ABD’de yetişkinlerin %70’i, evlerinin yakınında veya yörelerinde yapay zeka veri merkezi inşa edilmesine karşı çıkıyor. Veri merkezine komşu olmaktansa nükleer santralı tercih ediyorlar. Cumhuriyetçi çiftçiler veri merkezi karşıtı Demokrat adaylara oy vermeyi düşünüyor.
Geçen yılın Kasım ayında, San Francisco’da, yapay zeka karşıtı 27 yaşındaki bir aktivist birdenbire ortadan kayboldu. O dönemde çıkan haberler, “Yapay zekayı durdurun” (Stop AI) hareketinin kurucularından Sam Kirchner’in, arkadaşlarıyla aralarında çıkan bir anlaşmazlıktan sonra çekip gittiğinden ve bir daha ortalıkta gözükmediğinden söz ediyordu. Konu kısa sürede unutulmaya terk edildi.
Geçen hafta sonunda The Wall Street Journal (WSJ) gazetesi, “Radikal aktivistler yapay zeka ile savaşa hazırlanıyor” başlıklı bir haber-yorum yayınladı. Yazıda Sam Kirchner’in kaybolmasını ve geçmişteki bazı olayları hatırlatılarak (Open AI lideri Sam Altman’ın evine molotof kokteyli atılması, Indianapolis’de bir belediye meclis üyesinin evine 13 el ateş edilip “veri merkezlerine hayır” notu bırakılması, aldığı ölüm tehditler üzerine Open AI’ın bir süre merkezini kapatması) “yaklaşan tehlikeye” dikkat çekiliyordu. Yazı, Sam Kirchner’in ortadan kaybolmasını (adam öldürmek de dahil) “radikal eylem hazırlıkları”na bağlayan ifadeler içeriyordu.
Bu kadarıyla kalsaydı, alınan bir istihbarat üzerine yazılmış bir haberden ya da bizim kuşak gazetecilerinin tabiriyle “fikri takip”ten, yani bir haberin peşini bırakmayarak, gelişmelerin okuyucuya aktarılmasından söz edilebilirdi. Ancak bundan tam 3 gün sonra, New York valisi, eyalette büyük çaplı veri merkezi inşaatlarının bir yıl süreyle durdurulduğunu açıkladı. Belli ki WSJ’da yayınlanan yazı, veri merkezleri ile ilgili karar oturumu öncesi New York eyalet meclisi üyelerini etkilemek için son bir umutsuz çabaydı. Nitekim, gazetenin yayın kurulunun valinin açıklaması ile ilgili yorumu bu düşünceyi teyit ediyordu.

Kathy Hochul, veri merkezi inşaatlarını durdurdu.
Veri merkezi dediğimiz, binlerce bilgisayarın raflarda dizildiği, onları çalıştırmak ve esas olarak soğutmak için inanılmaz enerji ve su tüketen sevimsiz görünüşlü, devasa depo binaları…
New York eyaleti valisi Kathy Hochul geçen Salı günü eyalette inşa edilecek yeni hiper ölçekli veri merkezlerinin (50 MW üzeri) çevresel izinlerini bir yıl süreyle durdurulduğunu (Moratoryum=Erteleme) açıklarken, veri merkezi geliştirme faaliyetlerinin kamu hizmeti faturalarını yükseltme, doğal kaynakları tüketme ve New Yorklular için belirsizlik yaratma riski taşıdığını belirtti. Bu geçici durdurma sırasında, New York Çevre Koruma Dairesi, veri merkezlerinin olumsuz etkilerini dengeleyen kapsamlı bir çerçeve yasa hazırlayacaktı. Ayrıca veri merkezlerinin bazı vergi muafiyetlerinin kaldırılması üzerinde de çalışılıyordu.
