Feridun Sinirlioğlu’nun BM Genel Sekreterliği adaylığını bir Türk vatandaşı ve eski meslektaşı olarak canıgönülden destekliyorum. Ancak uluslararası kuruluşların zirvesine seçilmenin yalnızca liyakatle değil, büyük güçlerin çıkarlarıyla belirlendiğini kendi adaylık tecrübemden biliyorum.
Hayırlı olsun.
Türkiye’nin Feridun Sinirlioğlu’nu Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliği için aday göstermesini memnuniyetle karşıladım. Kendisinin kazanmasını bir Türk vatandaşı ve eski meslektaşı olarak bütün kalbimle diliyorum.
Dışişleri Bakanlığı, BM Daimî Temsilciliği ve halen yürüttüğü AGİT Genel Sekreterliği görevleri önemli bir diplomatik birikim oluşturuyor.
Ancak bir makama layık olmakla o makama seçilebilmek aynı şey değil.
Bunu benzer bir uluslararası seçimi yaşamış biri olarak söylüyorum.
2011 yılında Türk hükümeti beni merkezi Riyad’da bulunan Uluslararası Enerji Forumu’nun (International Energy Forum) Genel Sekreterliği için aday göstermişti.
O tarihte British Gas Group’un üst yönetimindeydim. Uluslararası Enerji Ajansı, OECD, diplomasi ve enerji sektöründeki deneyimimle birçok ülkeden destek almıştım.
Yarışın önde gelen adaylarındandım. Kuruluş için stratejik yol haritası, icra programı ve liyakate dayalı çok uluslu yönetim ekibi hazırlamıştım.
Onlarca aday arasından son ikiye kaldım.
Ancak son aşamada realpolitik ağır bastı. Benim değerlendirmeme göre ABD ve Suudi Arabistan, Meksika’ya daha önce verdikleri siyasi taahhütlerin etkisiyle başlangıçtaki yaklaşımlarını değiştirdi.
Seçimi Meksikalı dostum ve rakibim Aldo Flores Quiroga kazandı.
Hayal kırıklığı yaşadım. Ama unutulmaz bir ders çıkardım:
Uluslararası kuruluşlarda en donanımlı adayın kazanması garanti değildir; farklı güç merkezlerinin üzerinde uzlaşabildiği isim belirleyici olabilir.
Bugün Sinirlioğlu’nun adaylığını bu tecrübeyle değerlendiriyorum.

BM Genel Sekreteri, Güvenlik Konseyi’nin tavsiyesi üzerine Genel Kurul tarafından atanıyor.
Konseyde en az dokuz olumlu oy gerekiyor. ABD, Rusya, Çin, Fransa veya Birleşik Krallık’tan herhangi birinin vetosu ise adaylığı engelleyebiliyor.
Türkiye açısından çelişki açık.
Yıllardır “Dünya beşten büyüktür” diyen Türkiye’nin adayı, eleştirdiğimiz sistemin beş daimî üyesinden yalnızca birinin vetosuyla elenebilir.
Dünya gerçekten beşten büyük. Ama veto hâlâ beşte.
Dolayısıyla Ankara’nın kampanyasının gücü kadar, Sinirlioğlu’nun Washington, Moskova, Pekin, Paris ve Londra açısından kabul edilebilirliği önem taşıyor.
30 Ekim’deki yedinci gayriresmî oylamada Kosta Rikalı eski Cumhurbaşkanı Yardımcısı ve UNCTAD Genel Sekreteri Rebeca Grynspan 15 üyeden 11 olumlu oy aldı.
Arjantinli Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı Başkanı Rafael Grossi dokuz, Guyanalı diplomat Carolyn Rodrigues Birkett sekiz, Birleşik Arap Emirlikleri’nden Lana Nusseibeh yedi olumlu oy topladı.
Diğer adaylar arasında BM Genel Kurulu eski Başkanı Ekvadorlu María Fernanda Espinosa, Ekvadorlu Ivonne A-Baki ve Ugandalı Olara Otunnu bulunuyor.
Böylece Sinirlioğlu’nun adaylığı öncesindeki yedi kişilik listede beş kadın yer alıyordu.
Eski Şili Cumhurbaşkanı Michelle Bachelet ve Senegal’in eski Cumhurbaşkanı Macky Sall ise adaylıktan çekildi.
Bu rakamlar önemli, ancak kesin sonuç değil. Gayriresmî oylamalarda alınan olumlu oylar, daimî üyelerin veto engelinin aşıldığını göstermiyor.
Üstelik BM’nin dokuz Genel Sekreterinin tamamı erkekti. İlk kadın Genel Sekreter beklentisi ve Latin Amerika’nın bölgesel temsil talebi de seçim sürecini etkiliyor.
Mevcut adaylar üzerinde mutabakat sağlanamazsa yeni bir uzlaşma arayışı gündeme gelebilir.
Sinirlioğlu’nun AGİT tecrübesi, Batı ve Rusya ile çalışabilmesi, Türkiye’nin farklı güç merkezleriyle konuşabilmesi bu süreçte değerlendirilebilecek özellikler.
Ancak geç adaylık, bölgesel dengeler, kadın Genel Sekreter beklentisi ve büyük güçlerin farklı öncelikleri ciddi diplomatik sınamalar oluşturuyor.
Ankara’nın beş daimî üyeyle hangi temasları yürüttüğünü, ne tür güvenceler aldığını bilmiyoruz.
Bu nedenle kişisel liyakat kadar gerçek destek tablosuna ve zamanlamaya bakmak gerekiyor.
Sinirlioğlu hâlihazırda AGİT Genel Sekreteri.
Ukrayna savaşı, Avrupa güvenliği, silahların kontrolü ve Doğu-Batı arasındaki güven bunalımı, bu kuruluşun önemini artırıyor.
Burada somut diplomatik başarılar elde etmesi, Türkiye’nin uluslararası etkisine ve kendi saygınlığına önemli katkı sağlayabilir.
BM adaylığıyla AGİT’teki sorumlulukların birlikte değerlendirilmesi bu yüzden gerekli.
Büyük güçlerden yeterli destek oluşmazsa, enerjisini AGİT’te kalıcı sonuçlara yoğunlaştırması Türkiye ve kendisi açısından daha verimli, daha değerli bir seçenek olabilir.
Sinirlioğlu’nun kazanmasını içtenlikle diliyorum. Türkiye’den bir ismin BM’nin en üst makamına gelmesi hepimiz için gurur verici olur.
Ancak Riyad’da öğrendiğim gibi, diplomatik yarışlarda hazırlık, liyakat ve destek her zaman yeterli olmuyor.
Devlet aklı, koşulları sürekli değerlendirmeyi ve gerektiğinde strateji değiştirmeyi gerektiriyor.
Diplomasi yalnızca hangi mücadeleye girileceğini değil, hangi mücadeleye ne zaman girileceğini, gerektiğinde ne zaman girilmeyeceğini de bilmektir.
Feridun Sinirlioğlu’na başarılar diliyorum. Umarım diplomatik hesaplarla gönlümüzden geçen sonuç örtüşür.
2 Kasım 2026 - Dünya Beşten Büyük, Ama Veto Hâlâ Beşte: Sinirlioğlu’nun BM Sınavı
31 Ekim 2026 - Gazeteciler Kendilerini Kimlerin İzlediğini Sanıyor?
29 Ekim 2026 - Adaletin Cinsiyeti Olmaz: Kadını da Erkeği de Aynı Terazide Tartmak
28 Ekim 2026 - Dünyanın Yeni Bir Başarı Tanımına İhtiyacı Var