Alper Hasanoğlu Berlin’den Yazıyor: Göze Batmayan Adam

12 Ekim 2026

Cumartesi akşamı. Berlin’de son günüm. Oğlum bugün geldi, ben yarın İstanbul’a dönüyorum. Onun valizi açılırken benimki kapanıyor. İki şehir arasında kurulmuş bir hayatın sıradan bir akşamı.

Berlin’de olduğum günlerde sevdiğim bir alışkanlığım var. Sabah günün gazetelerini alıp bir kafeye geçiyorum. Özellikle Süddeutsche Zeitung ve günlerden perşembeyse bir de Die Zeit. Bazen, kendime, “Ich bin ein Berliner,” demeye devam edebilmek için Berliner Morgenpost da alıyorum. Bu hafta Süddeutsche Zeitung’ta Oktoberfest’in geçen yıla göre daha az sıkıntılı geçtiğiyle ilgili bir başyazı vardı. Gazetelerde Berlin’le ilgili olarak genellikle şehrin kirliliği, sokaklarda biriken çöpler, ödenemez hâle gelen kiralar ya da Sol Parti’ye yöneltilen antisemitizm suçlamaları konuşulur. Berlinliler bu dertlere biraz da keyifle ortak olur. Kahvesini yudumlarken şehrin hâline söylenmek, buranın gündelik alışkanlıklarından biri sayılır. Bu hafta o tatlı dertlenmenin arasına bambaşka bir haber düştü. Almanya’nın devlet sırlarının yıllarca başka ülkelere taşınmış olabileceği ortaya çıktı. Taşan çöp konteynerlerine alışkın şehir, devletin belge dolaplarının da taştığını öğrendi.

Haberin kahramanı August Hanning. 1998’den 2005’e kadar Almanya’nın dış istihbarat servisi BND’nin başkanıydı. 6 Ekim sabahı Münster yakınlarındaki tuğla duvarlı müstakil evinde gözaltına alındı, birkaç gün içinde de Karlsruhe’deki Federal Mahkeme tutuklanmasına karar verdi. Seksen yaşındaki eski istihbarat şefine yöneltilen suçlamalar arasında vatana ihanete teşebbüs ve yabancı bir istihbarat servisi adına ajanlık faaliyeti var. Hanning hakkında kesinleşmiş bir hüküm yok, avukatı da suçlamalar hakkında konuşmuyor. Masumiyet karinesi geçerli. Yine de kamuoyuna yansıyan ayrıntılar, bir kafede haberi okurken kahveyi soğutmaya yetecek kadar ilginç.

Hanning görev yıllarında sakinliğiyle tanınırdı. Sık tekrarladığı bir söze göre iyi bir ajanı ayırt eden şey göze batmamasıydı. Bu ilkeye sadık kaldığı anlaşılıyor. İddialar doğruysa yaklaşık on iki yıl boyunca kimsenin gözüne batmadı. BND’den ayrıldıktan sonra dört yıl İçişleri Bakanlığı’nda müsteşar olarak çalıştı, ardından özel sektöre geçip güvenlik danışmanlığına başladı. Savcılığa göre asıl hikâye bundan sonra başlıyor.

İddiaya göre Hanning 2010 yılında eski büro şefi Manfred D. ile bir anlaşma yaptı. Manfred D. 2012’den bu yılın mart ayına kadar Hanning’in halefleri olan BND başkanlarının büro şefliğini yürüttü. Serviste kotarılan gizli belgelerin önemli bir kısmı onun masasından geçiyordu. Savcılık bu belgelerden yaklaşık iki bininin para karşılığında Haziran 2022’ye kadar Hanning’e ulaştırıldığını öne sürüyor. Aralarında Başbakanlık’taki istihbarat değerlendirme toplantıları için hazırlanan brifingler de bulunuyor. Bir başka deyişle eski şef, emekliliğinde de şansölyenin önüne konan brifingleri okumaya devam etmiş olabilir. Ama bu kez abonelik ücretini kendi cebinden ödeyerek.

