Cumhuriyet’in Üç 15 Yılı: 1923’te Neyi Başardık, 2026’da Neyi Kaçırdık, 2041’de Nerede Olacağız?

1923–1938: Yokluk içinde bir Cumhuriyet inşa ettik. 2011–2026: Büyük imkânlarla büyüdük ama potansiyelimizin gerisinde kaldık. 2026–2041: Artık hedefimiz yalnızca büyümek değil; bilimde, hukukta, teknolojide ve refahta dünyanın öncü ülkeleri arasına girmek olmalı.

30 Ekim 2026

Cumhuriyet’in 103. yılında alışılmış kutlama konuşmalarının ötesine geçip bir muhasebe yapmak istiyorum.

Üç ayrı 15 yılı yan yana koyalım.

1923–1938: Cumhuriyet’in kuruluş ve dönüşüm yılları.

2011–2026: Büyük ekonomik imkânların, altyapı yatırımlarının ve kaçırılan fırsatların dönemi.

2026–2041: Henüz yazılmamış, ama bugünden şekillendirebileceğimiz gelecek.

İlk iki dönemi değerlendirirken asıl sorum şu: Elimizdeki imkânları ne kadar iyi kullandık?

Üçüncü dönem içinse daha önemli bir soru var: 2041’de nasıl bir Türkiye bırakmak istiyoruz?

1923–1938: Yokluk içinde bir ülke inşa etmek

1923’te Türkiye savaştan çıkmış, yoksul, sermayesi ve sanayisi sınırlı bir ülkeydi.

1927’de nüfus 13,6 milyondu. Halkın büyük çoğunluğu köylerde yaşıyor, okuryazarlık son derece düşük kalıyordu. Yollar, okullar, hastaneler ve fabrikalar yetersizdi.

Osmanlı borçlarının yükü sürüyordu. 1929 Büyük Buhranı dünyayı sarsarken Avrupa yeni bir savaşa hazırlanıyordu.

Buna rağmen Cumhuriyet’in ilk 15 yılında yalnızca yeni binalar yapılmadı; yeni bir devlet ve toplum düzeninin temelleri atıldı.

Cumhuriyet ilan edildi. Eğitim birleştirildi. Hukuk sistemi laikleştirildi. Medeni Kanun kabul edildi. Harf Devrimi gerçekleştirildi. Kadınlara siyasi haklar tanındı. Üniversite reformu yapıldı.

İş Bankası, Merkez Bankası, Sümerbank, Etibank ve Maden Tetkik ve Arama Enstitüsü gibi kurumlar kuruldu.

Şeker, tekstil, kâğıt ve madencilik yatırımları başlatıldı. Kayseri’de uçak üretimine girişildi. Karabük Demir Çelik Fabrikası’nın temeli atıldı. Demiryolu ağı genişletildi ve yabancıların işlettiği hatlar millîleştirildi.

İlkokul öğrenci sayısı yaklaşık 342 binden 765 bine yükseldi. Nüfus 1935’te 16,1 milyona ulaştı.

Dış politikada Lozan’ın kazanımları Montrö, Balkan Antantı ve Sadabat Paktı gibi adımlarla pekiştirildi.

Elbette eksikler büyüktü. Tek parti yönetimi, sınırlı siyasi özgürlükler ve yaygın kırsal yoksulluk dönemin gerçekleriydi.

Ama Cumhuriyet’in ilk kuşağı, elindeki kıt kaynaklarla yalnızca kendi gününü kurtarmaya değil, gelecek nesillerin yaşayacağı ülkeyi kurmaya çalıştı.

2011–2026: Büyüdük, ama yeterince dönüşebildik mi?

2011’e geldiğimizde artık sıfırdan başlamıyorduk.

Yaklaşık 75 milyon nüfusumuz, sanayimiz, üniversitelerimiz, bankalarımız, uluslararası ticaret ağlarımız ve gelişmiş bir ulaşım altyapımız vardı.