Ülkenin başka bölgelerinde de sesleri yükselen “moratoryum” yanlılarının veri merkezlerine karşı çıkışlarının arkasındaki temel endişe elektrik ve su tüketimiydi. Veri merkezlerinin aşırı elektrik talebi, elektrik tüketim fiyatlarını yukarı çekiyor, sıradan vatandaşın elektrik faturasını artırıyordu. Ayrıca bu merkezlerdeki bilgisayarları soğutmak için tüketilen olağanüstü miktarlardaki su özellikle kuraklık çeken bölgelerde su kesintisi tehlikesi yaratıyordu. Veri merkezleri de, daha çok, arazinin ucuz olduğu bu bölgelerde kuruluyordu. Üzerinde durulan bir nokta da bu bilgisayar yığınının uğultusunun yarattığı ses kirliliğiydi.
Ertelemeciler, yapay zeka karşıtı aktivistlerin aksine “ilerlemeye karşı” bir görünüm yaratmamaya özen gösteriyor, geçici bir “durdurma” ile olumsuzlukların giderileceği veya dengeleneceği tedbirler almayı öngörüyorlardı.
New York valisi Hochul, Bloomberg haber ajansına verdiği video röportajda, “New York eyaleti, veri merkezlerinin ya kendi enerjilerini üretmelerini ya da şebekemize bağlanmak için ek ücret ödemelerini şart koşacak… Bölge sakinlerinin ve işletmelerin uygun fiyatlı enerjiye erişebilmesini sağlamanın tek yolu bu,” diyordu. Söyleşide Hochul, yapay zekaya karşı olmadığını, bu teknolojinin aktif bir kullanıcısı olduğunu ve yapay zekanın ekonomik büyüme için itici bir güç olabileceğine inandığını vurguluyordu.
WSJ bu karara tepki göstererek, yayın kurulu imzalı bir yorumda, “New York kendi kendini sabote ediyor. Demokratlar, vatandaşlarına fayda sağlayacak gelişmeleri engellemeye neden bu kadar kararlılar,” dedi. Yoruma göre vali, büyük bir istihdam olanağını ve vergi gelirini tepiyordu.
WSJ New York valisinin moratoryumla ilgili açıklamalarını şöyle “tercüme” ediyordu: “Bu yıl seçim yılı. Anketler, seçmenlerin veri merkezlerine karşı tavır aldığını gösteriyor; bunun başlıca nedeni, iklim aktivistleri tarafından körüklenen yanlış algılar. Bayan Hochul, bu tepkilerin önüne geçmeye ve eyaletinin (kendisinin) iklim politikalarının yol açtığı elektrik fiyatlarındaki artışın suçunu başkalarına yüklemeye çalışıyor.” Tam radikal sağın ağzıyla yapılmış bir yorum!

Reuters Haber Ajansı’nın dünyanın önde gelen araştırma şirketlerinden Ipsos ile gerçekleştirdiği anketin sonuçları, “Radikal aktivistler savaşa hazırlanıyor” haberiyle aynı gün yayınlanmıştı. Anket sonuçlarının özetini Reuters şöyle veriyordu: Amerikalıların çoğunluğu yerel veri merkezi inşaatına karşı çıkıyor. Ankete katılanların (sadece) %14’ü yörelerine veri merkezi inşa edilmesinden rahatsızlık duymuyor; farklı siyasi partilerden oluşan %77 yapay zeka destekli veri merkezlerinin elektrik maliyetlerini artıracağından endişe duyuyor.
Reuters, haberinde, Trump yönetiminin, Çin ile rekabeti gerekçe göstererek, kurumlara, YZ ile ilgili altyapı projelerinin izin süreçlerini hızlandırmaları talimatı verdiğine dikkat çekerek Amerikalıların %64’ünün bu hıza karşı olduğunu belirtiyor.
Forbes dergisinin Mayıs ayında aktardığı, yine önde gelen bir küresel araştırma şirketi Gallup’un anketine göre, ABD’de yetişkinlerin %70’ten fazlası, evlerinin yakınında veya yörelerinde yapay zeka veri merkezi inşa edilmesine karşı çıkıyor. Geçmiş dönemlerde %47 olan bu oran çok kısa sürede ciddi bir artış göstermiş. Daha çarpıcı olanı, veri merkezlerine karşı çıkanlar, büyük bir veri merkezine komşu olmaktansa nükleer güç santraline komşu olmayı tercih ediyorlar.

