İran'da ABD ve İsrail'le savaş başladığından beri yaşanan iç mücadelede muhafazakar kanat duruma hakim oldu. Bu kanadın lideri, İsran'ın eski casus şefi, şimdiki iç güvenlik komutanı Hüseyin Taib adlı bir din adamı. Cumhurbaşkanı Pezeşkiyan, dini lider Hamaney ile görüşmeye çalışıyor.
İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, Temmuz ayı başlarında Amerika Birleşik Devletleri ile varılan barış anlaşmasını başarıyla müzakere etmiş olmanın verdiği moralle doluydu. Öldürülen dini lider için düzenlenen bir haftalık cenaze töreni törenleri kapsamında komşu Irak’a seyahat etmişti.
Ancak aniden sarsıcı bir haber aldı.
İran güçleri Hürmüz Boğazı’ndaki üç ticari gemiye ateş açmış, Katarlı bir LNG tankeri aleve almış ve diğer gemilere zarar görmüştü. İran, dünya kamuoyunda adeta kuşatma altındaydı.
Olayı öğrenen ve öfkeden deliye dönen Pezeşkiyan, Devrim Muhafızları Ordusu Genel Komutanı Orgeneral Ahmed Vahidi’yi aradı. Olayla ilgili bilgi sahibi beş İranlı yetkili ve iki Devrim Muhafızları üyesinin The New York Times gazetesine aktardığına göre, Pezeşkiyan sesini yükselterek yapılan hamleyi sorumsuzluk olarak niteledi ve izahat istedi.
Beş yetkilinin belirttiğine göre General Vahidi, cumhurbaşkanına saldırı emrini kendisinin vermediğini ve olaydan önceden haberinin olmadığını söyledi. Vahidi, hem savaşta hem de müzakerelerde kritik rol oynayan Ulusal Yüksek Güvenlik Konseyi’nin de durumdan haberdar edilmediğini ekledi.
Gerçekte, ülkenin üst düzey yönetiminin büyük bir kısmı, radikal bir aşırı muhafazakar grubun kendi başına hareket etmeye karar verdiğinden habersizdi. Nihayetinde bu gizli eylemler, İran’daki daha ılımlı pragmatistlerin ABD ile düşmanlığa son verme ve çöken ekonomiyi toparlama çabalarını rayından çıkardı.

Şubat ayında ABD-İsrail saldırısında öldürülen eski dini lider Ali Hamaney’in cenazesinden bir görüntü. O sırada Cumhurbaşkanı Mesut Pezeşkiyan ABD ile varılan barış anlaşmasından ötürü kendini başarılı hissediyordu.
Aşırı muhafazakarların başarılı olmasının bir nedeni de, bu tür anlaşmazlıkları çözecek tek otorite olan yeni dini lider Ayetullah Mücteba Hamaney’in Mart ayında göreve gelmesinden bu yana adeta bir hayalete dönüşmüş olmasıydı. Görünürde yoktu ve sesi duyulmuyordu. Üstelik üç İranlı yetkiliye göre, Pezeşkiyan da dahil olmak üzere birçok kişi, Ayetullah Hamaney’e atfedilen yazılı açıklama ve mesajların otantikliğini sorguluyordu.
Pezeşkiyan derhal Tahran’a döndü. Ertesi sabah, cenaze törenleri henüz devam ederken ABD, İran’a yönelik misilleme hava saldırılarını başlattı. İki ülke yeniden savaş konumuna gelmişti.
Üst düzey İranlı yetkililer ve bir Devrim Muhafızları üyesi, bunu takip eden günlerde İran yönetim kademesinde son zamanların en şiddetli siyasi çatışmalarının yaşandığını belirtti. Yetkililer birbiriyle bağrıştı, iki kıdemli general istifa tehdidinde bulundu, vatana ihanet ve kalleşlik suçlamaları havada uçuştu.
Yetkililere göre bu sarsıntılar, Ulusal Yüksek Güvenlik Konseyi’nde bir revizyona yol açtı. Dini lider, siyasi gruplar arasında arabuluculuk yapma yeteneğine sahip olduğu düşünülen deneyimli bir siyasetçi ve eski Devrim Muhafızları Genel Komutanı General Muhsin Rızai’yi konseyin başına atadı.
