En Büyük Dersi Kendi Yanlışlarıyla Veren Bir Hoca

1 Ağustos 2026

Ahmet Davutoğlu’nun siyasi kariyeri, Türk siyasetinde akademik özgüven, dış destek, elitler arası güç mücadeleleri ve bunların üretebildiği stratejik körlük üzerine en çarpıcı örneklerden biri olarak tarihe geçti.

Akademik dünyadan dış politika başdanışmanlığına, oradan Dışişleri Bakanlığı’na, Başbakanlığa ve nihayet küçük bir muhalefet partisine uzanan bu serüven; uluslararası çevrelerde ve parti içinde sırtı sıvazlanan bir figürün, reel siyasetin sert gerçekleriyle karşılaştığında yaşayabileceği dramatik bir kırılmayı da görünür kıldı.

Bu mesele yalnızca bir siyasetçinin yükselip düşmesi değil.

Daha derinde, çok daha evrensel bir yanılsama var:

İnsan, bulunduğu çevrenin ürettiği onayı zamanla gerçekliğin kendisi sanmaya başlar.

Bu elbette bir zorlama.

Siyaset bu yanılgının en görünür sahnesidir; ama tek sahnesi değildir.

Davutoğlu’nun en belirgin stratejik hatalarından biri, kendi ağırlığını olduğundan büyük okumasıydı.

Bu okumanın arka planında ise çevresinde oluşan alkış çemberini gerçek toplumsal karşılıkla karıştırma eğilimi yatıyordu.

Sürekli övgüyle beslenen her aktör gibi, zamanla kendi yankı odasının dışındaki sessizliği duymak zorlaşır. 

Böylece dar bir çevrenin onayı, geniş bir toplumsal rıza gibi algılanmaya başlanır.

Bu durum yalnızca siyasete özgü de değil.

Akademide, iş dünyasında, medyada ve hatta gündelik ilişkilerde bile benzer bir mekanizma işliyor.

Küçük bir çevrenin kendisi tarafından uyarılan sürekli teyidi, kişiye olduğundan daha büyük bir etki alanına sahip olduğu hissini verebilir.

Bu çoğu zaman bir talihsizliktir; çünkü kaçınılmaz olarak “gerçeklikten kopuşu” beraberinde getirir.

Davutoğlu’nun hikâyesi bu açıdan sadece bir siyasal figürün yükseliş ve düşüşü değil, insan zihninin en eski zaaflarından birinin modern bir örneğiydi:

Yankı odasını hakikat sanmanın sonu.

Şimdi geride kalan soru şu:

Bu yaşananlar gerçekten bir muhasebeye dönüşecek mi… yoksa yüksek ego merkezli zihinsel kalıplar farklı koşullarda yeniden mi üretilecek?

Bunun cevabını zaman gösterecek.

Ancak yapılmış benzer yanılgıların yalnızca siyasetteki bireylerde değil, farklı alanlarda ve farklı isimlerde tekrar tekrar ortaya çıktığı düşünüldüğünde, bu sorunun cevabını görmek için uzun süre beklemek gerekmeyebilir.

Kibir” ve onun kardeşi sayılabilecek “hırs”, yalnızca siyasetin değil, insanın bulunduğu her alanın görünmez riskleridir.

Bu yüzden “Ahmet Davutoğlu vakası”, yalnızca göz önündeki bir siyasetçinin hikâyesi değildir. 

Kişilere indirgenemeyecek kadar geniş bir olguyu temsil ediyor. 

Verdiği ders ise, yankı odalarının ürettiği yanılsamalara kapılan, alkışı/sırt sıvazlamayı hakikat sanan ve kendi etkisini gerçek toplumsal karşılığından büyük gören herkes için geçerlidir.

10Haber bültenine üye olun, gündem özeti her sabah mailinize gelsin.