Avrupa'nın Batısı aşırı sağ korkuları yaşar ve bu partilerin yükselişini izlerken Doğu Avrupa'da tersi yaşanıyor. Polonya ve Macaristan'ın ardından Sırbistan'da da otoriter popülizmin sandıkta ağır yenilgiye uğraması, demokrasiden ümit kesilmemesi gerektiğini herkse öğretiyor.
Macaristan’daki seçmenler geçtiğimiz Nisan ayında yenilmez gibi görünen popülist liderleri Viktor Orban’ı sandıkta devirdiğinde, komşu Sırbistan’da yaşayan genç bir tasarımcı olan Andrej Borovac büyük bir sevinç yaşamıştı. Ancak kendi ülkesindeki otoriter liderin aynı kaderi paylaşabileceği konusunda pek umutlu değildi.
O günleri hatırlayan Borovac, “Bunun burada gerçekleşmesi imkansız sanıyordum” diyor. 2012’den bu yana Sırp siyasetinin mutlak hakimi olan Aleksandar Vucic; güvenlik güçleri, majör medya organları, seçim kurulu ve diğer devlet kurumları üzerindeki on yılı aşkın denetimiyle sarsılmaz görünüyordu. Ya da herkes öyle zannediyordu.
Ancak Pazar gecesi 38 yaşındaki Borovac ve iki arkadaşı, başkent Belgrad’daki Parlamento binası önünde toplanan on binlerce kişiye katılarak, Vucic’in bu kritik genel seçimdeki yenilgisini kutladı.
Elinizde Sırp bayrakları dalgalandıran ve kırmızı meşaleler yakan coşkulu kalabalığın arasında konuşan Borovac,”Macar Baharı Sırbistan’a sonbaharda geldi” dedi. Yanı başında ise bir grup genç Sırp sevinçten dans ediyordu.
The New York Times’ın seçim sonrası değerlendirme haberi, sağ milliyetçi dalganın yükselişinden endişe duyan liberal çevreler için, 1989’da Sovyet hegemonyasının çöküşünün ardından popülist siyasetin ilk kalelerinden biri olan eski Komünist Doğu Bloku, rüzgarın tersine dönebileceğini kanıtladığını söylüyor.
Bu yıl Macaristan ve Sırbistan’da, 2023’te ise Polonya’da yapılan seçimler; Çek muhalif ve sonrasının devlet başkanı Vaclav Havel’in 1978 tarihli “Güçsüzlerin Gücü” kitabında dile getirdiği, neredeyse unutulmaya yüz tutmuş liberal umutlara yeniden hayat verdi. Yolsuzluğa karşı duyulan ortak öfke, birbirinden farklı ve zaman zaman çelişkili siyasi güçleri bir araya getirdi. İktidar partisiyle bağlantılı kişilerin sergilediği göze batan zenginlikten rahatsız olan geniş kitleler, bu ortak paydada buluştu.
Almanya, Fransa, İtalya ve Batı Avrupa’nın genelinde yerleşik düzene karşı çıkan milliyetçi cephe, önlenemez bir güç gibi görünüyor ve önümüzdeki yıl yapılacak bir dizi seçimde güçlü sonuçlar alabilir. Ancak şu an için Doğu Avrupa ve ötesinde, bu hareket ilk kez belirgin bir kan kaybı ve zorlanma emareleri gösteriyor.
Sırbistan seçimiyle aynı gün, Brezilya’daki seçmenler de aşırı sağın kesin görünen zaferini reddederek solcu lider Luiz Inácio Lula da Silva’ya zaferi getirdi.
Sırbistan’daki seçim sonuçları, önümüzdeki hafta zorlu bir seçime girmeye hazırlanan ve anketlerde geride görünen Donald Trump’ın MAGA (Make America Great Again) hareketini de rahatsız edecek nitelikte. Trump kanadı, ulusal egemenliği savunma ve Avrupalı liberallere direnme konusunda Sırp lideri kendilerine yakın bir ruh ikizi olarak görüyordu. Hatta Trump ailesi, ülkede bazı ticari yatırımlar yapmayı hedefliyordu.