Ancak bölünmeler devam ediyor ve İran’ı gerilimi tırmandırmaya iten aşırı muhafazakarlar artık daha da güçlü bir konumda. Geçtiğimiz hafta İran ve ABD karşılıklı saldırılarda bulundu; İran ilk kez Amerikan savaş gemilerini defalarca hedef alırken, ABD de en az sekiz İran petrol tankerini imha etti.
İran yönetiminin iç değerlendirmelerine dayanan The New York Times’ın bu haberi; gazetenin sekiz İranlı yetkili, üç Devrim Muhafızları üyesi ve dört eski yetkiliyle yapılan mülakatların yanı sıra Hükümet yetkilileri ve generallerin Haziran-Eylül ayları arasında İran basını ve sosyal medyasında yer alan onlarca konuşma ve demecinin incelenmesiyle hazırlandı. Görüşülen yetkililer, hassas ulusal güvenlik konularını tartışabilmek adına isimlerinin gizli kalması şartıyla konuştu.

İran’daki muhafazakar kanadın liderliği, ülkenin eski istihbarat şefi, şimdinin iç güvenlik milislerinin komutanı Hüseyin Taib tarafından yürütülüyor.
Üç İranlı yetkili, hükümet ve güvenlik güçleri tarafından yürütülen tahkikatın Temmuz ayında üç ticari gemiye vurulan darbenin arkasında, başından beri ABD ile barış anlaşmasına karşı çıkan nüfuzlu istihbaratçı din adamı Hüseyin Taib’in bulunduğunu ortaya çıkardığını söyledi. Yetkililer, Taib’in yeni dini lidere İran’ın savaşı bitirmekle ve anlaşmayı kabul etmekle hata yaptığını telkin ettiğini bildirdi.
Taib, yakın zamanda asker aileleriyle yaptığı bir konuşmada müzakerelere karşı olmadığını ancak “halkımızın haklarını görmezden gelen ve düşmanın aşırı taleplerine boyun eğen müzakerelerin İran siyasetinde yeri olmadığını” ifade etti.
Ayetullah Hamaney yakın zamanda Taib’i, iç muhalefeti bastırmakla görevli Besiç milislerinin başına atadı. Taib daha önce 20 yıldan fazla bir süre Devrim Muhafızları İstihbarat Teşkilatı Başkanlığı yapmış, ancak 2022’de İsrail’in teşkilata sızması ve Türkiye’deki başarısız bir komplo gibi zaaflar nedeniyle önceki dini lider tarafından görevden alınmıştı. Yetkililerin belirttiğine göre Taib, önceki dini lider Ayetullah Ali Hamaney’in savaşın başında öldürülmesinin ardından yeniden sahneye çıktı ve oğlu Mücteba’nın babasının yerine seçilmesinde kilit bir rol oynadı.
İran uzmanı ve hükümetle halen yakın temasları bulunan eski yetkili Alireza Namvar Haghighi, Kanada’dan verdiği mülakatta, “Gemilere yapılan saldırı, Trump ile varılan mutabakat zaptını patlatmak ve gelecekteki olası müzakere ve anlaşma beklentilerini yok etmek amacıyla organize edildi,” dedi.
Pezeşkiyan üç gemiyi kimin vurduğunu öğrenmek istediğinde, kendisine sahadaki komutanların, Boğaz’daki İran kontrolünü ihlal eden herhangi bir gemiye merkez komutanlıktan onay beklemeden saldırma yetkisi veren emir doğrultusunda kendi başlarına hareket ettikleri söylendi. Anlaşmazlığın bir işareti olarak, Devrim Muhafızları’na bağlı Hatemü’l-Enbiya Karargahı, 7 Temmuz saldırısını üstlenen bir açıklama hiçbir zaman yayımlamadı — oysa önceki ve sonraki saldırılarda bu rutin bir uygulamaydı.
