Madam tam bir “Beyaz Fransızdı…”
Hem de ailesinin soyadında “De” bağı bulunan aristokrat kökenli.
Beyaz değil bembeyaz bir Fransız.
Doğu Demirkol’un parodisinde tarif ettiği “Beyaz Türk’ten bile beyaz…”
Adı Bernadette Chirac..
1995 ile 2007 yılları arasında 12 yıl boyunca Fransa’nın Cumhurbaşkanı olan Jacques Chirac’ın eşi.
Geçen Cuma günü vefat etti.
93 yaşındaydı.

New York Times gazetesi ölümü ile ilgili habere koyduğu başlıkta “Formidable” sıfatını kullandı.
Yani “Müthiş”, “Olağanüstü”, “Harika”, “Çok etkileyici…”
Le Monde ise onu “Femme de caractere”, yani “Karakterli kadın” olarak niteledi.
Gerçekten öyleydi…
Çok kişilikli, çok eğlenceli, çok kendine has bir kadındı.
Fransız halkını en çok etkileyen yanı, “Açık sözlülüğü, dobralığıydı…”
Neredeyse Fransız kültürel mirasına girdi diyebileceğimiz sözlerin sahibiydi.
Oysa kocası Cumhurbaşkanı olduğunda herkesin onun hakkındaki izlenimi şuydu:
“Soğuk ve kibirli nevale…”
Chanel takım elbise ve çantaları; koyu renk Dior gözlükleri vazgeçilmeziydi.

Fakir çiftçilerin ağıllarını gezerken bile bu kıyafetlerinden vazgeçmiyordu.
Bir defasında eşinin seçim kampanyası sırasında böyle bir çiftliği gezmiş ve “Kolundaki Chanel marka el çantasıyla bir yavru domuzu kollarında nasıl dengede tuttuğunu” uzun uzun anlatmıştı.
Lüks çanta, onun ifade ve kendini savunma aracıydı.
“Yılan derisi Chanel çantam gibiyim. Isırırım”
Evet böyle diyordu…
Kolunda Hermes çantayla yavru köpeğini dengeli biçimde taşımak isteyenler için de güzel bir formüldü.

Ama aynı kadın küçük bir kasabada seçimle gelen belediye meclis üyeliği yaparken 30 yıla yakın sıradan bir kırmızı Peugeot arabayla dolaşmıştı.
Oksimoron gibi dursa da “Tenakuzlarla dolu tutarlı” bir kadındı diyebilirsiniz.
Sıradan bir Fransızın resmen gıcık olacağı “Bembeyaz bir Fransızdı…”
Yakın arkadaşları arasındaki lakabı “La Tortue’ydu..”
Kaplumbağa yani…
Yavaş hareket eden, ama inatla hedefine ulaşan bir karakter.
Bir Beyaz Fransızdı, Aristokrattı, soğuktu, mesafeliydi…
Ama dobra dobraydı…
Bir zamanlar Paris Komününde barikatlara çıkan geleneğin solcuları da; O barikatların üzerindekilerinin karşıtı geleneğin muhafazakarı da onun bu dobralığını çok sevdi…
Her sınıfın sevdiği bir “Beyaz Fransızdı…”
Kamuoyu onu “First Lady” olarak tanıdı, 12 yılın sonunda ise Elysee Sarayı’nın “Gerçek sahibi” olarak kabul etti.

