Amerikan Türk Cemiyeti'nin görkemli balosu bu yıl da New York'taki ünlü Cipriani'de yapıldı. 6 yıldır derneğin yöneticisi olan Suzan Sabancı ve Linda Wachner, eş başkanlık görevlerini Yeşim Philip ve Metin Negrin’e devretti. Sabancı döneminde dernek topladığı bağışlarla dikkat çekti.
New York’un ünlü 42. Cadde’sindeki Cipriani’de düzenlenen Amerikan Türk Cemiyeti’nin geleneksel bağış gecesinde bu yıl 1 milyon dolar toplandı. Amerikan Türk Cemiyeti’nin (The American Turkish Society – ATS) eş başkanları Suzan Sabancı ve Linda Wachner, altı yıl boyunca düzenledikleri bağış gecelerinde, ABD’nin önde gelen üniversitelerinde eğitim gören Türk gençlerinin desteklenmesi başta olmak üzere kurumun faaliyetleri için 6 milyon doları aşan kaynak yaratılmasına öncülük etti.
New York’un en etkileyici davet mekânlarından Cipriani’de, Suzan Sabancı’nın son kez eş başkan olarak ev sahipliği yaptığı ATS gecesinde iş, sanat, akademi ve diplomasi dünyasından 300’ü aşkın davetli vardı. Gecenin teması ise “Bizi Birbirimize Bağlayan Köprüler”di (The Bridges That Connect Us).

O köprülerin belki de en değerlisi eğitimdi.
Bugün bilimde, teknolojide, tıpta, mühendislikte ve sanatta uluslararası başarılar elde eden Türklerin hikâyelerine baktığımızda, çoğu zaman yalnızca ulaştıkları noktayı görüyoruz. Oysa hikâyelerini daha yakından dinlediğimizde, bu insanların başarı yolculuklarında karşılarına çıkan ilk fırsatların ve o fırsatları yaratan kişilerin ne kadar önemli olduğunu anlıyoruz.
Suzan Sabancı’nın ev sahipliğinde gerçekleşen son davete geçmeden önce ATS’nin kuruluşundan kısaca söz etmek istiyorum. Çünkü 77 yıllık geçmişiyle bu kurum, gençlerin önünde yeni kapılar açmak için önemli çalışmalar yürütüyor.
ATS, 1949 yılında New York’ta kuruldu. Kurucuları arasında dönemin Türk diplomatlarından Selim Sarper de vardı. Amaç, Türkiye ile Amerika Birleşik Devletleri arasında yalnızca diplomatik değil, ekonomik, kültürel ve insani ilişkiler geliştirmekti.
Kurumun tarihinde çok önemli bir isim var: ABD’de büyük saygı gören, merhum Ahmet Ertegün.
Atlantic Records’un kurucusu olarak dünya müzik tarihine geçen Ertegün, 1979 yılında ATS’nin başkanlığını üstlendi ve 2006 yılındaki vefatına kadar bu görevi sürdürdü.
Ertegün yalnızca dünya müzik endüstrisinde iz bırakmış bir Türk değildi. Amerika’da elde ettiği başarıyı, Türkiye ile ABD arasında kalıcı kültürel ilişkiler kurulması için de kullandı. Gerçek bir rol modeldi. Yurt dışında yaşayan Türklerin dernekler ve vakıflar aracılığıyla gençlere destek olmalarına, öğrencilere burs sağlamalarına öncülük eden isimlerden biriydi.

Bugün ATS’nin burslarından kültür programlarına kadar uzanan faaliyetlerinde bu yaklaşımın izlerini görmek mümkün.
Gelecek Vadeden Türkler Fonu (Promising Turks Fund) aracılığıyla bugüne kadar 200’ün üzerinde burs sağlandı. Ancak kurumun eğitim alanındaki çalışmaları bununla sınırlı değil.
New York’un dünyaca ünlü sanat okulu Juilliard’da öğrenim gören Türk müzisyenleri destekleyen Ahmet Ertegün Anma Bursu, Boston’daki Berklee Müzik Koleji’nde eğitim fırsatı sunan Arif Mardin Burs Programı, sinema ve yeni medya alanındaki gençleri destekleyen fonlar…
Bütün bunlar aynı düşüncenin parçaları: Yetenekli bir gencin geleceğini yalnızca ailesinin ekonomik imkânları belirlememeli.
Üstelik bu desteklerin etkisini yalnızca burs verilen kişi üzerinden değerlendirmek de eksik olur. Bir araştırmacıya sağlanan burs, yıllar sonra bir laboratuvarda geliştirilen teknolojiye, yeni bir bilimsel buluşa ya da uluslararası bir iş birliğine dönüşebilir.
Bunun ekonomik karşılığını hemen hesaplamak kolay değil. Ama eğitime yapılan yatırımın uzun vadeli etkisi de zaten burada.

