3 Kasım 2026’da ABD’nin Washington eyaletinde seçmenler “milyoner vergisine” evet ya da hayır diyecek. Mart ayında yasalaşan vergi, yıllık gelirin 1 milyon doları aşan kısmına yüzde 9,9 oranında uygulanacak. Şayet yürürlüğe girerse ilk ödemeler 2029’da yapılacak.
Verginin kapsamı, zenginlerin başka ülkelere taşınma ihtimali ve toplanacak paranın nasıl kullanılacağı tartışılmaya başlanıyor. Sonunda, vergiyi ödemeyecek, hatta vergi aracılığı ile finanse edilecek kamu hizmetlerinden en çok faydalanacak seçmenler bile milyoner vergisine karşı çıkabiliyor. Süper zenginlerin daha fazla vergi ödemesi gerektiği sık sık dile getiriliyor. Bu talebi destekleyenler arasında, bizzat daha fazla vergi ödemeye hazır olduklarını açıklayan milyonerler de var. Fakat fikir somut bir düzenlemeye dönüştüğünde işler zorlaşıyor. Verginin kapsamı, zenginlerin başka ülkelere taşınma ihtimali ve toplanacak paranın nasıl kullanılacağı tartışılmaya başlanıyor. Sonunda, vergiyi ödemeyecek, hatta vergi aracılığı ile finanse edilecek kamu hizmetlerinden en çok faydalanacak seçmenler bile milyoner vergisine karşı çıkabiliyor.
3 Kasım 2026’da ABD’nin Washington eyaletinde seçmenler “milyoner vergisine” evet ya da hayır diyecek. Mart ayında yasalaşan vergi, yıllık gelirin 1 milyon doları aşan kısmına yüzde 9,9 oranında uygulanacak. Şayet yürürlüğe girerse ilk ödemeler 2029’da yapılacak. Amaç, eğitim ve sağlık gibi hizmetlerin finansmanını desteklemek.
Washington’da vergiye anayasal gerekçelerle itiraz ediliyor. Eyaletin 1933 tarihli Culliton içtihadı, geliri malvarlığı kapsamında değerlendirerek gelir vergisini malvarlığı vergilerine ilişkin anayasal sınırlamalara bağlıyor. Yeni vergiye karşı dava da açılmış durumda. Dolayısıyla seçmenin vergiyi koruması, hukuki tartışmayı kendiliğinden sona erdirmeyecek.
Üzerinde uzlaşılmış bir “süper zengin vergisi” yok. Washington’daki düzenleme yüksek geliri hedefliyor. Başka öneriler birikmiş servete, bazıları ise bu servetin miras veya bağış yoluyla aktarılmasına odaklanıyor. Eşikler de birbirinden oldukça farklı.
Daha önce bu köşede ele aldığım İsviçre’nin “Gelecek İçin Vergi” önerisi, miras ve bağışların 50 milyon İsviçre frangını aşan kısmına yüzde 50 vergi uygulanmasını öngörüyordu. Gelir, iklim kriziyle mücadeleye ayrılacaktı. “Süper zenginlere milyarlar, bize ise krizler miras kalıyor” sloganıyla savunulan teklif, 30 Kasım 2025’te yüzde 78,28 “hayır” oyuyla reddedildi. Böylece, yüksek bir eşiğin ve açıkça belirtilmiş bir kamusal amacın, seçmeni ikna etmeye tek başına yetmediği görüldü.
Gabriel Zucman’ın 2024’te Brezilya’nın G20 başkanlığı için hazırladığı rapor ise başka bir yol öneriyor: Serveti 1 milyar doları aşan kişilerin, her yıl servetlerinin en az yüzde 2’sine denk gelen tutarda bireysel gelir ve servet vergisi ödemesi. Raporun o tarihteki tahmini, yaklaşık 3 bin kişiden yılda 200–250 milyar dolar ek gelir sağlanabileceği yönündeydi.
İsviçre’de teklife karşı çıkan Federal Konsey, varlıklı kişilerin ülkeden ayrılması halinde yeni vergiden beklenen gelirin azalabileceğini, mevcut gelir ve servet vergilerinden de kayıp yaşanabileceğini savunuyordu. Her yeni vergi önerisi beraberinde ilgili işlem ya da kişilerin yurt dışına gidebileceği şüphesini de getiriyor. Bu tabii ki oldukça önemli bir risk, fakat “başka ülkeye giderler” endişesi yüzünden alınmayan vergiler kamu finansmanını son derece olumsuz yönde etkiliyor.
Uluslararası iş birliğinin önemi burada ortaya çıkıyor. Ülkeler benzer asgari kuralları uygularsa, yalnızca yer değiştirerek vergiden kaçınmak zorlaşır. Zucman’ın raporu, bütün ülkeler katılmasa bile güçlendirilmiş çıkış vergileri ve başka bir ülkenin eksik vergiyi tahsil etmesi gibi mekanizmaların kullanılabileceğinin altını çiziyor.
Tartışmayı yalnızca devletlerle zenginler arasındaki bir mücadele olarak görmemek gerekiyor. Patriotic Millionaires, Millionaires for Humanity ve taxmenow gibi oluşumlar aracılığı ile “süper zenginler”, kendilerinden daha fazla vergi alınması yönündeki iradelerini ortaya koyuyor. Daha önce de yazdığım gibi, bu talebin ardında topluma katkı sunma isteğinin yanında ekonomik istikrarı ve demokrasiyi koruma kaygısı da var. Servetin sağladığı gücün ölçüsüzleşmesinin sonuçları servet sahiplerini de olumsuz etkiliyor.
Bu yaklaşımın önemli bir yanı, bağışlarla vergi arasındaki farkı hatırlatması. Bağışın miktarını ve hangi soruna yöneltileceğini bağışçı seçiyor. Vergi ise ortak ihtiyaçların karşılanmasını kişisel tercihlerden çıkarıp kamusal bir sorumluluk haline getiriyor.
Washington’daki oylama, bu küresel tartışmanın yeni bir sınavı olacak. Süper zenginlerin daha fazla katkı sağlamasını istemek kadar, uygulanabilir bir düzenleme kurmak ve toplumu buna ikna etmek de gerekiyor. Verginin neden alınacağı açıklanırken, alınmadığında hangi ihtiyacın karşılanamayacağı veya faturanın kime kalacağı da açıkça belirtilirse, toplumun vergiye bakışı ciddi ölçüde değişebilir. Oylama sonucunu bekleyip göreceğiz.