Seçimden birkaç hafta önce, Trump çizgisine yakın Amerikan kuruluşu CPAC (Muhafazakar Siyasi Eylem Konferansı),Balkanlar’daki ilk toplantısını Kasım ayında Belgrad’da düzenleyeceğini ve etkinliğin “ana konuşmacısının Cumhurbaşkanı Aleksandar Vucic olacağını” duyurmuştu.
CPAC daha önce Avrupa’daki faaliyetlerini her yıl büyük toplantılar düzenlediği Macaristan’a yoğunlaştırmıştı. Ancak Orban’ın yenilgisi ve yeni hükümetin yurt dışından gelen “anti-woke” (aşırı duyarlılık karşıtı) savaşçıların projelerini finanse eden vakıflara sağlanan devlet desteğini kesmesiyle bu etkinlikler de belirsizliğe gömüldü.
Yine de Doğu Avrupa’daki bu siyasi dinamik tek taraflı ilerlemiyor ve sık sık zikzaklar çiziyor. Bu yıl Slovenya’da, geçen yıl Çek Cumhuriyeti’nde yapılan parlamento seçimleri ile Polonya’daki cumhurbaşkanlığı seçiminde milliyetçi güçler az bir farkla da olsa zafer elde etmeyi başardı.
Ayrıca milliyetçi sağa karşı yükselen güçler de homojen bir yapıda değil ve küreselleşmeci-liberal çizgiden hayli uzaklar.Örneğin Orban, eskiden kendi sadık bir destekçisi olan muhafazakar Peter Magyar’ın liderliğindeki yeni bir parti tarafından devrildi. Vucic ise neredeyse tamamı siyasete yeni giren ve öğrenciler tarafından seçilen adaylardan oluşan bir listeye kaybetti.
Berlin’deki Küresel Kamu Politikaları Enstitüsü Direktörü Thorsten Benner, hem Macaristan hem de Sırbistan’dan çıkarılacak dersin şu olduğunu belirtiyor: “Bir noktada, iktidar karşıtı öfke bu otokrat liderleri vuruyor. Ancak yerine gelen alternatifler kusursuz liberaller olmayabilir. Yine de buradaki asıl sevindirici ders, bu otokratların seçim kaybedebileceği ve yenilgiyi kabul etmek zorunda kalabileceğidir.”
Vucic’in uzun yıllar süren iktidarının temelini oluşturan Sırp İlerleme Partisi, klasik bir sağ parti sayılamazdı.Özelleştirmelere karşı çıkıyor ve güçlü bir büyüme gösteren ekonominin büyük bölümünü devlet kontrolünde tutmayı vaat ediyordu.
Yaklaşık %70 ile rekor seviyede gerçekleşen katılım oranının ardından Vucic’in partisi %39 oy alırken, yaklaşık iki yıldır süren öğrenci protestolarından doğan ana muhalefet hareketi “Öğrenci Listesi – Öğrenciler Kazanacak” %52 oy oranına ulaştı.

Öğrenci Listesi’nin tepesinde bir kardiyolog doktor olan Ilija Srdanovic yer alıyor. Onun verdiği üç parmaklı Çetnik selamı çok tartışıldı. Sırp gençler, “Biz demokrasiye ve AB’ye inanıyoruz ama sembollerimizi de geri alacağız” diyor.
Öğrenci Listesi de kendi içinde milliyetçi temaları benimsiyor. Pazar gecesi sokakta kutlama yapanların birçoğu,1990’lardaki Balkan savaşları sırasında aşırı milliyetçi Sırp birlikleriyle özdeşleşen geleneksel “üç parmak” Sırp Çetnik selamını verdi.
Sokaktaki kutlamalara katılan 33 yaşındaki gençlik eğitmeni Miljana Pejic, bu selamın karanlık milliyetçi tutkulara bir dönüş olmadığını, aksine ellerinden alınan Sırp sembollerinin “geri kazanılması ve yeniden tanımlanması” anlamına geldiğini savunuyor: “Ülkemizi seviyoruz, bu anlamda belki milliyetçiyiz. Ancak öğrencilerin savunduğu her şey —hukukun üstünlüğü, yolsuzlukla mücadele, bağımsız kurumlar— Avrupa Birliği değerleriyle tamamen örtüşüyor.”