Sabancı Ailesi’nin toplumdan aldığını topluma geri verme konusundaki kararlılığına, bir gazeteci olarak uzun yıllardır tanıklık ediyorum.
Kurdukları vakıflar, açtıkları okullar, Türkiye’nin dört bir yanında hayata geçirdikleri projelerle başta gençler ve toplumun dezavantajlı kesimleri olmak üzere pek çok insanın hayatına dokundular.
Suzan Sabancı’nın bu yaklaşımı Türkiye sınırlarının ötesine taşıdığına da son yıllarda sıkça tanıklık ettim.
Çünkü bir kurumda başkanlık görevi üstlenmek başka, o kurum için gerçekten çalışmak başka.
Özellikle uluslararası sivil toplum kuruluşlarında yönetim kurulu üyelikleri ve başkanlıklar, bazen kişinin sahip olduğu unvanların arasına eklenen prestijli görevlerden ibaret kalabiliyor.

Suzan Sabancı’nın ATS’deki yaklaşımı ise bunun tam tersiydi.
New York’taki ilişkilerini, iş dünyasındaki güçlü bağlantılarını, uluslararası çevresini ve kişisel itibarını bu kurum için harekete geçirdi. İnsanları bir araya getirdi, davetlere ev sahipliği yaptı, bağış toplamak için çalıştı ve kurumun görünürlüğüne katkı sağladı.
Üstelik bunları yalnızca görevinin gereği olarak yapmadığını, yıllardır katıldığım davetlerdeki ilgisinden ve enerjisinden anlamak mümkündü.
New York gibi dünyanın en büyük finans merkezlerinden birinde, çok farklı çevrelerden insanları aynı amaç etrafında buluşturabilmek kolay değil.
Suzan Sabancı’nın bu şehirde ne kadar geniş bir çevresi olduğunu ve ne kadar sevildiğini, düzenlediği buluşmalarda ve ATS’nin bağış gecelerinde görmek mümkün.
Bence asıl önemli olan da bu ilişkilerin toplumsal fayda yaratmak için kullanılması.
2020 yılında Linda Wachner ile birlikte üstlendiği eş başkanlık görevini devrederken, geride yalnızca başarılı bağış organizasyonları değil, kuruma kazandırılmış güçlü ilişkiler ve önemli bir finansal birikim de bıraktı.

Gecenin düzenlendiği Cipriani de başlı başına anlatılmayı hak ediyor.
Manhattan’ın kalbinde, 42. Cadde’de bulunan ve 1923 yılında tamamlanan bu görkemli yapı, bir zamanlar Bowery Tasarruf Bankası’nın (Bowery Savings Bank) bankacılık salonuydu.
York ve Sawyer mimarlık bürosu tarafından tasarlanan bina, devasa sütunları, yüksek tavanları, mermer yüzeyleri ve görkemli iç mekânıyla New York’un tarihi mimarisinin dikkat çekici örneklerinden biri.
Bir zamanlar insanların parasını yatırdığı, bankacılık işlemlerinin yapıldığı bu salon, bugün dünyanın önemli davetlerine ve bağış organizasyonlarına ev sahipliği yapıyor.
Mekânın geçmişiyle o akşamki amacı arasında hoş bir ilişki var aslında. Eskiden burada para biriktiriliyordu. Şimdi ise başka insanların geleceğine yatırım yapmak için para toplanıyor.
Bu yıl salondaki atmosferi yaratan isimlerden biri de dünyanın en tanınmış davet organizatörlerinden Colin Cowie’ydi.

Colin Cowie, uluslararası etkinlik ve lüks davet organizasyonları dünyasının en önemli isimlerinden biri.
Jennifer Lopez ve Oprah Winfrey gibi dünyaca tanınan isimlerle çalışmış, ünlülerin düğünlerinden büyük yardım organizasyonlarına kadar sayısız etkinliğe imza atmış bir profesyonel.
O akşam Suzan Sabancı’nın masasında Colin Cowie ile yan yana oturunca sohbet etme fırsatım da oldu. ATS’nin bağış gecelerinin organizasyonunu altı yıldır üstleniyor.
Böyle bir organizasyonun başarısı yalnızca masaların ne kadar güzel hazırlandığıyla ya da salondaki çiçeklerin ihtişamıyla ölçülmüyor. Asıl başarı, davetlilerin kendilerini ortak bir amacın parçası olarak hissetmelerini sağlamak.
Cowie’nin yaptığı işin önemli tarafı da bu.
Gecenin akışından konuşmalara, bağış çağrılarının zamanlamasından salondaki enerjiye kadar her ayrıntı düşünülmüş. Suzan Sabancı ile yıllar içinde gelişen iş birliğinin, gecenin organizasyonuna da yansıdığını görmek mümkündü.
Ancak akşamın en hareketli anları, bağış müzayedesi başladığında yaşandı.

