Arkası Yarın Öyküsü -1

8 Kasım 2026

Bu pazar, TRT’den Arkası Yarın adıyla bildiğiniz radyo tiyatrosunu öyküye uyarlıyorum. 3 gün üst üste bir öyküyü okuyacaksınız.

Ki, basın tarihimizde romanların, öykülerin gazetelerde böyle yayımlandığını biliyoruz.

Halen de dünyaca ünlü gazetelerin sitelerinde bu gelenek devam ediyor.

O halde biz de 10haber.net’te bunu yapabiliriz.

Oğlum Oğulcan Eren Akay’la kaleme aldığımız bu öykü ortaklaşa bir yazımın, öykü edebiyatında ilk örneği sayılabilir. Touchdown adlı 

öykü kitabımın ilk öyküsü.

İlk bölümü bugün. Üç bölümü art arda

üç gün süreyle okumanız için…

***

KORKMA BEN SENİ SEVMEM…

hep aynı soluk. aynı ev, aynı tutarsız problemler, benzer karılar, benzer asık suratlı sıkılgan herifler. havada asılı duran koku aynı; korku.

kötü kamuflajlar, çatlayan sesler ve kimsenin anlamaya cesaret edemediği o biricik çocuk, o cesur delikanlı, efsanevi kahraman, dünyanın gördüğü en büyük romantik, gözü yaşlı, sahtekâr orospu çocuğu –BEN.

dünyadaki şanssız yavruların en şanslısı, şımarık piçlerin en adaplısı, gözlerini açması gerekirken büyük bir kararlılıkla sımsıkı yuman, herkes kapatıyor gibiyken de sadece kendi aklına geldiği için –zavallı herif seni– gururla açan, alkışı hak eden taçsız kral, acıların kalesi, gizli evliya, zekâ küpü –BEN.

memnuniyetsizliği ve hor görmeyi bir sanat bellemiş, üretmemenin adını utanmadan alçakgönüllülük koymuş bu karakter, tam dayaklık.

yatağında ağzından gözünden ölümüne kanarken bile aklından kendini geçiren, acımanın şerefsizlik olduğunu bile bile, kendine özenle acıyan bu itici herifin son nefesini verirken bile usta bir samimiyetsizlikle aklından geçirdikleri, hiçbir zaman bir yere ait olamamasını yeterince açıklıyor olmalı.

şimdi biraz başa dönelim….

Sanrı on sekiz yaşındaydı ve konuşmayı biliyordu. Cümle çok saçma gelebilir, ama ne zaman geleceği belli olmaz böyle cümlelerin. 

Konuşmayı bilmek, zor zanaattır çünkü. Önce şifreyi gireceksin, sonra konuşacaksın. Şifre, kolay hatıra gelsin diye, hatıralardan seçilmiştir.

Biraz uzun olduğunda kısaltmak mümkündür. Bu durumda küçük kardeş de kullanabilir. Ama Sanrı’nın kardeşi yoktur ve kar biraz yağıp tutmak için kendisini biriktirmektedir.

Sanrı, aniden uyandı. Odasındaydı. Gözünü tavana dikti. Göz göz olsun tavan diye. 

Kaşınarak kalktı, çükünü sıvazladı. Gece10 11’den kalma kız, yatakta hırladı. Sanrı, ona hır çıkarmamasını söylemişti, konuşmayı bildiği için. 

Ama nerdee? 

Henüz şehirde ahlaki değerler eksilmemişti. Komşular kulaklarını duvara dayayarak uyuyordu. Dayayarak kelimesi de serbestti şehirde. Sanrı, ahlak değerlerine değerek, yüzünü yıkadı.

Şöyle biriydi, denilebilir: DVD’ye ne film takacağını kestiremezdi.

Yeterince farkında olmadan ne izlenir ki zaten? Play Station’ın hangi durağı, örümceği durdurmuştur ki? Hiç! 

Sanrı, aradan bunca cümle geçmesine rağmen, hep yavaş yavaş acele etmişti.

Annesinin, babasının, amcasının, hanimiş hanimiş dayılarının davranışlarını gözden geçirirken, dalıp gitmemiş miydi hep?

Zaten tavana bunun için gözlerini dikmişti. Kız, yatakta döndü.

Biraz kızarmıştı yanakları. “Ne görüyordu acaba?” diye düşündü bir an rüyasında. Terk edilmiş bir şehrin, alkolik olması ve sabahlara kadar o şarkı senin bu garp benim diye kimliğini araması, komik bir görüntüydü örneğin. Yakasında ilk kez okumayı başarmış bir ilköğretim çocuğunun kurdelasını taşır gibi. 

Şehirler dolaşmaz ki!

Dolaşınca Gordiom olurlar ve İskender, döner bıçağıyla kördüğümü keser. 

Sanrı, yüzünü belediye yıkamasın diye yıkardı, o ayrı. Aynadaki yüze, sıfırları atılmış gibi bakması da ayrı. “Şu okul denen şey, oyalanma mekanizması mıdır hayatta” düşüncesi normal geçişini yaptı. Bu, geçici bir durağanlık yaratır. 

O arada Sanrı, giyindi. Kız, öbür yana döndü. Saçlarının uzunluğu yastığı sardı. Bir reklam yıldızına benziyordu ve ona gitmek için

önce gelmek gerekiyordu. Sanrı, bir oda bir budadan oluşan evini arşınladı. Ev, akıtmasına rağmen, henüz genişlememişti. Sanrı, aynada gözlerini keşfetti, sivilcesini sıkarken. Bir an kalakaldı.

Görüntü yabancılaştı. Sanki vücudu vardı da farkında değildi yaşamın.

Bu, benim işte, dedi. Bu sözü söylediğinde bir anısı geldi aklına. Babası benlerinden birini gösterirken söylemişti bunu ona. Küçüktü henüz. O da, bu sensin diye aklına yerleştirmişti.

Bak, bu sensin. 

Havale geçirdiğinde, babası Manra onu soğuk sularla yumuştu. Yüksek ateş, Sanrı’yı kendisinden geçirmişti.

O sırada, boyunun babasını geçtiğini görmüştü. Talihin cilvesi işte, aynı boydaydılar artık. Sanrı, aynadaki hayalinden sıyrıldı.

Gardıroba yöneldi. Bütün tişörtleri, pantolonları bir bir denedi. 

Yataktaki kız, bir an uyanıp saati sordu. 

Saat iyi, dedi Sanrı. 

Geceye karışılabilir.

-Devamı yarın-

10Haber bültenine üye olun, gündem özeti her sabah mailinize gelsin.