The Lancet’de yayınlanan bir çalışmaya göre dünya genelinde sekiz kanserden biri enfeksiyona bağlı olarak gelişiyor. 2024 verilerinin değerlendirildiği çalışmada 2,3 milyon vakanın bulaşıcı etkenlere bağlı olarak geliştiği hesaplandı.
Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıbbi Onkoloji Bilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. Yüksel Ürün bu araştırmayı ve mikroorganizmaların kansere nasıl yol açtığını anlattı.
Araştırmaya göre bütün yeni kanserlerin yaklaşık yüzde 12’sinin enfeksiyon kaynaklı. Aslında bazı virüslerin ve enfeksiyonların kansere yol açabildiğini uzun zamandır biliyoruz. Söz konusu çalışmanın yeniliği, bu ilişkiyi yeniden kanıtlamaktan çok, 2024 verileriyle enfeksiyonlara bağlı kanser yükünün ne kadar büyük olduğunu ve bildiğimiz enfeksiyon-kanser ilişkilerinin ne kadar genişlediğini göstermesi.
Vakaların büyük bölümü düşük ve orta gelirli ülkelerde
Araştırmanın önceki küresel analize göre 16 yeni enfeksiyon-kanser ilişkisi hesaba kattığını belirten Ürün “Bilimsel açıdan önemli yeniliklerden biri de bu” dedi.
HIV ve Merkel hücre poliomavirüsü bu kapsama girerken Epstein-Barr (EBV) virüsü, hepatit B ve C gibi bilinen etkenlerin ilişkilendirildiği kanser türlerinin kapsamı da genişledi. Bu nedenle çalışma, yalnızca sayıları güncellemiyor; enfeksiyonların kanser yükündeki yerini yeniden ve daha geniş bir çerçevede tanımlıyor.
Ürün’e göre araştırmanın en önemli mesajları kanserden korunmanın yalnızca aşılanmak, sigarayı bırakmak, sağlıklı beslenmek veya taramaya gitmek değil. Bazı enfeksiyonları önlemek, bazılarını erken tanıyıp tedavi etmek de doğrudan kanserden korunmanın bir parçası.
Diğer yandan enfeksiyona bağlı kanser yükü dünyanın her yerinde eşit dağılmıyor. Vakaların büyük bölümü düşük ve orta gelirli ülkelerde görülüyor. Ürün, “Bu nedenle konu yalnızca biyoloji değil, aynı zamanda aşıya, teste, tedaviye ve taramaya erişim meselesi de” dedi.
Sadece virüsler değil, bakteri ve parazitler de etkili
Ürün kanser yapan ‘mikrop’ dendiğinde yalnızca virüsleri düşünmememiz gerektiğini söyledi: “Bakteriler ve bazı parazitler de kansere yol açabiliyor. Üstelik dünyadaki en büyük tek enfeksiyon kaynaklı kanser yükü bugün bir bakteriye, H. pyloriye (mide kanseri, mide lenfoması yapabiliyor) ait.
Tek bir mikroorganizmaya bakarsak en büyük yük H. pyloriden geliyor. Ancak toplam tabloya baktığımızda HPV, hepatit B, EBV ve hepatit C gibi çok sayıda virüs üst sıralarda yer aldığı için virüsler enfeksiyona bağlı kanser yükünün önemli bölümünü oluşturuyor.
Parazitlerin de kanserle kesin ilişkileri var. Ancak küresel sayıları daha düşük. Schistosoma haematobium özellikle mesanenin skuamöz hücreli kanseriyle, Opisthorchis viverrini ve Clonorchis sinensis ise safra yolu kanserleriyle ilişkilendiriliyor.”
Bazı virüsler birden fazla kansere yol açabiliyor. Ürün’ün verdiği bilgiye göre HPV rahim ağzı başta olmak üzere anal, orofarenks, penis, vulva ve vajina kanserleriyle ilişkili. Hepatit B ve hepatit C özellikle karaciğer kanseriyle; EBV virüsü nazofarenks kanseri, mide kanseri ve bazı lenfomalarla; HHV-8, yani Kaposi sarkomuyla ilişkili herpes virüsü, Kaposi sarkomu ve primer efüzyon lenfomasıyla; HTLV-1 erişkin T hücreli lösemi/lenfomayla; Merkel hücre poliomavirüsü ise Merkel hücreli karsinomla ilişkili.
HIV biraz farklı. Klasik anlamda tümör hücresini doğrudan dönüştüren bir onkovirüs gibi davranmaktan çok, bağışıklık sistemini baskılayarak HPV, EBV ve HHV-8 gibi diğer kanser yapıcı enfeksiyonların etkisini kolaylaştırıyor.
‘Kusursuz fırtına’ya giden yol
Virüsler enfeksiyonlara yol açıyor. Peki ne oluyor da kanserleşmeye doğru gidiyor? Tek başlarına mı bunu yapıyorlar? Başka faktörler eklenince ‘kusursuz fırtına’ mı gerçekleşiyor?
