Yalanın ulaştığı yere gerçek de ulaşmalı

Gündem 27 Ekim 2026

Avrupa, çocukların güvenliği ve dijital içeriklere duyulan güven konusunda daha güçlü kurallar oluşturuyor. Ancak hâlâ giderilemeyen önemli bir eksiklik var: İnternette yanlış bir iddia hızla yayılırken, o iddiayı çürüten doğrulanmış bilgiler aynı insanlara benzer hız ve görünürlükle ulaşamıyor. Avrupa Birliği, düzeltmelerin nasıl duyurulacağını da dijital güvenlik tartışmalarının merkezine taşımalı.

Avrupa Komisyonunun 17 Eylül’de sunduğu EU KIDS Act, yani çocukların çevrim içi güvenliğine yönelik yasa teklifi, bu ihtiyacı yeniden gündeme getiriyor. Teklif, sosyal medyaya erişimde yaşa göre kademeli bir yaklaşım öngörüyor ve platformlardan hizmetlerinin çocuklar için güvenli olduğunu göstermelerini istiyor. Çocukların kullandığı dijital hizmetlerin daha güvenli tasarlanması da teklifin temel hedefleri arasında. Henüz yasalaşmamış olan düzenlemenin ayrıntıları, Avrupa Parlamentosu ve AB Konseyi tarafından değerlendirilecek.

Bu yaklaşım, çocukların dijital güvenliğini sağlama sorumluluğunu ailelerin gözetiminin ötesine taşıyor. Platformların nasıl tasarlandığı, hangi içerikleri öne çıkardığı ve kullanıcıları hangi davranışlara yönlendirdiği de bu sorumluluğun bir parçası.

AB’nin yürürlükteki Dijital Hizmetler Yasası (DSA), en büyük platformların ve arama motorlarının hizmetlerinden kaynaklanan sistemik riskleri değerlendirmelerini ve bunları azaltmak için makul, ölçülü tedbirler almalarını zaten zorunlu kılıyor. Bu değerlendirmelerde ifade özgürlüğü, medya çoğulculuğu ve çocuk hakları gibi temel hakların da dikkate alınması gerekiyor.

Komisyonun 2025’te yayımladığı çocukların korunmasına ilişkin rehber ise mahremiyeti koruyan varsayılan ayarlar ve içerik öneri sistemleri üzerinde kontrol imkânı gibi önlemler tavsiye ediyor. Rehberin kendisi bağlayıcı olmasa da platformların DSA kapsamındaki yükümlülüklerini yerine getirip getirmediğinin değerlendirilmesinde yol gösterici olabiliyor.

Yapay Zekâ Yasası da bu çerçeveye önemli bir araç ekliyor. Yasanın 50’nci maddesi kapsamındaki belirli şeffaflık yükümlülükleri, 2 Ağustos’tan bu yana uygulanıyor. Bunlar, insanların gerçeğe son derece yakın sahte görüntü veya ses kayıtlarıyla, yani “deepfake” içeriklerle ve kamu yararını ilgilendiren belirli yapay zekâ içerikleriyle karşılaştıklarında bilgilendirilmelerini kapsıyor.

Ancak bir içeriğin nasıl üretildiğini bilmek, içindeki iddianın doğru olduğunu bilmek anlamına gelmiyor. Etiketleme, üretim yöntemini anlamaya yardımcı olabilir; doğruluğun yerini tutamaz. İçeriğin kaynağı ile iddianın gerçekliği farklı sorulardır. Düzenlemeler bu ayrımı gözetmeli.

Düzeltme de aynı kitleye ulaşmalı

Bu noktada somut bir adım atılabilir: Platformlar, sistemik risklerle mücadele planlarına şeffaf bir düzeltme mekanizması eklemeli.

Geniş kitlelere ulaşmış bir olgusal iddianın yanlışlığı güvenilir kanıtlarla ortaya konduğunda, o iddiayı gören insanlar doğrulanmış düzeltmeye de aynı dijital ortamda ulaşabilmeli. Bunun için özgün içeriğin yanına bir açıklama veya bağlantı eklenebilir. İçeriği gören ya da paylaşan kullanıcılara düzeltme bildirilebilir. Düzeltmenin ne kadar sürede, kaç kişiye ulaştığına ilişkin toplu veriler yayımlanabilir.

