Uzun yıllardır esrarengiz kaybolma vakalarıyla gündemden düşmeyen Bermuda Şeytan Üçgeni bu kez deniz tabanından gelen heyecan verici bir iddiayla yeniden mercek altına alındı.
Yıllardır esrarengiz kaybolma vakalarıyla gündemden düşmeyen Bermuda Şeytan Üçgeni, bu kez deniz tabanından gelen heyecan verici bir iddiayla yeniden mercek altında. Okyanus haritalama verilerini inceleyen araştırmacılar, suyun yüzlerce metre altında kusursuz geometrik hatlara sahip, ilk bakışta gözden kaçmayacak kadar devasa bir yapının izine rastladı. Bu keşif, akıllara efsanevi Atlantis’i ve kayıp uygarlıkları getirdi. İşte suları yeniden bulandıran “batık şehir” iddiasının tüm detayları…
Deniz tabanındaki verilerde tespit edilen gizemli bir desen, Bermuda Üçgeni yakınlarında batık bir şehrin gizleniyor olabileceği iddialarını gündeme getirdi.
Kendisini UFO araştırmacısı olarak tanımlayan Scott C. Waring, Küba ve Haiti yakınlarındaki okyanus tabanında belirlediği geometrik şekillerin, antik dönemde insanlar tarafından inşa edilmiş devasa bir kentin kalıntıları olabileceğini öne sürdü. Waring, bu sözde keşfini, tüm okyanus tabanını haritalandırmayı hedefleyen küresel bir girişim olan Seabed 2030 projesinin çevrim içi verilerini incelerken gerçekleştirdi.
Haritadaki veriler, adanın batısındaki okyanus zemininde uzanan hafif silik, birbirine paralel ve kesişen bir dizi çizgiyi ortaya koyuyor. Waring’in hesaplamalarına göre bu alan, bir yönde yaklaşık 7 ila 8 mil (11-12 km), diğer yönde ise yaklaşık 3 mil (5 km) boyunca uzanan devasa bir büyüklüğe sahip.
Söz konusu bölgeyi paylaştığı YouTube videosunda anlatan Waring “Bu yeni harita gerçekten olağanüstü. Tam bu noktada antik bir yer alıyor. Alanda, zeki bir varlık tarafından yapıldığına işaret eden çok sayıda geometrik şekil bulunuyor” ifadelerini kullandı. Ancak şu ana kadar hiçbir arkeolog veya deniz bilimci söz konusu alanı yerinde incelemedi ve bu desenlerin insan yapımı fiziksel yapılara ait olduğunu doğrulamadı.
Waring, şekillerin büyüklüğü ve düzenliliğinin, bunların doğal yollarla oluşma ihtimalini zayıflattığını savundu. Bu olası yapıları inşa edenlerin kadim insanlar mı yoksa başka bir dünyadan gelen ziyaretçiler mi olduğunu değerlendiren Waring, “Asıl büyük soru şu: Bu yapılar antik uzaylılara mı yoksa antik insanlara mı ait?” sorusunu yöneltti.
Sonuç olarak tercihini kayıp bir insan uygarlığından yana kullanan araştırmacı, gerekçesini şöyle açıkladı: “Geometrik tasarım bana daha ilkel ve daha az fütüristik geldiği için muhtemelen antik insanları seçerdim.”
Waring bu şekillerin deniz altında kaybolduğu söylenen efsanevi uygarlığına benzer bir yerleşimin kalıntıları olabileceğini belirterek “Bu durum, çok uzun zaman önce bir adanın mercan kayalıkları üzerine kurulmuş, Atlantis benzeri kayıp bir şehir olabilir” dedi.
Güçlü bir depremin adayı sarsmış olabileceğini ve bu durumun mercan kayalığı ile üzerindeki tüm yapıların okyanusa çökmesine yol açmış olabileceğini değerlendiren Waring “Bir deprem adayı o kadar şiddetli sarsmış olabilir ki mercanlar kendi üzerine çökmüş ve tüm ada okyanusa batmış olabilir” açıklamasında bulundu. Yine de bu senaryonun yalnızca kendi teorisinden ibaret olduğunu kabul eden Waring, geçmişte söz konusu noktada bir adanın var olduğunu kanıtlayan herhangi bir jeolojik veya arkeolojik kanıt sunamadı ve “Bu sadece benim hipotezim, benim tahminim” diyerek durumu özetledi.
Waring, bahsi geçen anomaliyi Küba ve Haiti yakınlarında, Turks ve Caicos Adaları ile Bahamalar’ın hemen yanı başında konumlandırıyor. Araştırmacı ayrıca bu alanın kaybolan gemiler, kayıplara karışan uçaklar ve açıklanamayan pusula davranışlarıyla ilgili hikayelerle anılan Bermuda Şeytan Üçgeni sınırları içinde kaldığını ifade ediyor. Bölgedeki olası manyetik anomalilerin, deniz taşıtlarının yönlerini kaybetmesine veya motor arızaları yaşamasına neden olabileceğini iddia ediyor.
Buna karşın, Ulusal Okyanus ve Atmosfer İdaresi (NOAA), sınırları içinde yaşanan gizemli kaybolmaların, yoğun şekilde kullanılan diğer okyanus alanlarına kıyasla daha yüksek bir frekansta gerçekleştiğine dair hiçbir kanıt bulunmadığını belirtiyor. Kurum; şiddetli fırtınaların, Golfstream akıntısının yol açtığı ani hava değişimlerinin, sığ suların ve insan hatalarının söz konusu bölgeye atfedilen olayların çoğunu açıklayabileceğinin altını çiziyor.
Waring aynı desenlerin Google Earth üzerinde neden görünmediğini de sorgulayarak platformun bu alanı düzleştirilmiş mavi bir görsel katmanın altına gizlediğini öne sürdü: “Google Earth orada hiçbir şey göstermiyor. Bir düzleştirme programı kullanıp üzerini maviyle kaplıyorlar ve hiçbir şey göremiyorsunuz.”
Ancak Google’ın söz konusu konumda kasıtlı olarak herhangi bir şeyi gizlediğine dair hiçbir kanıt yok. Okyanus tabanı haritaları; doğrudan sonar ölçümleri, uydu gözlemleri ve araştırmalar arasındaki devasa boşlukları doldurmak için kullanılan bilgisayar üretimi tahminler de dahil olmak üzere farklı kalite ve çözünürlükteki verilerin birleştirilmesiyle oluşturuluyor. Bu farklı veri kaynaklarının bir araya getirilmesi; düz çizgiler, ızgara desenleri ve deniz tabanında gerçek bir nesneye karşılık gelmeyen sanal geometrik yapılar üretebiliyor.
Kayıp bir yerleşimin varlığını doğrulamak ise detaylı sonar taramaları, su altı fotoğrafları ve işlenmiş taş, çömlek, alet veya diğer yapay kalıntılar gibi somut arkeolojik deliller gerektiriyor. Bölgede kapsamlı bir bilimsel inceleme yapılana kadar bu “şehir”, doğrulanmış bir arkeolojik keşif olmaktan ziyade haritalama verilerindeki desenlerin kişisel bir yorumu olarak kalmaya devam ediyor.