Avrupa’nın son popülist otoriter liderini Türk kadın voleybolcuları ve büyük şehirler götürdü

28 Ekim 2026

Geçen pazar akşamı New York’ta Brooklyn köprüsünün altındaki River Cafe’deyiz.

Bazıları burayı artık demode buluyor ama, benim için hala New York’un en güzel yerlerinden biri.

Karşımızda şahane bir Manhattan manzarası.

Sohbet çok güzel ama gözüm  telefonumun ekranında.

Sırbistan ve Brezilya’dan gelecek  seçim sonuçlarını bekliyorum.

Bu hafta o iki ülke.yarın İsrail ve 4 Kasım’da ABD.

Şu an dünyanın önde gelen popülist liderlerin kaderini etkileyecek seçimler.

İlk haber İstanbul’dan bir arkadaşımdan geliyor

“Sırbistan’daki de gitti…”

Sırbistan yönetiminde çeşitli görevlerde 14 yıldan beri iktidarda olan Alexandar Vucic’in parti  seçimleri kaybetmişti.

Masada herkes sevindi.

Avrupa’nın üçüncü ve son popülist otoriter lideri seçimle gitmişti.

Altta bir not: Vucic’i bizim kadın voleybolcularımız götürdü

Arkadaşım altına şu notu eklemişti.

“Vuciç’i bizim kız voleybolcular götürdü.”

Güldüm.

Vucic, Türk kadın voleybolcuları acayip kıskanan ve onların Sırbistan’ı yenmesine  müthiş sinirlenen bir başkandı.

2023’te Türk Milli Kadın Voleybol  takımı Sırbistanı yenip  Avrupa Şampiyonu olunca çok bozulmuş ve  Sırp voleybolcuları Başkanlık binasına davet edip adeta fırçalamıştı.

“Siz onlardan daha iyisiniz”demişti.

Türk milli takımının koçu Santarelli’ye de sarmış, “Şampiyon olduktan sonra ortaya fırlayıp niye böyle oynayıp durdun…” diye eleştirmişti.

Sırp kadın voleybolculara sinirle şunu söylemişti:

“O Ebrar ve Melissa’yı bir daha böyle eğlendirtmeyeceğim.”

Belçika’daki yenilginin rövanşını Paris’te almak için adeta yemin etmiş,“Kadın Voleybol Takımımız Paris Olimpiyatları’nda şampiyon olursa, oyuncularımızın her birine 200 bin euro prim vereceğim…” bile demişti.

Ben de o günlerde “Boş yapma İskender” diye bir yazı yazmıştım.

Orada da bir şey yapamadı Sırbistan’ın “Tek adamı”

Önce Polonya, sonra Macaristan, şimdi de Sırbistan

Polonya ve Macaristan liderleri ile birlikte Avrupa kıtasında otoriter, kanun tanımayan, medya özgürlüklerini kaldıran bir tür “tek adam triumvirası” yaratmışlardı.

Önce Polonya’daki gitti.

Sonra Macaristan’da Orban gitti.

Şimdi otoriter tiriumviranın üçüncü ve son ayağı da seçimi kaybetti.

Kadın voleybolcularımız bir kere daha dünya şampiyonu olurken, o sandalyesini de kaybetti.

Arkasında yolsuzluktan çökmüş bir sistem bıraktı.

Gecenin ilerleyen saatinde ikinci haber Brezilya’dan geldi

Aynı gün Brezilya’daki seçimlerde de Başkan Lula ikinci turu kazandı.

Böylece Latin Amerika’nın otoriterlik meraklısı eski tek adamı Bolsonaro’nun “Muhdum”unun iktidara gelmesini engelledi.

Şimdi sıra Orta Doğu’nun otoriter popülisti Netanyahu’da…

3 Kasım’da da ABD’de Trump’ın partisi bir sınava giriyor.

Hindistan’ın tek adamı Modi de ülkesinde giderek büyüyen halk tepkisi ile zayıflıyor.

Başkan Babaların Sonbaharı mı geliyor?

Yani dünyada bir “Başkan Babaların Sonbaharı” durumu yaşanıyor.

Peki kimler götürüyor seçimlerde bu diktatörlük meraklısı tek adamları?

Dün Sırbistan seçim sonuçlarına baktım.

Sırbistan’ın en büyük şehirlerinde muhalefet ne oy almış Vuciç’in partisi ne almış ona bir baktım.

Tablo şöyle:

Belgrad yüzde 63’le büyükşehir rekoru kırdı

Brezilya: Başkent ve Alex’in memleketi popülist muhalife oy verdi ama…

Brezilya’daki tablo da şöyle:

Bu tablonun ortaya koyduğu gerçek şu

1.SIrbistan’da 14 yıl süren otoriter popülist yönetim Pazar akşamı itibariyle sona erdi.

