli ki ihale Boris Johnson zamanında kotarılmış, Rishi Sunak zamanında imzalanmıştı. (Harborne’un servetinin kaynakları konusunda Guardian’ın kapsamlı araştırmasına bakılabilir.)

Ben Delo bir nevi dahi.
Reform’un diğer bağışçısı, Ben Delo, daha önce yaptığı nispeten daha ufak bağışlarla dikkatleri üzerine çekmemişken, 12 Eylül’de 36 milyon sterlinlik bağışı BBC ve SkyNews tarafından açıklanınca, birdenbire gündeme oturdu.
42 yaşındaki Ben Delo bir süper zeka… 11 yaşında kodlamaya başlayan ve eş zamanlı olarak Asperger Sendromu teşhisi konan Delo, Oxford’dan, çift ana dalda, matematik ve bilgisayar bilimlerinde onur derecesiyle mezun olmuş. Mezun olduktan sonra finansal teknolojiler alanında kariyer yapan Belo, İngiltere’nin kendi emeğiyle yükselen en genç milyarderi unvanını kazanmış.
2014 yılında iki ortağıyla dünyanın ilk ve en büyük kripto para türev işlem platformlarından biri olan BitMEX’i kuran Delo, 2015 yılında kripto finans dünyasında devrim yaratan “sürekli vadeli işlemler” sözleşmelerini icat etmişti (Perpetual Swaps-Perp). Yatırımcılara kripto ve dijital varlıkları satın almadan fiyatları üzerinden işlem yapma ve daha az sermaye ile daha çok yatırım yapma olanağı sağlayan, vade sonu olmayan, yüksek kazançla yüksek riskin el ele gittiği bu sistem BitMEX’e milyarlarca dolarlık işlem hacmi ve devasa komisyon gelirleri kazandırmıştı.
2020 yılında ABD’de BitMEX ve kurucuları hakkında soruşturma başlatıldı. Şirket, ABD vatandaşlarına yasa dışı hizmet sunma, kara para aklama ve müşteri tanıma protokollerini kasten uygulamama ile suçlandı. Ben Delo Mart 2021’de New York’ta yetkililere teslim oldu. Yasaları kasten ihlal ettiğini kabul ederek mahkeme tarafından 10 milyon dolar para ve 30 ay denetimli serbestlik cezasına çarptırıldı (Başkan Biden dönemi). Bu, aslında, ABD yasaları uyarınca sağlanan bir uzlaşmaydı. 2025’te Delo, Başkan Trump tarafından affedildi, sicili temizlendi. Delo daha sonra davanın siyasi motivasyonlarla açıldığını söyledi.

Dikkat etmişsinizdir; iki öykümüzde de bir şekilde ABD Başkanı Trump’ın adı geçiyor. Trump’ın Kripto milyarderleri ile yakın bir ilişkisi var. Bu ilişkinin de ilginç ve inişli-çıkışlı bir öyküsü var. O zaman gelsin üçüncü öykümüz:
Kripto para (o zamanki jenerikleşmiş adıyla Bitcoin) 2016’daki seçim kampanyasında Trump’ın gündeminde yoktu. 2017-2020 arasındaki birinci başkanlık döneminde Trump kriptoyu dolara rakip görüyor, “yasa dışı işlemlerin ödeme aracı” olarak niteliyordu. Birinci Trump döneminin baskın çizgisi kriptoyu teşvik etmek değil denetlemek ve doların üstünlüğünü korumaktı.
Trump, 2022’nin sonunda kendi görüntülerinin (aralarında Süpermen kılıklı Trump’ın da yer aldığı çizgi roman üslubunda fantastik dijital portrelerin) kullanıldığı NFT dijital koleksiyon kartlarını satışa çıkararak bir “açılım” gerçekleştirdi. Kartların kısa sürede satılmasıyla, bu teknolojinin siyasi marka, seçmen sadakati ve gelir yaratma amacıyla kullanılabileceğini gördü. Ancak hâlâ kripto paraya mesafeliydi.
2024 seçimleri yaklaşırken Trump 180 derecelik bir dönüş yaptı. Seçim kampanyası sırasında kripto parayla bağış kabul etmeye başladı. Temmuz 2024’te Nashville’deki bitcoin konferansında yaptığı konuşmada ABD’yi “dünyanın kripto başkenti” yapma vaadinde bulundu. Trump, teknoloji oligarkları gibi kripto milyarderlerini de müttefikleri arasına katmıştı. Kripto sektörü de kurduğu siyasi eylem komiteleriyle Trump kampanyası için büyük harcamalar yaptı. Aynı yıl, Trump ve oğullarıyla bağlantılı bir şirket olan World Liberty Financial kamuoyuna tanıtıldı. Şirket WLFI adlı bir token (başkasının blok zinciri üzerinde çıkartılan dijital varlık) çıkarttı. Trump’ın adı ve siyasi etkisi projeye görünürlük sağlarken, aileyle bağlantılı kuruluşların token satış gelirlerinden pay alması ciddi çıkar çatışması tartışmalarına yol açtı.
Ocak 2025’te başkanlık yemin töreninin hemen öncesinde kendi adıyla $TRUMP adlı bir “meme coin” (bir tür dijital rozet; spekülatif bir kripto varlık; teknik olarak aslında bu da token) çıkardı; Melania Trump da bunun $MELANIA versiyonunu piyasaya sürdü. Fiyatlardaki sert dalgalanmalar ve Trump bağlantılı kuruluşların token arzındaki payı ve başkanın hem kripto politikasını belirlemesi hem de bu piyasadan gelir elde etmesi nedeniyle yeni bir etik tartışma başlattı.