Hanning’in bu bilgileri danışmanlık işinde kullandığı, bir seferinde de yabancı bir istihbarat aygıtında çalışan biri için bu belgelere dayanan bir analiz hazırladığı iddia ediliyor. Der Spiegel’e göre analizi sipariş eden kişi Azerbaycan istihbaratından. Savcılık ülke adı vermiyor, analizin alıcısına ulaşıp ulaşmadığı da henüz bilinmiyor. Hükümet sözcüsü ise hangi servise çalışıldığını bilmediklerini, hiçbir ihtimali dışlamadıklarını söyledi. Bir devletin kendi istihbarat dünyası hakkında verebileceği cevaplar arasında bu pek de güven verici sayılmaz.

Dosyanın ortaya çıkışı da ayrı bir hikâye. Soruşturmacılar Hanning’in izine bambaşka bir dosyada rastladı. Hamburg’daki Christina Block çocuk kaçırma davası kapsamında, olaya karıştığı şüphesiyle Eylül 2025’te evinde arama yapıldı. Hanning bu bağlantıyı reddediyor. Aramada ele geçen bir veri taşıyıcısında ise yakın tarihli, gizlilik dereceli BND belgeleri çıktı. Almanya’nın sırlarını koruyan sistem, bu sırların dışarı taşındığını kendi denetimiyle değil, başka bir suçun soruşturmasında tesadüfen öğrendi. Kafedeki Berlinli bu satırları okurken, şehirdeki asıl sızıntının çöp konteynerlerinden gelmediğini fark etmiş olabilir.

Alman basını şimdi müttefik servislerin Berlin’le bilgi paylaşırken daha temkinli davranabileceğini yazıyor haklı olarak. Kendi eski başkanını denetleyemeyen bir kurumun ortaklarına güven vermesi kolay olmayacak.

Bu güvensizlik boşuna yaşanmıyor. Ağustos başında Leipzig/Halle Havalimanı’nda patlayıcı yüklü bir drone bulundu. Soruşturmacılara göre hedef bir Ukrayna kargo uçağıydı, saldırı büyük olasılıkla fünye çalışmadığı için gerçekleşmedi. Güvenlik kaynakları Rus istihbaratının parmağı olabileceğini düşünüyor, Rusya ise suçlamayı reddediyor. Ülke dışarıdan gelen tehditlere karşı tetikteyken, sızıntının içeriden, servisin yönetim katından geldiği ortaya çıktı bu arada.

Bonn’dan Pullach’a Casuslar

Almanya bu tür hikâyelere yabancı değil. Federal Cumhuriyet’in tarihi, kapıların sessizce çalındığı sabahlarla dolu.

24 Nisan 1974 sabahı Bonn’da polis Günter Guillaume’un kapısını çaldı. Guillaume, Şansölye Willy Brandt’ın yakın çalışma arkadaşıydı. 1972’den beri Brandt’ın yanındaydı, yolculuklarına eşlik ediyor, gizli yazışmalara erişebiliyordu. Aslında Doğu Almanya’nın istihbarat servisi Stasi için çalışıyordu. Kontr-istihbarat ondan bir yıl önce şüphelenmiş, fakat onu bir süre daha şansölyenin yanında bırakmıştı. Gözaltına alınırken kendini Doğu Alman ordusunun bir subayı olarak tanıttığı anlatılır. İki hafta sonra, 7 Mayıs’ta, Brandt istifa etti. Federal Cumhuriyet’in ilk sosyal demokrat şansölyesi, odasında birlikte kahve ve şnaps içecek kadar güvendiği bir casus yüzünden gitmek zorunda kaldı.

Ondan önce Heinz Felfe vardı. Nazi döneminde Reich Güvenlik Servisi’nde çalışmış, savaştan sonra BND’nin öncüsü Gehlen Örgütü’ne, ardından BND’ye geçmişti. Servisin Sovyetler Birliği’ne karşı kontr-istihbarat bölümünün başına getirildi. 1951’den 1961’e kadar on yıl boyunca Sovyet gizli servisi KGB için çalıştı. Almanya’yı Moskova’ya karşı koruması gereken adam Moskova’nın adamıydı. 1963’te on dört yıl hapis cezası aldı, 1969’da bir casus takasıyla serbest kaldı.