2. Böylece Avrupa’daki üçüncü otoriter popülist rejim de halkın oylarıyla sona erdirildi.

3. Muhalefetin başarısını, onları “Öğrenci Listesi adı altında bir araya gelen partiler sağladı.

4. Avrupanın en sert otoriter rejimini büyük şehirlerin oyları bitirdi.

İsrail’de seçim sabahı TRT’nin yayınladığı ilginç haber

New York’tan izlediğim bir üçüncü seçim salı günü yapıldı, ben yazıyı yazarken henüz sonuçları bilmiyordum.

İsrail’in insanlık suçu işleyen zalim başbakanı Netanyahu’nun da kaderi oylandı.

Dün yani secim günü beni şaşırtan bir insan, beni şaşırtan bir açıklama yaptı.

Adı Natan Netanyahu.

Başbakan Netanyahu’nun kuzeni.

Bar-Ilan Üniversitesi’nde emekli bilgisayar bilimleri profesörü; babası Elişa Netanyahu, annesi eski Yüksek Mahkeme yargıcı Şoşana Netanyahu

Yazının başlığı şuydu.

“Bu Kez Likud’a Oy Vermeyeceğim”

Netanyahu dört ağır suç işledi

Ve açıklama şu cümleyle başlıyordu:

“İsrail hükümetinin üç suçu yüzünden, hele dördüncüsünden sonra, onlara oy vermeyeceğim!”

Şimdi bu uzun yazıdan kısa bir özet vereceğim.

“Ben ulusal-liberal sağ gelenekten geliyorum. Likud ile uzun yıllara dayanan bağlarım var. Aynı zamanda Başbakan Netanyahu’nun kuzeniyim. Ancak bu kez Likud’a oy vermeyeceğim. Çünkü Likud, kuruluşundaki temel değerleri terk etti ve liderleri ülkeyi derin bir ulusal felakete sürükledi.

Amos Peygamber’in sözlerinden hareketle, hükümetin artık halkın güvenini hak etmemesine yol açan ahlaki ve kamusal nitelikteki dört suçunu sıralayacağım.

Birinci suçu: Bir rejim darbesi yaptı

“Nisan 2023’te Kaplan Caddesi’nde yaptığım konuşmada, yargı sisteminin bağımsızlığına yönelik tehlikeler konusunda uyarıda bulunmuştum. Bu uyarıyı, İsrail Yüksek Mahkemesi yargıçlarından olan annem Şoşana Netanyahu’dan öğrendiğim değerler doğrultusunda yapmıştım. İsrail toplumu kendi içinde parçalanmış, ulusal dayanışma ciddi biçimde zedelenmiş ve güvenlik kurumlarının üst düzey yöneticileri ortaya çıkan güvenlik tehlikesine dikkat çekmişti.

Hükümet defalarca uyarıldı. Ancak bütün bu uyarılara rağmen, savaşın en yoğun döneminde bile demokratik düzenin temel kurumlarına yönelik yıkıcı saldırılarını sürdürdü. “Yargı reformu” adı altında neredeyse sınırsız bir gücü kendi elinde toplamaya, denetim mekanizmalarını işlevsizleştirmeye ve diktatörlük özellikleri taşıyan bir yönetimin önünü açmaya çalıştı.

İkinci suçu: Güvenlik paradigmasını çökertti

7 Ekim’de yaklaşık 1.200 insan, sivil ve güvenlik güçleri mensupları, İsrail’in kuruluşundan bu yana yaşadığı en büyük felakette katledildi veya hayatını kaybetti. Yerleşim yerleri ele geçirildi, aileler evlerinde katledildi, siviller canlı canlı yakıldı, kadınlar cinsel saldırıya uğradı ve 251 kişi Gazze’ye kaçırıldı. Gazze çevresindeki yerleşimlerde yaşayan pek çok insan saatler boyunca kendi kaderine terk edildi.

Ardından başlayan savaş, haklı gerekçelere dayanmasına rağmen, yüzlerce askerin hayatına, çok sayıda ailenin yas tutmasına ve on binlerce insanın bedensel ve ruhsal olarak yaralanmasına yol açan ağır bir bedel doğurdu. İsrail, o tarihten bu yana iki yılı aşkın süredir, nasıl sona ereceği belli olmayan bir askerî harekâtı sürdürmektedir. Ülkenin uluslararası konumu görülmemiş ölçüde gerilemiş, İsrail’in kamu diplomasisi ise dünya kamuoyunun desteğini kazanma mücadelesinde başarısız olmuştur.