Böyle bir mekanizmanın hangi durumlarda devreye gireceği açıkça tanımlanmalı. Uygulama, kanıtlarla sınanabilecek olgusal iddialarla sınırlı kalmalı. Düzeltmenin dayanağı ve kim tarafından yapıldığı görülebilmeli.

Görüşler, hiciv, tartışmalı yorumlar ve hukuka uygun gazetecilik faaliyetleri, sırf birileri itiraz ediyor diye bu mekanizmanın hedefi hâline getirilmemeli. Kullanıcılar ve yayıncılar kararların gerekçelerini öğrenebilmeli, itiraz edebilmeli. Bağımsız araştırmacılar ve denetçiler de sistemin nasıl işlediğini inceleyebilmeli.

Doğrulanmamış iddiaların insani bedeli

Doğrulanmamış iddiaların ne kadar ağır zararlar verebildiğini şahsen biliyorum. Türkiye’nin 2013 yılında FETÖ teröristlerinin yol açtığı siyasi çalkantıları yaşadığı dönemde, benimle ilgili iddialar ve montajlanmış kayıtlar, kamuoyu bunların gerçekliğini ve bağlamını sağlıklı biçimde değerlendiremeden dolaşıma sokuldu. Bunun kendim ve ailem üzerindeki zararlarını yaşadım.

Bu deneyim, kamu görevlilerine yönelik eleştirinin meşruiyetini azaltmaz. Aksine; doğrulamanın, bağlamın aktarılmasının, cevap hakkının ve hızlı düzeltmenin, yetki sahipleri dâhil herkes için geçerli olması gerektiğini gösterir.

Aynı ilke çocuklar açısından da önem taşıyor. Güvenlik, gençleri her sarsıcı görüntüden veya rahatsız edici haberden uzak tutmak anlamına gelemez. Gazetecilik, şiddeti belgeleyebilmeli ve kurumları hesap vermeye çağırabilmeli.

Ancak bir çocuk, öneri sistemlerinin öne çıkardığı sahte bir videoyla veya asılsız bir suçlamayla karşılaştığında, neyin bilindiğini, neyin düzeltildiğini ve neden düzeltildiğini anlayabilmeli. İnsanların ne göreceğini belirleyen dijital hizmetlerin de desteklediği böyle bir yaklaşım, medya okuryazarlığını günlük hayatın parçası hâline getirebilir.

Kuralların başarısı uygulamada belli olacak

AB, DSA’nın mevcut risk temelli çerçevesinden yararlanarak bu tür düzeltme mekanizmalarını denemeli. Yasa yapıcılar da EU KIDS Act görüşmelerinde, çocukların doğrulanmış bilgiye ve içeriğin bağlamına erişiminin nasıl güçlendirilebileceğini değerlendirmeli.

Komisyon, şeffaf ölçütler ve karşılaştırılabilir veriler yayımlamalı. Platformlar, özgün içeriklerle bunlara ilişkin düzeltmeler arasındaki bağı korumalı. Haber kuruluşları ve doğrulama ekipleri ise kanıt, güncelleme ve cevap hakkı konusunda açık mesleki standartlar uygulamalı. Bütün bunlar, hükümetlere editoryal kararları belirleme yetkisi verilmeden yapılabilir.

Avrupa’nın dijital kuralları, tasarım, şeffaflık ve hesap verebilirlik alanlarında somut yükümlülüklere dönüşüyor. Bu kuralların başarısı, zarar başladıktan sonra insanların güvenilir bilgiye ulaşıp ulaşamadığıyla da ölçülecek.

Demokratik bir dijital kamusal alanın, güçlü gazeteciliğe ve yanlışların adil biçimde düzeltilebildiği bir düzene ihtiyacı var. Düzeltmeler de yanlış iddialar kadar kolay bulunabilir, zamanında ve görünür olmalı.

Yalanın ulaştığı yere gerçek de ulaşmalı.

***

Dr. Egemen Bağış, Büyükelçi, Türkiye Cumhuriyeti eski Avrupa Birliği Bakanı ve Başmüzakerecisi

Bu yazının İngilizce aslı, 25 Ekim 2026 tarihinde European Interest’te “Europe must make online corrections travel as far as falsehoods” başlığıyla yayımlandı.

10Haber bültenine üye olun, gündem özeti her sabah mailinize gelsin.