Ürün bu soruya şu karşılığı verdi: “’Kusursuz fırtına’ benzetmesi burada oldukça yerinde. Bir virüsle enfekte olmak, kanser olacağınız anlamına gelmez. Çoğu enfeksiyon hiçbir zaman kansere dönüşmez. Risk genellikle enfeksiyonun uzun süre kalıcı olması ve yıllar içinde başka biyolojik faktörlerin de devreye girmesiyle artar.
Kanserleşme birkaç yoldan gelişebilir. Bazı virüsler hücrenin büyümesini kontrol eden mekanizmaları doğrudan bozabilir. Örneğin HPV’nin bazı proteinleri, hasarlı hücrelerin çoğalmasını engelleyen doğal kontrol sistemlerini devre dışı bırakabilir. Bazı enfeksiyonlarsa kronik inflamasyona, yani yıllarca süren iltihap ve sürekli hasar-onarım döngüsüne yol açar. Hepatit B ve C’de karaciğerde, H. pylori enfeksiyonunda midede bunun örneklerini görüyoruz.
Bir başka mekanizma bağışıklık sistemi. HIV, bağışıklık sistemini baskılayarak HPV, EBV ve HHV-8 gibi diğer kanser yapıcı enfeksiyonların kontrolünü zorlaştırır.”
Çoğu zaman bu tablonun gelişmesi için mikroorganizma tek başına yetmiyor. Genetik yatkınlık, bağışıklık durumu, yaş, çevresel ve beslenmeyle ilişkili faktörler ve eşlik eden başka enfeksiyonlar tabloyu değiştirebiliyor. Ürün, “EBV bunun iyi bir örneği. Enfeksiyon çok yaygın olmasına rağmen EBV’ye bağlı kanserlerin türü ve sıklığı dünyanın farklı bölgelerinde belirgin biçimde değişir. Kısacası enfeksiyon bazen ilk kıvılcımı oluşturur. Kanserin gelişip gelişmeyeceğiniyse enfeksiyonun kalıcılığı, mikroorganizmanın özellikleri ve kişiye ait diğer risk faktörleri birlikte belirler” diye konuştu.
Hepatit B, HPV aşılarının kanseri önlediği artık ‘kesin bilgi’. Her ikisi dışında aynı düzeyde kanıtla ve yaygın kullanımda olan üçüncü bir kanser önleyici aşı henüz yok. Ürün burada bir ayrıntıya dikkati çekti: “Hepatit B aşısı dolaylı olarak hepatit D’ye bağlı karaciğer kanseri riskini de azaltır. Hepatit D virüsü çoğalabilmek için hepatit B virüsüne ihtiyaç duyar. Bu nedenle hepatit B’yi aşıyla önlemek, hepatit D’ye bağlı hastalık yükünü de azaltır.”
Onkolojik etkileri bulunan başka virüslerle ilgili aşı çalışmaları sürüyor. Ürün en dikkat çekici hedeflerden birinin EBV’yle ilgili olduğunu anlattı. EBV aşıları için klinik çalışmalar sürüyor, ancak bugün için onaylanmış ve rutin kullanılanı henüz yok.
H. pylori ve Kaposi sarkomuyla ilişkili herpes virüsüne, KSHV/HHV-8’e karşı aşı geliştirilmesi de önemli araştırma alanları arasında. Özellikle H. pylori dikkat çekici. Çünkü bu çalışmada dünyadaki en büyük tek enfeksiyon kaynaklı kanser yükü onunla ilişkilendiriliyor.
Hepatit C ve HIV için de bugün onaylanmış koruyucu aşı bulunmuyor. Ancak aşı olmaması, bu enfeksiyonlara bağlı kanserleri önleyemediğimiz anlamına gelmiyor. Ürün, Hepatit C’nin etkin antiviral tedavisi, HIV’in önlenmesi ve tedavisi, H. pylorinin uygun kişilerde saptanıp eradike edilmesinin de kanserden korunma stratejisinin parçaları olduğunu vurguladı.
Her mide mikrobu saptanan kanser olmaz
H. pylori yaygın bir enfeksiyondur. H. pylori saptanan insanların büyük çoğunluğu mide kanseri geliştirmez. Dolayısıyla “H. pylori var, kanser olacağım” şeklinde bir denklemin kesinlikle doğru olmadığını vurgulayan Ürün, her pozitif testin de aktif enfeksiyon anlamına gelmediğini söyledi. Özellikle kanda bakılan H. pylori antikorları, geçmişte geçirilmiş bir enfeksiyondan sonra da pozitif kalabiliyor.
Ürün şöyle konuştu:
“Herkesi rastgele test etmek veya her pozitif sonucu otomatik olarak tedavi etmek değil; doğru kişide, doğru testle aktif enfeksiyonu göstermek ve tedaviyi buna göre planlamak gerekir. Aktif H. pylori enfeksiyonu doğrulandığında tedavi yoluna gidilebilir.”