İnternet, küresel finansman ve teknolojik bilgiye erişim, 1920’lerle karşılaştırılamayacak ölçüde genişlemişti.

2011’de yaklaşık 135 milyar dolar olan mal ihracatımız bugün 270 milyar doların üzerinde. Ekonomimiz 2025 itibarıyla yaklaşık 1,6 trilyon dolarlık büyüklüğe ulaştı.

Son 15 yılda önemli başarılar elde edildi.

Yüksek hızlı trenler, köprüler, tüneller, havalimanları ve hastaneler yapıldı. Dijital kamu hizmetleri gelişti. Yenilenebilir enerji kapasitesi arttı.

Savunma sanayiinde Baykar, ASELSAN, ROKETSAN, TUSAŞ ve diğer şirketler uluslararası ölçekte dikkat çeken teknolojiler geliştirdi. TOGG gibi yeni sanayi girişimleri ortaya çıktı.

Üstelik bu dönem Suriye savaşı, sığınmacı akını, darbe girişimi, pandemi, küresel ekonomik sarsıntılar ve büyük depremlerle geçti.

Bütün bunları teslim edelim.

Ancak şu sorudan kaçamayız:

Bunca kaynağa, teknolojiye ve yetişmiş insan gücüne rağmen neden gelişmiş ülkelerle aramızdaki mesafeyi daha hızlı kapatamadık?

Üniversite sayımız arttı, ama bilimsel üretimimiz yeterince güçlendi mi?

Yollar yaptık, ama verimliliği aynı hızla artırabildik mi?

Ekonomimiz büyüdü, ama enflasyonu, gelir eşitsizliğini ve konut sorununu kalıcı biçimde çözebildik mi?

Savunma teknolojisinde ilerledik, ama yarı iletkenlerde, biyoteknolojide, yapay zekâda ve ileri sanayide neden aynı ölçekte başarı sağlayamadık?

Dış politikada görünürlüğümüz arttı, ama bu görünürlüğü her zaman ekonomik kazanca ve kalıcı ortaklıklara dönüştürebildik mi?

Sorun hiç ilerlememiş olmamız değil.

Sorun, potansiyelimizin gerektirdiği büyük sıçramayı henüz gerçekleştirememiş olmamız.

2026–2041: Üçüncü 15 yılın büyük hedefi

Şimdi geçmişin muhasebesinden geleceğin tasarımına geçelim.

2041’de Türkiye Cumhuriyeti 118 yaşında olacak.

Bu tarihe kadar yalnızca daha fazla yol, bina, köprü ve fabrika yapmayı hedeflemek yeterli değil.

Ben önümüzdeki 15 yıl için yedi stratejik öncelik öneriyorum.

Birincisi: Eğitimde büyük sıçrama. Ezberleyen değil sorgulayan, yabancı dil bilen, bilim üreten, yapay zekâyı kullanabilen kuşaklar yetiştirmeliyiz. Öğretmen niteliği, üniversite özerkliği ve araştırma kapasitesi kalkınmanın merkezine yerleşmeli.

İkincisi: Hukuk ve kurumlarda güven. Yargı bağımsızlığı, liyakat, öngörülebilir ekonomi yönetimi ve güçlü kurumlar olmadan kalıcı refah yaratılamaz. Sermaye de yetenek de güvenin bulunduğu ülkeye gider.

Üçüncüsü: Teknoloji ve sanayide seçici liderlik. Savunma, yapay zekâ, biyoteknoloji, enerji depolama, robotik, yarı iletken tasarımı ve ileri malzemelerde dünya çapında rekabet edebileceğimiz alanları belirlemeliyiz. Her şeyi üretmeye değil, bazı alanlarda vazgeçilmez olmaya odaklanmalıyız.