1985 yazında bu kez Federal Anayasayı Koruma Dairesi sarsıldı. Dairenin Doğu Almanya’ya karşı kontr-istihbarat şefi Hansjoachim Tiedge bir gün ortadan kayboldu, birkaç gün sonra Doğu Berlin’de ortaya çıktı. Duvar yıkıldıktan sonra da sürprizler bitmedi. BND’nin üst düzey analistlerinden Gabriele Gast’ın 1968’den beri yaklaşık yirmi yıl Stasi için çalıştığı anlaşıldı. NATO karargâhında çalışan Rainer Rupp, Topas kod adıyla Doğu Berlin’e bilgi taşıdığı için 1993’te tutuklandı.

Soğuk Savaş bitti, ama casusluk bitmedi. 2014’te BND çalışanı Markus R.’nin Amerikan istihbaratına belge sattığı, Ruslara da hizmet teklif ettiği ortaya çıktı, iki yıl sonra sekiz yıl hapis cezası aldı. Aralık 2022’de ise BND’nin personel güvenliğinden ve iç kontr-istihbarattan sorumlu biriminin başına yeni getirilen Carsten L. tutuklandı. Savcılığa göre Rus istihbaratı FSB’nin Ukrayna’ya yapılan silah teslimatlarına dair sorularını, servisin iç sisteminden çıkardığı belgelerle cevaplamış, karşılığında 450 bin euro almıştı. Belgeleri Moskova’ya bir elmas tüccarı taşıyordu. Servisi casuslardan korumakla görevli birimin başındaki adam, casusluk suçlamasıyla hâkim karşısına çıktı.

Hanning’i bu galeriden ayıran şey rütbesi. Guillaume bir şansölyenin yanındaydı, Felfe bir dairenin başındaydı, Carsten L. bir birimin. Hanning ise servisin kendisinin başındaydı. DPA (Alman Basın Ajansı) olayı BND tarihinde emsalsiz bir vaka olarak niteledi. Yıllarca casus avlayan kurumun eski başkanı, şimdi kendisi bir casusluk soruşturmasının merkezinde duruyor.

Bir Sosyal Demokratın Rus Dostluğu

Aynı hafta Moskova’dan gelen bir fotoğraf gündemi biraz daha renklendirdi. Kremlin, Putin’in 7 Ekim’deki doğum gününü eski Alman Başbakanı Gerhard Schröder ile birlikte geçirdiğini duyurdu. Açıklamaya göre Putin, Schröder’in Moskova’da olduğunu o sabah medyadan öğrenmiş ve eski dostunu evine davet etmiş. Koca bir istihbarat aygıtının başındaki liderin, eski dostunun şehre geldiğini gazeteden öğrenmesi de ayrı bir mizah konusu. Schröder resmî olarak Rus market zinciri Globus’un çalışanlarıyla görüşmek üzere oradaydı, bu şirketin denetim kuruluna birkaç gün önce girmişti. Hanning’in BND başkanlığının neredeyse tamamı Schröder’in başbakanlığına denk geliyor.

Schröder ile Putin’in dostluğu uzun bir hikâye. 2004’te bir televizyon programında Putin’in kusursuz bir demokrat olup olmadığı sorulduğunda Schröder buna inandığını söylemişti. 8 Eylül 2005’te, seçimden on gün önce, Baltık Denizi’nin altından geçecek doğal gaz boru hattının niyet mektubu Berlin’de, Schröder ile Putin’in huzurunda imzalandı. Schröder seçimi kaybettikten kısa süre sonra Gazprom’un çoğunluk ortağı olduğu Nord Stream şirketinin hissedarlar komitesinin başına geçti. 2017’de Rus devlet petrol şirketi Rosneft’in yönetim kurulu başkanı oldu. Rusya’nın Ukrayna’yı işgalini ölümcül bir hata olarak nitelendirdi, fakat Putin’le dostluğundan vazgeçmedi.

Boru hattı Polonya’yı, Baltık ülkelerini ve Ukrayna’yı dolaşıyordu. Varşova bu rotayı unutmadı. Polonya Savunma Bakanı Radosław Sikorski 2006’da projeyi 1939’daki Molotov-Ribbentrop Paktı’na benzetti, Polonya’nın kendisi üzerinden yapılan anlaşmalara karşı hassas olduğunu söyledi.