Sırbistan, 2009 yılında Avrupa Birliği’ne üyelik başvurusunda bulunmuştu. Ancak milliyetçilik ve baskıcı siyaset tarzı Macaristan’daki müttefiki Orban’a çok benzeyen Vucic döneminde bu süreç durma noktasına geldi.
Sonuç olarak, seçmenlerde biriken huzursuzluk dalgası, her iki liderin de medyayı manipüle etmek dahil olmak üzere siyasi arenayı kendi lehlerine çevirmek için yıllardır kurduğu mekanizmaları alt etti ve yenilgiyi kabul etmek zorunda kaldılar.
Pazar akşamı erken saatlerde bir konuşma yaparak yenilgiyi kabul eden Vucic, “Bizi devirdiler” diyerek başarısızlığından karanlık dış güçleri sorumlu tuttu. Seçim sonuçlarının “Çeşitli Avrupa ülkelerinin ve Başkan Trump’a karşı olan Amerikan müesses nizamının (deep state) doğrudan desteğiyle gerçekleştirilen bir devrimin tescili” olduğunu iddia etti.
Ancak hem Vucic’in hem de Orban’ın en büyük sorunu, seçimin adeta kendileri hakkında bir referanduma dönüşmüş olmasıydı. Popülerliklerini yitirmişlerdi; suç örgütleriyle bağlantılı olmakla itham ediliyor ve siyasi görüşü ne olursa olsun toplumun geniş kesimleri için tepki çeken figürler haline gelmişlerdi.
Carnegie Europe kıdemli uzmanı ve Balkanlar uzmanı Dimitar Bechev, muhalefetin bu kadar farkla kazanmasına şaşırdığını belirterek, “Uzun yıllar iktidarda kaldığınızda kredinizi tüketiyorsunuz. Hem Macaristan’da hem de Sırbistan’da otoriter bir lider olduğunda, liberallerden aşırı sağcılara kadar herkesi kapsayan bir tepki koalisyonu oluşuyor” değerlendirmesinde bulundu.
Muhalefete yakın bir avukat olan Bozo Prelevic ise Pazartesi günü Vucic’i kötü huylu bir tümöre benzetti: “Sırbistan; toplumu ve devleti yıkan, vatandaşları birbirine düşüren ve savaşı çağıran uzun ve ağır bir hastalıktan, bir kanserden kurtuldu.”
Resmi sonuçların açıklanmasından itibaren 30 gün içinde toplanması gereken yeni parlamentoda, Öğrenci Listesi’nin kazanan adaylarının nasıl bir politika izleyeceği henüz net değil. Seçim kampanyaları tek bir odak noktasına dayanıyordu:Vucic’ten kurtulmak ve onun kurduğu yolsuz “mafya” düzenini kökten kazımak.
Öğrenci aktivistler tarafından belirlenen aday listesinde aslında hiç öğrenci bulunmuyor; listede akademisyenler, müzisyenler, aktivistler, oyuncular, sporcular ve farklı meslek gruplarından isimler yer alıyor. Çoğunun siyasette veya devlet yönetiminde hiçbir deneyimi yok.
Listenin ilk sırasında Novi Sad şehrinden kardiyolog Ilija Srdanovic yer alıyor. Ancak Srdanovic, politikaları belirleyecek veya milletvekillerine ne yapacağını dikte edecek hiyerarşik bir partinin lideri konumunda değil.
Seçim sonrası ilk açıklamasını Sırbistan’a yönelik yayın yapan Rus devlet destekli haber kanalı RT Balkan’a yapan Srdanovic, böylesine heterojen bir siyasi hareketin Vucic’i yenebileceğinden şüphe duyanlara tepki gösterdi: “Biz sadece zafere değil, gizlenemeyecek kadar net bir zafere inandık.”