Gecenin bağış toplama bölümünü yöneten Harry Santa-Olalla, benim için akşamın en dikkat çekici isimlerinden biriydi.
Açık artırmayı yönetmekten çok daha fazlasını yaptı. Bir masadan diğerine koştu, davetlilerle konuştu, espriler yaptı, salondaki rekabeti canlı tuttu. Bir bağışın ardından başka bir bağış için insanları harekete geçirdi.
Ama en önemlisi, bağış yapmanın yalnızca para vermek değil, başka bir insanın hayatında fark yaratmak olduğunu hissettirdi.
Bu tür gecelerde iyi bir açık artırma yöneticisinin yarattığı fark gerçekten büyük. Çünkü salondaki insanlar yalnızca bağış yapmak için değil, aynı zamanda iyi vakit geçirmek için de oradalar. İkisini birleştirebilmek ayrı bir beceri. Santa-Olalla bunu çok iyi başardı.
Bağış miktarları yükselirken salondaki heyecan da arttı. Bir bağış diğerini tetikledi. Sonuçta masa satışları ve gece boyunca yapılan bağışlarla 1 milyon dolara ulaşıldı.
Geçen yıl aynı salonda düzenlenen gecede de bağış rekoruna tanıklık etmiştim. Bu yıl ise bağışların yanı sıra bir başka önemli gelişme vardı: ATS’de yönetim değişiyordu.

Aslında Suzan Sabancı’nın ATS’deki bu döneminin kapanışı bağış gecesinden bir gün önce başlamıştı. 26 Ekim akşamı kendi ev sahipliğinde düzenlediği özel davette, ATS yönetiminden isimler ve Türkiye ile ABD’den konuklar bir araya geldi.
Bu buluşma, yalnızca bağış gecesi öncesinde düzenlenen bir davet değildi. Aynı zamanda yıllardır birlikte çalışan insanların bir dönemi kapatıp yeni bir döneme hazırlanmasıydı.
Ertesi akşam Cipriani’de Suzan Sabancı ve Linda Wachner, eş başkanlık görevlerini Yeşim Philip ve Metin Negrin’e devretti.
Lexin Capital’in kurucusu ve başkanı Metin Negrin, ATS’nin uzun yıllardır yönetiminde görev yapan, kurumun finansal yapısını yakından tanıyan bir isim.
Yeşim Philip ise lüks spor giyim markası L’Etoile Sport’un kurucu ortağı, üst yöneticisi ve tasarım direktörü. O da ATS yönetiminde görev almış bir iş insanı.
Dolayısıyla yeni eş başkanlar için sıfırdan başlayan bir süreçten söz etmiyoruz. Devraldıkları kurumun birikimini, ilişkilerini ve sorumluluklarını tanıyorlar.
Suzan Sabancı da gecedeki konuşmasında eğitimin ATS’nin misyonunun merkezinde bulunduğunu vurguladı:
“Eğitim yalnızca gençlerin önüne yeni kapılar açmakla kalmıyor; insanlar, ülkeler ve kuşaklar arasında kalıcı köprüler kuruyor.”
Ne de olsa ülkeler arasındaki ilişkiler, hükümetlerin politikalarına ve ekonomik koşullara göre değişebiliyor ama üniversitelerde, araştırma merkezlerinde ve sanat kurumlarında kurulan insan ilişkileri çok daha uzun ömürlü olabilir.

Bir göreve gelmek kadar, o görevden nasıl ayrıldığınız da önemli değil? Suzan Sabancı, ATS eş başkanlığını yalnızca bir unvan olarak taşımadı. Üstlendiği sorumluluğun gereğini yerine getirmek için zamanını, enerjisini ve ilişkilerini seferber etti.
Elbette elde edilen başarı, Linda Wachner’ın, yönetim kurullarının, bağışçıların ve organizasyona katkıda bulunan çok sayıda kişinin ortak emeğinin sonucu.
Ama liderlik dediğimiz şey de zaten farklı insanları ortak bir hedef için harekete geçirebilmek değil mi? Ben Suzan Sabancı’nın bunu başardığını düşünüyorum.
29 Ekim 2026 - Suzan Sabancı, New York’ta 6 milyon doları aşan bir miras bırakarak görevini devretti
19 Ekim 2026 - Göbeklitepe’yi Londra’dan dünya sahnesine taşıyan yatırım
18 Ekim 2026 - Pera Müzesi’nde 100 milyon Sterlinlik Sergi: Sanatın perde arkasındaki ekonomi
13 Ekim 2026 - Londra’da Hope’un altında genç sanatçılara umut yarışı