O dönemde gazetecilere bilgi veren ABD’li yetkililer ile üç İranlı yetkiliye göre, İranlı yetkililer saldırılardan hemen sonraki saatlerde ABD’ye ve bölgedeki bazı müttefiklerine aynı gerekçeyi ileterek olayı kontrol dışı aktörlere bağladı. İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, Washington ile gerilimi düşürmek amacıyla kilit arabulucu konumundaki Umman’a gönderildi.
Bu sırada İran sokaklarında ve devlet televizyonunda aşırı muhafazakarlar, müzakere heyetine ve barış anlaşmasına alenen saldırdı; gece düzenlenen mitinglerde kalabalıklar savaşa geri dönülmesi yönünde sloganlar attı.
İran hükümeti, anlaşmanın çöküşündeki sorumluluğu üzerinden atmak için resmi bir söylem geliştirdi. Washington’ın; İsrail’in Lübnan’daki Hizbullah grubuna yönelik saldırılarını durdurmayarak, İran’ın dondurulmuş varlıklarını serbest bırakmayarak ve Hürmüz Boğazı’nın İran kontrolünde olmayan bölümünden gizlice gemi geçirerek anlaşmayı ilk ihlal eden taraf olduğunu iddia etti. Ancak beş yetkilinin belirttiğine göre, Pezeşkiyan’ın kendisi de dahil olmak üzere İran siyasi çevrelerindeki pek az kişi bu versiyona ikna olmuş durumda.
Pezeşkiyan geçen ay yaptığı açıklamada, her anlaşmada ihlaller yaşanabileceğini ve bunların çatışma yerine görüşmeler yoluyla çözülmesi gerektiğini söyledi. Üç İranlı yetkiliye göre, generaller kendisine Ayetullah Hamaney’in Temmuz ayındaki üç gemi saldırısını onayladığını özel olarak ilettiğinde, cumhurbaşkanı bunun kanıtını talep etti.

Mücteba Hamaney’in fiziki sağlığı, nerede olduğu hiçbir şey bilinmiyor. Cumhurbaşkanı Pezeşkiyan bile Hamaney’den gedliği söylenen talimatların gerçek olup olmadığını sorguluyor.
İran yönetim sisteminde nihai karar yetkisi dini lidere ait. Ancak Ayetullah Hamaney’in nerede olduğu, fiziki sağlığı, zihinsel berraklığı ve devlet işlerine ne derece müdahil olduğu hararetli bir tartışma konusu haline geldi.
İran Ulusal Savunma Üniversitesi’nde kıdemli bir din adamı ve akademisyen olan Hüccetülislam Alireza Pirouzmand, Temmuz ayı sonlarında devlet televizyonunda yaptığı konuşmada, “Güvenlik durumu onun korunmasını gerektiriyor, ancak soruyorum, bu daha ne kadar sürecek? Altı ay mı? Bir yıl mı? Beş yıl mı? On yıl mı?” dedi ve ekledi: “Liderimizi göremiyorsak, sürekli bir zayıflık ve gerileme halinde kalırız.”
Bu ay Ayetullah Hamaney’in kayınvalidesi Tayyebe Mahruzzade, yerel bir muhabire uzun bir video mülakat vererek aile üyelerini çevreleyen aşırı güvenlik önlemlerini anlattı ve ayetullah ile üç çocuğundan haber alamadıklarını söyledi. Eşi siyasetçi Gulam-Ali Haddad Adel ise Temmuz ayında İran basınına yaptığı açıklamada, Ayetullah Hamaney’in güvenlik gerekçesiyle kimseyle temas kurmadığını belirterek “Allah’ın izniyle sağlığı yerinde” demekle yetindi.
Kayıp liderden barış anlaşmasına ilişkin geldiği iddia edilen birkaç açıklama ise tartışmaları daha da alevlendirdi. Anlaşma imzalandıktan sonra onun adına yayımlanan metinde, cumhurbaşkanı ve Ulusal Güvenlik Konseyi’nin çoğunluğu tarafından onaylandığı için anlaşmayı uygun bulduğu ancak “prensipte” farklı düşündüğü belirtilmişti. Bu “prensipte” ifadesi, aşırı muhafazakarlar tarafından anlaşmaya saldırmak için defalarca kullanıldı.