Trump, ikinci döneminin ilk günlerinden itibaren dijital varlıkların ve blok zinciri teknolojisinin desteklenmesini federal politika hâline getirdi. Özel sektörün kripto paralarını desteklerken, ABD Merkez Bankası’nın kripto girişimini engelledi. Kripto sektörüne yakın isimler düzenleyici kurumlara getirildi ve Biden döneminde açılmış bazı davalar geri çekildi, askıya alındı veya uzlaşmayla sonuçlandırıldı. Kripto sektöründeki bazı hükümlülere af çıkarıldı. Bu değişiklikler sektör tarafından alkışlarla karşılanırken, muhalifler tarafından ise siyasi destekçilere sağlanan ayrıcalık olarak damgalandı.
Kişisel beyannameleri açıklandığında, kripto piyasasında hem hakem hem oyuncu olmasının Trump’a getirisinin, bir yıl içinde 1,4 milyar dolar olduğu ortaya çıktı. WSJ Trump’ın kazancını, “Trump, kripto para işlemlerinden 1 milyar dolar kazanırken, destekçileri bir servet kaybetti,” başlıklı bir haberle duyurdu. Aynı haberi New York Times (NYT) benzeri bir başlıkla verirken, “Başkan Trump ve ailesi, yüz binlerce yatırımcının zarar ettiği bir memecoin sayesinde muazzam mali kazançlar elde etti,” diyordu.
“Memecoin” denilen dijital varlığın herhangi bir alışverişte kullanılması mümkün değildi. Trumpçılar, belirli sayıda çıkarılan ve bir aidiyet simgesi gibi görülen bu “rozet”lerin ilk alıcısı olmak ve sonra belki de başka talipliler ortaya çıktığında onlara daha yüksek fiyatla satmak umuduyla bu dijital varlıklara saldırmışlardı. Bir yatırım aracı gibi bunlardan yüksek miktarlarda alım yapanlar vardı. Ancak kısa sürede fiyatları düşünce zararları büyük oldu. Trump ailesi de müthiş bir öngörüyle sadece birkaç gün içinde muazzam bir servete konmuş oldu. Tabii 1,4 milyar dolar, eldeki dijital varlıkların paraya çevrilmiş kısmı. Yoksa elde tutmaya devam ettikleri varlıklarla bu tutarın 5 milyar dolara çıktığını hesaplayanlar var.
Kripto uzun süredir gündemde. Ama hala elle tutulur bir yasal düzenlemesi yok. Kripto Para’nın “arkası boş bir sahtekarlık” olduğuna ilişkin tartışmalar artık demode… Neticede elimizdeki paranın da arkasında altın, gümüş, bakır gibi bir kıymetli varlıklar yok. Bir kağıt parçası ile alışveriş yapıyoruz. Parayı para yapan, onu çıkaran devletin o para için verdiği güvence… Devletin “bu paradır, alışverişinizi bununla yapabilirsiniz, benim vergimi de bununla ödeyebilirsiniz,” demesi o kağıt parçasını paraya çeviriyor.
Kripto paraya da devlet “bu paradır, benim vergimi bununla ödeyebilirsiniz” derse o da para hükmüne kavuşur. Peki bu devletin para basma tekelini kırmaz mı? O tekel kırılalı çok oluyor. Bankalar, kredi vererek, bono ihraç ederek, kredi kartı kullandırarak, devletin dışında, parayı ikame eden, kağıda basılmayan, dijital olarak sirküle eden bir “kaydi para” zaten yaratıyorlar. (Kripto para, blok zincirine dayalı olduğu için, devletin kayıt tekelini elinden alıyor sadece… Alsın…)
Ortada dönen milyarlarca dolarlık kripto para sıkı bir düzenlemeye tabi tutulsa, bunların yasa dışı işlemlerde kullanılması da caydırılamaz mı? Başlangıçta zor olsa da zamanla bu bir ölçüde sağlanabilir. (Kağıt parada ne kadar olabiliyorsa) Ama belli ki mevcut belirsizlikten çıkar sağlayanlar var ve bunların bir kısmı bu belirsizliği ortadan kaldırmakla yükümlü olanlar.
Geçtiğimiz hafta Clarity Act adlı kapsamlı kripto düzenleme tasarısı ABD Senatosu’nda reddedildi. Tartışma konularından biri Trump’un kripto yatırımlarından kâr elde etmemesini sağlayacak etik kuralların yasa tasarısına eklenmesiydi. İkincisi ise kripto kuruluşlarının faiz gibi ödüller vermesiydi. Bu ikincisine bankalar mevduat kaçışı endişesiyle karşı çıkıyordu.
Bizde ise kapsamlı düzenlemelerin yakınında bile değiliz. Bazı idari düzenlemeler, kara para aklama ve terör finansmanı açısından takip var. Ama para piyasası fonlarıyla ilgili son örnek, küçük yatırımcının birikimlerinin buharlaştırılmasına engel olabilecek mekanizmalarımız olmadığını gösteriyor. Varsa da uygulamıyoruz. Bu işlemler yasa dışıysa yasa dışı ilan etmek, yasalsa gerekli kapsamlı yasal düzenlemeleri yapmak ve bunları disiplinle uygulamak gerekmez mi? Yoksa burada da mı “Atı alan Üsküdar’ı geçti?