Görünmeyen Jüri ve Deneme-Yanılma Yöntemiyle Siyasi Lider Arayan Ülkeler

26 Temmuz 2026

İngiltere’de bir kez daha, yeni bir başbakan.

Yeni vaatler.

Yeni umutlar.

Bir süre sonra ise aynı cümleler duyuluyor:

“Beklentileri karşılayamadı.”

“Yeni bir isim gerekiyor.”

Bütün bunlar bana bir televizyon yarışmasını hatırlatıyor.

Yarışmacılar sırayla sahneye çıkıyor.

Kimi karizmatik, kimi teknokrat, kimi “değişimin sesi” olarak tanıtılıyor.

Bir süre alkış alıyorlar.

Sonra ekonomi, göç, enflasyon, toplumsal huzursuzluk ya da parti içi dengeler karşısında performansları sorgulanıyor.

Beklentileri karşılayamadıkları düşünüldüğünde ise…

Eleniyorlar.

Yerlerine yenileri geliyor.

İngiltere’de Boris Johnson, Liz Truss, Rishi Sunak…

Almanya’da Angela Merkel sonrasında Olaf Scholz, ardından Friedrich Merz…

Fransa’da François Hollande’ın hızla tükenen siyasi kredisi sonrasında bu kez, “seyircinin beğeneceği” düşüncesiyle genç, dinamik ve eski siyasetin dışında olduğu anons edilen Emmanuel Macron sahneye çıktı. 

Adeta ‘profesyonel bir prodüksiyonun’ yeni yıldızı gibi karşılandı.

İlk sezon büyük ilgi gördü.

Ardından Sarı Yelekliler protestoları, emeklilik reformu tartışmaları, mecliste çoğunluğun kaybedilmesi ve seçimlerde seçmenin verdiği uyarılar…

Seyircinin coşkusu dibe vuracak kadar azaldı.

Normalde böyle bir yarışmada yapımcı ne yapar?

Reyting düşünce yarışmacıyı değiştirir.

Siyasette de çoğu zaman olan budur.

Seçmenin hoşnutsuzluğu kabul edilir; ama format sorgulanmaz.

Yalnızca sahnedeki oyuncu değiştirilir.

Amerika Birleşik Devletleri ise bazen aynı yarışmanın eski yarışmacılarını yeniden sahneye çıkarıyor.

Sorun yalnızca isimler değil.

Dikkat çekici olan, birçok Batı demokrasisinde benzer bir döngünün yaşanmasıdır.

***

Sanki seçim yapmıyorlar; sezon finali yaklaşan bir yarışma programının yeni bölümünü yayımlıyorlar.

Yarışmacılar değişiyor. 

Dekor değişiyor. Sunucu değişiyor.

Ama seyircinin beklediği “kazanan” bir türlü çıkmıyor.

Bazen bu tablo dünyanın birçok ülkesinde aynı formatla yayınlanan MasterChef gibi yarışmaları hatırlatıyor.

Format aynı. Yalnızca yarışmacılar değişiyor.

Kimi ilk bölümde eleniyor. 

Kimi birkaç sezon dayanıyor. 

Kimi şişirmiş umutlarla geliyor, kısa sürede gözden düşüyor.

Ama televizyon yarışmalarıyla günümüz siyaseti arasında önemli bir fark var.

Televizyon programlarında jüri sahnededir.

Kimlerin kime hangi puanı verdiğini biliriz.

Hangi yarışmacının neden elendiğini de aşağı yukarı görürüz.

Siyasette ise jüri çoğu zaman görünmez.

Seyirci yalnızca yarışmacıları izler.

Puanlamanın hangi ölçütlerle yapıldığını tam olarak bilemez.

Kimin notunun finans piyasaları tarafından kırıldığını, kimin medya desteğini yitirdiğini, kimin parti dengelerinde zayıfladığını ya da uluslararası gelişmeler karşısında siyasi kredisi azaldığını tek bir ekranda göremez.

Perde önünde yarışmacılar vardır.

Perde arkasında ise oyunun ritmini etkileyen çok sayıda görünür ve görünmez dinamik…

Belki de siyaseti televizyon yarışmalarından ayıran en önemli fark budur.

Yarışmacılar herkesin gözü önündedir.

Jüri ise çoğu zaman yalnızca varlığı hissedilen bir gölgedir.

***

Belki de sorun artık yarışmacılarda değil.

Sorun, hâlâ aynı yarışmanın oynanıyor olmasıdır.

Yarışmanın formatı eskimiştir.

Çünkü oyuncular değişiyor; ama oyunun kuralları büyük ölçüde aynı kalıyor.

Küresel ekonomi aynı.

Finansal sınırlar aynı.

Jeopolitik baskılar aynı.

Medya düzeni aynı.

Sosyal medyanın acımasız ritmi aynı.

Liderlerden beklenen performans ise her geçen gün daha kısa sürede tüketiliyor.

Artık siyasetçiler seçilmiyor; adeta piyasaya sürülüyor.

Destekleniyor. Pazarlanıyor. Tüketiliyor.

Ve yerlerine yenileri getiriliyor.

Televizyonculukta buna “formatı koruyup kadroyu yenilemek” denir.

Bana göre de günümüz demokrasilerinde yaşanan tam olarak budur.

Seçmen, oyunun kurallarını değiştirdiğini sanırken, çoğu zaman yalnızca aynı formatın yeni sezon oyuncularını seçiyor.

Oyun ise onlarla sürüyor.

Belki de çağımızın en büyük siyasi yanılsaması da bu: 

Sistem, değişimi üretmekten çok, değiştiği duygusunu üretmektedir.

Not: 

Bu yazı, Guy Debord’un Gösteri Toplumu, Zygmunt Bauman’ın Akışkan Modernlik yaklaşımı ve günümüzde giderek belirginleşen “lider tüketimi” olgusu üzerinden okunabilir. 

Tartışmak istenilen, belirli siyasetçilerin başarısı ya da başarısızlığı değil; modern demokrasilerde siyasetin giderek bir “performans ve gösteri endüstrisine dönüşmesi” olgusudur.

10Haber bültenine üye olun, gündem özeti her sabah mailinize gelsin.