Dördüncüsü: Yüksek gelirli ve adil ekonomi. 2041’e kadar kişi başına millî geliri reel olarak en az ikiye katlamayı, enflasyonu kalıcı biçimde düşük seviyelere indirmeyi ve verimlilik artışını ücretlere yansıtmayı hedeflemeliyiz. Büyüme geniş toplum kesimlerinin yaşamına yansımıyorsa eksik kalır.

Beşincisi: Enerji, su ve gıda güvenliği. Yenilenebilir enerji, nükleer kapasite, şebeke modernizasyonu, enerji verimliliği, tarım teknolojileri ve su yönetimini birlikte ele almalıyız. İklim değişikliğine dayanıklı bir ekonomi kurmak artık tercih değil zorunluluk.

Altıncısı: Dünyayla akıllı bütünleşme. Avrupa’yla ekonomik ve kurumsal ilişkileri güçlendirirken Türk dünyası, Orta Doğu, Afrika ve Asya’yla karşılıklı faydaya dayalı ortaklıklar geliştirmeliyiz. Türkiye yalnızca coğrafi köprü değil, teknoloji, finans, enerji ve diplomasi merkezi olmalı.

Yedincisi: İnsanların yaşamak istediği ülke. Gençlerin gitmek zorunda hissetmediği, kadınların güvenle ve eşit fırsatlarla yaşayabildiği, emeklilerin yoksulluk korkusu taşımadığı, kültürün, sanatın ve özgür düşüncenin geliştiği bir Türkiye yaratmalıyız.

2041 için başarıyı nasıl ölçeceğiz?

Ben yalnızca ekonomik büyüklük hedefleri koymazdım.

2041’de dünya çapında üniversitelerimiz, uluslararası patent üreten şirketlerimiz, yüksek teknolojili ihracatımız, güçlü hukuk kurumlarımız ve eğitimde üst sıralara yükselen öğrencilerimiz olmalı.

Kişi başına gelir, verimlilik, yaşam kalitesi ve fırsat eşitliği ölçülebilir biçimde iyileşmeli.

Beyin göçünü tersine çevirebilmeli, ülkemizi dünyanın yetenekli insanları için de çekim merkezi yapabilmeliyiz.

Bütün bunların üstünde, hükümetler değişse de devam eden uzun vadeli bir millî kalkınma stratejisine ihtiyacımız var.

Çünkü 15 yıllık dönüşümler beş yıllık siyasi takvimlere sığmaz.

Üç 15 yılın bize söylediği

1923–1938’de Cumhuriyet’in kurucu kuşağı yokluk içinde bir devlet ve toplum inşa etti.

2011–2026’da Türkiye büyük altyapı yatırımları yaptı, üretimini ve ihracatını artırdı; ancak eğitim, kurumlar, verimlilik ve refahta daha büyük bir dönüşüm fırsatının bir bölümünü değerlendiremedi.

2026–2041 ise henüz yazılmadı.

Ve belki de en önemli fark bu.

İlk iki dönemi değiştiremeyiz. Üçüncüsünü değiştirebiliriz.

2041’de gelecek kuşaklar bize kaç kilometre yol yaptığımızı değil, nasıl bir ülke bıraktığımızı soracak.

Daha zengin ama daha eşitsiz bir ülke mi?

Daha büyük ama daha kırılgan bir ekonomi mi?

Yoksa bilimin, hukukun, liyakatin, özgürlüğün ve refahın güçlendiği, dünyada sözü dinlenen bir Türkiye mi?

Cumhuriyet’in 103. yılında Atatürk’ün mirasına verilebilecek en anlamlı karşılık, yalnızca geçmiş başarıları anmak değil, gelecek 15 yılın büyük dönüşümünü başlatmaktır.

1923’te Cumhuriyet’i kurduk. 2026’da imkânlarımızı büyüttük. 2041’de ise Cumhuriyet’i dünyanın en başarılı kalkınma ve demokrasi hikâyelerinden birine dönüştürmek elimizde.

Asıl Cumhuriyet hedefimiz bu olmalı.

10Haber bültenine üye olun, gündem özeti her sabah mailinize gelsin.