Bu yakınlığı yalnızca para ya da kişisel dostlukla açıklamak bana eksik görünüyor. Schröder bir sosyal demokrat, Putin eski bir KGB subayı ve bir Rus milliyetçisi. Yüzeyde iki ayrı dünya. Yüzeyin altında ise benzer bir bakış var. İkisi de Avrupa’yı büyük güçlerin anlaştığı, aradaki halkların ise bu anlaşmaların konusu olduğu bir satranç tahtası gibi görüyor. Polonya, Baltık ülkeleri ve Ukrayna bu bakışta özne değil, iki başkent arasındaki bir geçiş alanı. Adını koymak gerekirse bu, sömürgeci bir bakış. Putin 2021’de Rusların ve Ukraynalıların tek bir halk olduğunu söylerken, Schröder Ukrayna’yı dolaşan bir boru hattını iki ülkenin ortak çıkarı olarak sunarken aynı haritaya bakıyordu.

Milliyetçilik de bu yakınlığın bir parçası. Schröder 2002 seçim kampanyasında Irak savaşına karşı çıkarken bir Alman yolundan söz etmişti. Sosyal demokrasinin enternasyonalist dili, onun elinde ulusal çıkarın ve büyük güç pazarlığının diline dönüştü. Putin’in Rus milliyetçiliğiyle buluştuğu yer burası. İki adam birbirinde kendi büyüklük hayallerinin onayını buldu. Biri sosyal demokrat, öbürü otokrat, ama aynı masada aynı dili konuşuyorlardı.

Hikâyenin bir ironisi de var. Bild gazetesinin 2022’de isimsiz bir kaynağa dayanarak yazdığına göre BND, 1999 başında Başbakanlık’ı Kremlin’in Schröder’i adım adım kendine bağlamayı amaçlayan bir planı hakkında bilgilendirmişti. O sırada BND’nin başında August Hanning vardı. Uyaran servisin başkanı bugün tutuklu, uyarılan şansölye Putin’in doğum günü sofrasında.

İki olayı birbirine bağlayan bir kanıt yok. Schröder’in Rus şirketlerindeki görevleri yasal, Hanning hakkındaki suçlamalar ise henüz yalnızca suçlama. Yine de iki hikâyenin ortak bir zemini var. İkisi de devletin tepesinde edinilmiş ilişki, bilgi ve itibarın görevden sonra nereye taşındığı sorusuna dokunuyor. Schröder bu birikimi açıkça bir Rus devlet şirketinin hizmetine verdi. Hanning ise savcılığın iddiasına göre devletin bilgisini satın alıp yeniden sattı. Biri meşru ama tartışmalı bir kariyer tercihi, diğeri iddia edilen bir suç. İkisinde de devlet, eski yöneticisinin görev sonrası hayatı karşısında uzun süre seyirci kaldı.

Böylece Almanya bir hafta içinde iki şeyi birden öğrenmiş oldu. Eski şansölyesinin Moskova’da kimin sofrasına oturduğunu biliyor, eski istihbarat şefinin kimin için analiz yazdığını ise henüz bilmiyor. İkisinin de devlete bağlılığına artık güvenemiyor.

Almanya’da eski bakanlar ve üst düzey bürokratlar için görev sonrası iş değişikliklerine dair bekleme süreleri ve bildirim yükümlülükleri bulunuyor. Fakat bu kurallar kâğıt üzerindeki bir iş sözleşmesini denetleyebiliyor, bir insanın yıllar içinde kurduğu ilişkileri ve eski çalışma arkadaşlarıyla süren bağlarını değil. Hanning’in iddia edilen bilgi kaynağı yabancı bir casus değil, kendi eski büro şefiydi. Alman bürokrasisinin meşhur sadakat kültürü burada beklenmedik bir biçimde işlemiş görünüyor.

Sırlar Kime Ait

Dosya mahkemede nasıl sonuçlanırsa sonuçlansın, Almanya bir soruya cevap vermek zorunda kalacak. Devletin sırlarını bilen insanlar görevden ayrıldığında, bu sırlar kime ait olmaya devam ediyor?

Gazeteyi katlayıp kahvemin son yudumunu içerken Hanning’in düsturu aklıma geliyor. İyi bir ajan göze batmaz. Almanya’nın sorunu belki de tam bu. Göze batmayanı, iş işten geçtikten sonra fark ediyor ancak.

10Haber bültenine üye olun, gündem özeti her sabah mailinize gelsin.