Üçüncü suçu: Devlet ile vatandaş arasındaki toplumsal sözleşmeyi ihlal etti

Hükümetin eğitim, sağlık, ulaşım ve hayat pahalılığıyla mücadele alanlarında uzun süredir devam eden yetersizliği, felaketin ardından çok daha açık biçimde ortaya çıktı. Devletin yerine getirmesi gereken görevleri vatandaşlar ve gönüllüler üstlenmek zorunda kaldı. Tahliye edilenlere ve saldırılardan zarar görenlere yardım ettiler. Rehinelerin aileleri kendi mücadele merkezlerini kurdu. Gazze çevresindeki ve ülkenin kuzeyindeki yerleşimlerde yaşayan topluluklar ise hayatlarını yeniden inşa edebilmek için mücadele ediyor. İsrail toplumu bütün erdemleriyle kendini gösterirken hükümet de bütün yetersizliğiyle ortaya çıktı.

Yedek askerler defalarca ailelerinden ve geçim kaynaklarından ayrılmak zorunda kaldı. Pek çoğu bunun bedelini bedenleriyle, hatta hayatlarıyla ödedi. Buna karşılık hükümet, Haredi Yahudilerine askerlik hizmetinden muafiyet sağlamaya yönelik girişimlerini sürdürürken, ultra-Ortodoks partilerin taleplerini karşılamak için muazzam miktarda kaynak ayırmaya devam ediyor. Bütün bunları koalisyonun siyasi varlığını korumak amacıyla yapıyor ve toplumsal yükün adil biçimde paylaşılması ilkesini açıkça ayaklar altına alıyor.

Dördüncü suçu: Sorumluluğu hep başkalarının üzerine attı

ABD Başkanı Harry Truman’ın masasının üzerinde şu sözlerin yazılı olduğu bir levha dururdu: “THE BUCK STOPS HERE.” Yani, “Nihai sorumluluk bana aittir.”

Oysa bizim Başbakanımız söz konusu olduğunda sorumluluk her zaman başka birinin üzerine atılıyor. Bunun en vahim göstergesi, resmî bir devlet soruşturma komisyonu kurulmasının reddedilmesidir.

İsrail’de geçmişte çok daha az ciddi olayların araştırılması için bile yasalar uyarınca devlet soruşturma komisyonları kurulmuştur. Öyleyse kamuoyunun geniş desteğine rağmen, katliamın üzerinden üç yıldan fazla zaman geçmişken neden böyle bir komisyon kurulmadı? İsrail tarihinin en büyük ulusal felaketinin resmî bir soruşturma komisyonu kurulmasını gerektirmediği düşünülebilir mi?

Siyasi sorumluluk, ceza hukuku bakımından suçlu olmayı gerektirmez. Ancak siyasi sorumluluk, halka hesap vermeyi zorunlu kılar.

Başbakan ve bakanlarının yargı sistemine ve hukukun üstünlüğünü korumakla görevli denetim makamlarına yönelik tekrar eden saldırıları, tartışmalı atamalar, koalisyonu eleştirenlere karşı yürütülen kışkırtma ve karalama kampanyaları, Başbakanlık Ofisi çalışanlarıyla ilgili ciddi şüphelerle birleştiğinde, yönetim kültürünü yozlaştırdı. Bütün bunlar halkın hükümete duyduğu güveni sarstı ve İsrail toplumundaki bölünmeyi daha önce görülmemiş boyutlara taşıdı.

Peki, böylesine yıkıcı bir ulusal kırılmadan sorumlu olan kişilerin, bu kırılmayı onarabilmeleri gerçekten mümkün müdür?

Bu nedenlerle, mevcut liderliği altında Likud’a oy vermeyeceğim. Ayrıca parti üyeliğimi derhâl sonlandırdığımı da bildirdim. Bu başarısızlıklardan sorumlu olmayan yeni bir liderlik seçildiğinde üyeliğimi yeniden başlatmayı değerlendireceğim.

İsrail hükümetinin üç suçu yüzünden, hele dördüncüsünden sonra, onlara oy vermeyeceğim,”

TRT İngilizce yayınında bu haberi vererek çok iyi bir şey yaptı

Yıllardır ülkesini giderek otoriterleşen bir baskıyla yöneten, Gazze halkına tarihinin en büyük katliamını yapan bir lidere en güzel cevabı bizzat bir aile üyesi, kuzeni vermiş.

Dün baktım TRT İngilizce yayını “TRT News’da bu haberi yayınlamış.

Çok hoşuma gitti.

Umarım Türkiye’de hem iktidarın hem muhalif kanadın bütün yayın kuruluşları İsrailli bir Yahudi tarafından yazılmış, bu harika metni yayınlar.

Bence İsrail’deki tarihi seçim günü en önemli olay buydu.

10Haber bültenine üye olun, gündem özeti her sabah mailinize gelsin.