ABD’de halkın veri merkezlerine tepkisine ilişkin, anketlerden başka göstergeler de var. YZ karşıtı aktivistleri bir kenara bırakalım, birçok eyalette kitlesel gösteriler ve imza kampanyaları yürütülüyor. 3 Kasım’da parlamento ara seçimleri için yapılan ön seçimlerde, veri merkezlerinin bir şekilde sınırlanmasını savunan aday adayları, özellikle bu merkezlerin inşa edildiği ve inşa edilmesinin planlandığı bölgelerde parti farkı olmaksızın çarpıcı başarılar elde ettiler.
Trump’ın “tulum çıkardığı” bazı seçim bölgelerinde, halk veri merkezlerinin durdurulması için imza topluyor. Bir başka imza toplama faaliyeti de, halkın ısrarlı taleplerine rağmen, veri merkezlerini engellemek için hiçbir çaba sarf etmeyen yerel yetkilileri görevden almak için sürdürülüyor. Bazı eyaletlerin yasaları, gerekçeler usulüne uygunsa ve yasal eşik aşılabilirse, buna izin veriyor. 2026’nın ilk yarısında yedi eyalette, veri merkezi projeleri nedeniyle çok sayıda kent, ilçe ve belde yerel yöneticisi hakkında görevden alma imza kampanyası başlatılmış durumda. NYT, Cumhuriyetçi birçok çiftçinin veri merkezleri yüzünden Demokratlara oy vereceklerini söylediklerini belirlemiş,
Tabii veri merkezlerinin seçmen davranışını etkilemesi her eyalet için geçerli değil; ancak, seçimlerin hep başa baş geçmesi nedeniyle “sallantılı eyaletler” diye adlandırılan yerlerde doğrudan sonucu belirleyecek faktör olma potansiyeli taşıyorlar. Bu da seçimlerin gidişatını değiştirebilir.
Sallantılı 70’e yakın seçim bölgesinin 40 kadarında ya planlanmış ya da inşaat halinde veri merkezi var. Her iki parti de bunun siyasal etkilerini yönetmekte zorluk çekiyor.
Cumhuriyetçi Parti’nin politikası veri merkezlerinin hızlı inşasını desteklemek. Ama yerelde adayların halkın tepkisine karşı koyamayacaklarını görüyorlar. Cumhuriyetçi Parti merkezi kendi adaylarına şimdilik bir baskı uygulamıyor. Bir bakıma “seçilin de nasıl seçilirseniz seçilin” diyor.
Demokratik Parti’de ise işler daha karışık. Geleneksel Demokratlar yatırım ve istihdam olanaklarına karşı gözükmek istemiyor (gerçekte veri merkezlerinin yarattığı ciddi bir istihdam yok). Veri merkezleri için moratoryum uygulanması fikrini ortaya atanlar Demokratik Sosyalist senatör Bernie Sanders ile temsilciler meclisi üyesi Demokratik Sosyalist Alexandria Ocasio-Cortez. Geleneksel Demokratlar Demokratik Sosyalistlerin kamuoyunda etkisini artıran bu fikre ısınmakta güçlük çekiyorlar. Buna karşılık, geleneksel kesime daha yakın olan New York valisi fikri satın almış ve ülkedeki ilk uygulayıcısı olmuş durumda.
Trump açısından sallantılı eyaletlerde veri merkezi meselesinin dengeleri aleyhlerine çevirmesi bütün “emekleri” boşa çıkaracak. Bugüne kadar bu konuya pek el atmadıysa da kayıtsız kalması mümkün değil. Veri merkezleri meselesi, konuya Trump el atınca daha şenlikli bir hale dönecek.