Mayıs ayında Pezeşkiyan, Ayetullah Hamaney ile görüştüğünü söyledi ancak ne zaman ve nerede olduğunu açıklamadı. İki İranlı yetkili ve bir eski yetkili, görüşmenin koşullarının oldukça garip olduğunu belirtti.
Pezeşkiyan’ın camları karartılmış bir ambulansla gezdirildiğini, bu sırada güvenli bir video bağlantısının kurulduğunu ifade ettiler. Ekranda Ayetullah Hamaney’in temsilcisi olduğunu söyleyen bir kişi belirdi ve iki lider arasında mesaj taşıdığı iddia edildi.
Görüşme hakkında bilgi sahibi yetkililere göre Pezeşkiyan, yakın bir müttefikine gerçekten dini liderle iletişim kurup kurmadığından emin olamadığını itiraf etti.
Geçtiğimiz ay Pezeşkiyan kendisiyle ikinci bir görüşme yapılmasına izin verildiğini ve bu görüşmenin yedi saat sürdüğünü söyledi. İran devlet televizyonuna konuşan Cumhurbaşkanı, “Ülkenin karşı karşıya olduğu tüm konuları konuştuk,” diyerek bunları geçim sıkıntısı, işsizlik, yaptırımlar, birlik ve savaş döneminde direnç olarak sıraladı. Görüşmenin koşullarını detaylandırmadı veya Ayetullah Hamaney’in ne söylediğini açıklamadı.

Devrim Muhafızları komutanı Ahmet Vahidi, Hürmüz’deki saldırılardan haberi olmadığını söyledi.
Yetkililerin aktardığına göre, haftalardır İran’ı yöneten siyasi liderler ve generaller ABD ile yaşanan kilitlenmeyi kırmanın iki yolunu tartışıyor.
İlk yaklaşıma göre İran müzakerelere geri dönmeyi deneyebilir. İkinci yaklaşıma göre ise Amerikan hedeflerine yönelik saldırıları artırarak savaş gemilerini vurmayı, Amerikan askerlerini öldürmeyi ve küresel petrol fiyatlarını yükseltmeyi hedefleyebilir.
Yetkililere göre her iki yaklaşımın da amacı, ticaretin durmasına ve petrol satışlarının sıfıra inmesine neden olan ABD’nin İran’ın güney limanlarına uyguladığı deniz ablukasını sona erdirmek. İran ekonomisi, yerel para biriminin her geçen gün değer kaybetmesi, enflasyonun fırlaması ve hükümetin nakit açığıyla karşı karşıya kalması nedeniyle giderek kötüleşiyor.
Yetkililer ve iki Devrim Muhafızları üyesi, aralarında Devrim Muhafızları Hava-Uzay Kuvvetleri Komutanı Tuğgeneral Seyyed Mecid Musevi’nin de bulunduğu aşırı muhafazakar generallerin çatışma yönünde baskı yaptığını belirtti. Generaller Ulusal Güvenlik Konseyi’ne; İran ve müttefik milislerin —özellikle Yemen’deki Husiler ve Irak’taki silahlı Şii grupların— bölgesel petrol tesisleri de dahil olmak üzere saldırıları yoğunlaştıracağı, savaşın kapsamını daha da genişleteceği ve ABD ile müttefikleri için maliyeti artıracağı detaylı bir savaş planı hazırladıklarını söyledi.
Pezeşkiyan ve Meclis Başkanı aynı zamanda ABD ile yürütülen müzakerelerin başındaki isim olan General Muhammed Bagher Galibaf, bu savaş planının ülkeyi daha şiddetli ABD hava saldırıları ve daha ezici ekonomik baskılarla bir uçuruma sürükleme riski taşıdığı konusunda uyarıda bulunan yetkililer arasındaydı.
Ancak geçtiğimiz Cumartesi itibarıyla aşırı muhafazakar kanat üstünlüğü ele geçirdi. General Galibaf’ın başdanışmanı Mehdi Muhammedi durumu şu sözlerle özetledi: “İran ile Birleşik Devletler arasındaki savaş, tırmanma aşamasına girmiştir.”