Cumartesi Anneleri 1126'ncı haftada 35 sene önce İstanbul'daki evinin önünden Beyaz Toros ile kaçırılan ve bir daha kendisinden haber alınamayan Hüseyin Toraman'ın akıbetini sordu.
Gözaltında kaybedilen yakınlarının akıbetini sormak ve faillerin yargılanmasını talep etmek için Galatasaray Meydanı’nda 1995 yılından beri oturma eylemi yapan Cumartesi Anneleri bu hafta da meydandaydı.
1126. haftada kamuoyuna yine Galatasaray Meydanı’nı çevreleyen barikatların önünden seslendiler.
Ellerinde kayıplarının fotoğrafları ve karanfiller taşıyan Cumartesi Anneleri, 1991’de İstanbul’daki evinin önünden ile kaçırılan ve bir daha kendisinden haber alınamayan Hüseyin Toraman’ın akıbetini sordu.
Kayıp yakını Oya Ersoy’un okuduğu açıklamanın tamamı şu şekilde:
“Hakikati bilmeye hakkımız var; Hüseyin Toraman’a ne oldu?
1126.haftamıza da aynı sorularla başlıyoruz: kayıplarımıza ne oldu? Başlarına ne geldi, neredeler? Onları kaybedenler neden korunuyor?
Bu sorularımızın cevabını öğrenmek, kayıp yakınları olarak en temel hakkımızdır. Bu hakkımızın gereği olarak Devlet, sorularımızı cevaplamak, gerçeği ortaya çıkarmak ve sorumlulardan hesap sormakla yükümlüdür.
Bugün bir kez daha söylüyoruz: hakikati bilmek bizim hakkımız, kayıplarımızın akıbetini açıklamak ve adaleti sağlamak da devletin görevidir.
1126.haftamızda 35 yıldır sorularımızın cevapsız bırakıldığı, adaletin sağlanmadığı Hüseyin Toraman dosyasını bir kez daha kamuoyu ile paylaşıyoruz.
24 yaşındaki Hüseyin Toraman, 27 Ekim 1991 sabahı İstanbul Kocamustafapaşa’daki evinin önünden, kendilerini polis olarak tanıtan silahlı ve telsizli, sivil giyimli kişiler tarafından durduruldu. 34 ATZ 56 plakalı Beyaz Toros’a zorla bindirilerek götürüldü. Yaşananlara mahalle sakinleri ve Hüseyin’in eşi tanık oldu.
Mahallelinin ihbarı üzerine Çınar Polis Karakolu’ndan gelen ekip, tanıkları dinledikten sonra bir kaç telefon görüşmesi yaptı. Telefon görüşmelerinin ardından herhangi bir işlem yapmadan olay yerinden ayrıldı. O günden sonra Hüseyin’den bir daha haber alınamadı.
Hüseyin’in babası Ali Rıza Toraman, hemen Çınar Karakol’una gitti. Karakol amirine oğlunu götürenlere neden müdahale edilmediğini sordu. Aldığı yanıt, yaşananlara dair önemli bir bilgiydi: Karakol amiri, Hüseyin’in kaçırılmadığını, siyasi polisler tarafından gözaltına alındığını söyledi. Baba Toraman bu görüşmenin ses kaydını aldı.
Aile, ellerindeki ses kaydıyla dönemin İstanbul Emniyet Müdürü Mehmet Ağar, İçişleri Bakanı İsmet Sezgin ve Başbakan Demirel ile görüştü ama her yerde inkarla karşılaştı.
Aile, oğullarını bulabilmek için emniyete, savcılığa ve ilgili bütün kurumlara başvurdu. Tanıkların anlatımları, babanın kaydettiği görüşme ve ailenin ısrarlı girişimleri gerçeğin ortaya çıkarılması için önemli dayanaklardı. Ancak bu bilgiler etkili bir soruşturmaya dönüştürülmedi.
1991 yılında başlatılan soruşturma sonuçsuz bırakıldı. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nda yürütülen dosyaya 23 Ocak 2012 tarihinde takipsizlik kararı verildi. Yapılan itiraz üzerine Bakırköy 12. Ağır Ceza Mahkemesi 9Nisan 2012 tarihinde bu kararı kaldırdı ve dosyanın devamına karar verdi. Ancak dosyada, gerçeği ortaya çıkaracak ve sorumluların yargılanmasını sağlayacak ilerleme sağlanmadı. Dosya sürüncemede bırakıldı.
Hüseyin Toraman dosyasında zaman, hakikatin önüne çekilen bir sete, cezasızlık ise kamu görevlilerini sorumluluktan koruyan bir kalkana dönüştü.
Hüseyin Toraman’ın kaybedilmesinin üzerinden 35 yıl geçti. Aradan geçen 35 yıl, ne devletin sorumluluğunu ne de hakikati öğrenme hakkımızı ortadan kaldırmaz.
Buradan tarihe not düşmek için bir kez daha yargı makamlarına ve iktidara sesleniyoruz:
Dosyanın sürüncemede bırakılmasına son verin; etkili, bağımsız ve kapsamlı bir soruşturma yürütülmesi için harekete geçin.
Kaç yıl geçerse geçsin; Hüseyin Toraman için, tüm kayıplarımız için, adalet istemekten, devletin evrensel hukuk normları içinde hareket etmek zorunda olduğunu hatırlatmaktan vazgeçmeyeceğiz.”