Trump hakikaten ara seçimlere büyük emek verdi. Eyaletlerin, özellikle “sallantılı” olanların seçim bölgelerinin sınırlarıyla oynayarak, buralarda Demokratların kazanmasını engelleyecek düzenlemeler yaptı. Şimdi, mektupla veya dijital makinelerle oy vermeyi ortadan kaldırarak, elle sayılan oy kağıtlarıyla sandık başında ve fotoğraflı kimlik göstererek oy vermeyi sağlamaya çalışıyor. (Oysa ABD’de devletin dağıttığı fotoğraflı bir kimlik yok. Ehliyet var, pasaport var, askeri kimlik vb var. Bunlar da herkeste, özellikle sosyal olarak handikaplı kesimlerde yok.) Bu amacına ulaşırsa demokratlara oy veren pek çok seçmeni saf dışı bırakacağını düşünüyor. Buna karşılık partisinden bazı milletvekilleri bunun kendi seçmenlerini de vuracağından endişe ediyor. Bu yüzden Trump’ın hazırlattığı yasa tasarısı mecliste takılmış duruyor.
Geçen hafta Trump, kendisine yakın yayın organlarının dahi “iddiaların kanıtı yok” diye karşıladığı bir komplo teorisi ile ortaya çıktı. Perşembe akşamı yaptığı “Ulusa Sesleniş” konuşmasında Çin’in 220 milyon seçmenin bilgilerini ve parti tercihlerini ele geçirdiğini ileri sürdü. Dijital seçim sisteminin, özellikle dijital oy verme makinelerinin kolaylıkla “hack”lendiğini iddia etti. CIA’nin, İç Güvenlik Bakanlığı’nın seçim sistemine dış müdahaleyi kanıtladığını ileri sürdü. Haktan, meclisteki yasa tasarısını çıkarmaları için meclisteki milletvekillerini telefon yağmuruna tutmalarını istedi.
Sallantılı eyaletlerdeki seçim sonuçları çok önemli olduğu için, Trump önümüzdeki günlerde büyük ihtimalle, veri merkezleri meselesine etrafı kırıp dökerek girecek ve moratoryumcuları “komünistler, Çin ajanları” olarak suçlayacak. Belki bazı aktivistleri içeri attıracak. Bunlar için de elinde çeşitli istihbarat raporları sallaması şaşırtıcı olmaz. (Bakalım, “biraz yavaşlayalım” diyen Anthropic gibi YZ şirketlerine ne kulp bulacak…)
Bütün bu patırtı, Cumhuriyetçi Parti’nin 3 Kasım ara seçimlerinde Temsilciler Meclisi’nde çoğunluğu kaybetmesi ihtimali yüzünden çıkıyor. Bu önce ABD’nin sonra da dünyanın kaderini etkileyecek bir gelişme olabilir. Çünkü hala ABD’de arzu ettiği rejim değişikliğini gerçekleştirememiş olan Trump, Meclis’te çoğunluğu kaybederse iyice “topal ördek” konumuna düşecek. Dahası, Meclis Trump için görevden alma soruşturması açabilecek.
Soruşturma sonucunda, Meclis, Başkan’ın azledilmesine karar verse bile Senato’da 2/3 çoğunluğun sağlanması pek mümkün gözükmüyor. Ancak, bugün bile Trump’ın Anayasa’ya, yasalara aykırı icraatine direnmeye çalışan kurumların, bu direnişlerini güçlendirmek için cesaret bulması beklenebilir. Trump da bunlara demokrasi dışı yollara saparak cevap verebilir.
Çoğunluğu elinde tutarsa, Trump’ın rejim değişikliği çabalarını büyük bir özgüvenle ve hızlandırarak sürdürmesi büyük olasılık… Elde ettiği başarı, onu uluslararası politikada daha fütursuz, sınır tanımaz hale getirebilir. Bu, Danimarka’dan İran’a, İsrail’den Brezilya’ya, Türkiye’den Çin’e herkesi ilgilendiren bir mesele olacaktır.
19 Temmuz 2026 - ABD’de seçim sonuçlarını yapay zeka belirleyebilir ama sandığınız şekilde değil…
5 Temmuz 2026 - “Kurucu babalar, gücün ayaktakımının elinde bulunmasını istemezdi”
28 Haziran 2026 - Brexit’in 10. yıldönümünde İngiltere bocalıyor
21 Haziran 2026 - Zevahiri kurtarma anlaşması, sonradan gelecek fatura ve belirsizlik travması…