Adaletin Cinsiyeti Olmaz: Kadını da Erkeği de Aynı Terazide Tartmak

29 Ekim 2026

Öyle bir ülkede yaşıyoruz ki kadın cinayetleri neredeyse sıradan haberler hâline gelmeye başladı. Bir kadın daha öldürüldü, bir başkası sokak ortasında saldırıya uğradı, bir diğeri yıllardır tehdit edildiği hâlde korunamadı.

Birkaç gün konuşuyor, öfkeleniyor, ardından hayatımıza devam ediyoruz.

Oysa her kadın cinayeti yalnızca bir insanın hayatını kaybetmesi değildir. Aynı zamanda devletin koruma sorumluluğunu, toplumun vicdanını ve hukukun caydırıcılığını sorgulamamızı gerektiren ağır bir olaydır.

Kadına yönelik şiddetin hiçbir gerekçesi, hiçbir mazereti, hiçbir hafifletici toplumsal bahanesi olamaz.

Devlet, kadınları şiddetten ve cinayetten korumak zorundadır. Bu bir siyasi tercih değil, hukuk devletinin temel yükümlülüğüdür.

Ancak kadınların haklarını savunurken erkeklerin haklarını görmezden gelmek de adalet değildir.

Kadınları korumak, eşitliği sağlamak

Kadınların iş dünyasında, siyasette, bürokraside, orduda ve sivil toplumda karşılaştıkları engelleri inkâr edemeyiz.

Aynı işi yaptıkları hâlde daha düşük ücret alabiliyor, yönetim kademelerine ulaşmakta zorlanıyor, kimi zaman yalnızca kurumsal vitrini süsleyen sembolik isimlere dönüştürülüyorlar.

Bu nedenle pozitif ayrımcılık bazı alanlarda gerekli olabilir. Ancak kalıcı ayrıcalığa değil, gerçek fırsat eşitliğine hizmet etmelidir.

Kadın olduğu için kimse geride bırakılmamalı; erkek olduğu için de kimse cezalandırılmamalı.

Liyakat, emek, yetenek ve sorumluluk belirleyici olmalıdır.

Şiddetin bahanesi olmaz, adaletin de cinsiyeti

Kadına yönelik şiddetle mücadelede taviz verilemez. Tehditler ciddiye alınmalı, koruma kararları uygulanmalı, risk altındaki kadınlar yalnız bırakılmamalıdır.

Şiddeti önlemek, cinayet gerçekleştikten sonra ceza vermekten çok daha önemlidir.

Fakat erkeklerin uğrayabildiği psikolojik şiddeti, ekonomik baskıyı, tacizi ve tehditleri de yok sayamayız.

Hukuk, kadın ve erkeği birbirine karşı korunması gereken iki düşman grup olarak değil, eşit haklara sahip bireyler olarak görmelidir.

Her şikâyet ciddiyetle araştırılmalı, mağdur korunmalı, suç isnadı delillerle değerlendirilmelidir.

Masumiyet karinesi ve savunma hakkı korunurken acil güvenlik tedbirleri de geciktirilmemelidir.

Ne gerçek mağdur sahipsiz bırakılmalı ne de hukuk, manipülasyon ve kötü niyetli suçlamaların aracına dönüştürülmelidir.

İş hayatında sömürü yalnızca kadınların sorunu değil

Kadınların karşılaştığı cinsel taciz, terfi engelleri ve ücret eşitsizliği ciddi sorunlardır.

Ama erkekler de işsizlik korkusuyla, güvencesiz çalışma koşullarıyla, mobbingle, aşırı mesaiyle ve ekonomik baskılarla mücadele ediyor.

Birçok insan işini kaybetmemek için aşağılanmaya, haksızlığa, hatta tacize sessiz kalabiliyor.

Burada mesele yalnızca kadın-erkek eşitliği değil, insan onurudur.

İyi yönetilen bir şirket, çalışanlarını cinsiyetine göre değil, emeğine göre değerlendirir. Tacize karşı güvenilir başvuru mekanizmaları kurar. Gücü kötüye kullanan yöneticileri korumaz.

Evlilik fedakârlık yarışına dönüşmemeli

Kadın, “Çocukları büyüttüm, saçımı süpürge ettim, kariyerimden vazgeçtim” diyebilir.

Haklıdır. Ev içindeki görünmeyen emek gerçek bir ekonomik ve insani değerdir.

Erkek de yıllarca ailesini geçindirmek için çalışmış, kendi ihtiyaçlarını ertelemiş, ağır sorumluluklar üstlenmiş olabilir.

Onun emeği de değersiz sayılamaz.

Üstelik birçok kadın bugün hem çalışıyor hem evin yükünü taşıyor.

Evlilikte esas olan kimin daha fazla fedakârlık yaptığını hesaplamak değil, birbirinin emeğini ve insanlığını tanımaktır.

Çocuklar da boşanma sonrasında anne babanın hesaplaşma aracına dönüştürülmemelidir. Velayet, görüşme ve nafaka kararlarında çocuğun üstün yararı, tarafların gerçek koşulları ve hakkaniyet esas alınmalıdır.

Nafaka ekonomik bakımdan zayıf olanı korumalı, fakat diğer tarafı cezalandıran bir araca dönüşmemelidir.

Devletin görevi taraf tutmak değil, adaleti sağlamaktır

Stratejik açıdan mesele yalnızca kadın veya erkek hakları değildir. Toplumun adalete güveni, aile kurumunun sağlığı, çalışma hayatının verimliliği ve gelecek kuşakların yetişme biçimidir.

Şiddeti önleyemeyen, emeği koruyamayan, aile içi uyuşmazlıkları hakkaniyetle çözemeyen bir devlet toplumsal güveni de aşındırır.

Bu nedenle çözüm yalnızca daha ağır cezalar değil; erken müdahale, etkili koruma, ekonomik bağımsızlık, eğitim, kurumsal hesap verebilirlik ve tarafsız yargıdır.

Kadın cinayetlerini önlemek devletin tartışmasız önceliği olmalıdır. Erkeklerin uğradığı haksızlıkları gidermek de aynı hukuk anlayışının parçasıdır.

Kadın hakları ile erkek hakları birbirinin rakibi değildir. İkisi de insan haklarıdır.

Kadını erkeğe, erkeği kadına karşı konumlandırmayalım.

Kadın güçlü olsun, erkek de. Her ikisi de özgür, eşit, güven içinde ve sorumluluk sahibi bireyler olarak yaşasın.

Çünkü vicdanın da hukukun da terazisi aynı ölçüyle tartmalıdır.

Adaletin cinsiyeti olmaz. Adalet ya herkes içindir ya da adı adalet değildir.

10Haber bültenine üye olun, gündem özeti her sabah mailinize gelsin.