Katolik felsefeci Guitton: “O, Fransa’nın son kraliçesi”
Katolik felsefeci Jean Guitton, onun için şu şu ifadeyi kullanmıştı: “Fransa’nın son kraliçesi…”
Marie Antoinette’in giyotinle kesilen başı, sanki 200 yıl sonra onun şahsında rehabilite olmuştu.
Dedim ya o “Çelişkilerle dolu tutarlı bir karakterdi.”
Fransa’nın başı kesilmeyen son kraliçesiydi…
1933 yılında Paris’in en zengin semti olan 16’ncı bölgede doğdu.
Annesi Brondeau d’Urtieres ailesinden geliyordu.
Kont ünvanına sahip, şatoda yaşayan bir aileydi.
Babası Jean Chodron de Briare ise asker, sanayici ve diplomatlardan oluşan varlıklı bir ailedendi.
Aristokrasi ile burjuvazinin nadir bir terkibiydi Fransa’nın First Lady’si.
Amcası İkinci Dünya Savaşı sırasında General de Gaulle’un yaverliğini yapmış, Cumhurbaşkanı olunca da de Gaulle’un genel sekreterliğine getirilmişti.
Bernadette 6 yaşındayken, babası Almanya’da Naziler tarafından esir alındı.

Onun hayatının, benimkiyle kesiştiği bir adres var.
Paris’te Saint Guillaume sokağı 27 Numara…
Fransız siyasetine ve devlet hayatına bir çok ünlüyü yetiştiren Siyasal Bilgiler Fakültesi’nin adresi burası.
Ondan 20 yıl sonra ben de aynı binada master tezimle ilgili dersleri aldım, onun kütüphanesinde günler geçirdim.
Eşi Jacques Chirac’la orada tanıştı ve o ölünceye kadar 63 yıl boyunca evli kaldılar.
Ama hiç kolay bir hayat değildi.
Kızı küçük yaşta menenjit geçirdi.
Daha sonraki yaşlarda Anoreksiya ile boğuştu.
Torunu genç yaşta kalp krizinden öldü.
Kızının geçirdiği hastalık ve sorunlar onu yoksul hasta çocuklarla ilgilenmeye götürdü.
Kocası 1995’de Cumhurbaşkanlığına adaylığını koymadan önce o tek başına Fransız tarihinin en büyük yardım kampanyalarından birini başlattı ve yürüttü.
“Sarı Paralar Operasyonu” adı verilen bu yardım kampanyası, Fransız ulusunun en büyük fenomenlerinden biri haline geldi.

Ama hayatı boyunca en çok uğraştığı şey belki de eşinin çapkınlığıydı.
Her Fransız başkanı gibi Chirac da çapkındı.
Hem de en az Mitterrand kadar çapkındı.
Benim bilebildiklerim arasında, dönemin en ünlü İtalyan oyuncusu Claudia Cardinale vardı mesela.
Visconti’nin “Leopar” filminde, Alain Delon’un karşısındaki muhteşem kız yani.
Saint Guillaume Sokağı 27 Numarada bir iletişim öğrencisi olarak, ders aralarında köşedeki kafede bir kadeh Calvadosla öğle yemeği yerken konuştuğumuz dedikodulardan biri onun bir kadın gazeteci ile ilişkisiydi.
Gazetecilik öğrencisi olarak mesleki merakımızdı tabii…
Bu arada bir Japon kadınla da ilişkisi olmuştu.
Ve bunlar sadece bizim bildiklerimizdi.
“Monsieur le President” (Bay Başkanın) çok da flörtüzdü.
Üstelik flörtözlüğü her zaman kapalı kapılar ardında değil, zaman zaman aleniydi.
Kamusal alanda bile flört etmekten çekinmezdi.
Hatta bir video sayesinde bütün Fransızlar onun çapkınlığını seyretme imkanı bulmuştu.
Bernadette bir toplantıda kalabalığa hitap ederken, kocası arkada genç bir kadınla resmen flört ediyordu.
Fark edip, geri dönmüş ve kocasına öyle bir bakış atmıştı ki…
Bütün Fransa işte o bakışı hala hatırlıyor…

Peki nasıl dayanmıştı bütün bunlara?
“Gelenek” demişti; , “Bir maske takıp direnmemi gerektiriyordu…”
“Çok kıskançlıklar yaptım, ama çocuklar için evliliği sürdürdüm” diye devam etmişti.
Başkan eşini de tam karakterine ve mevkiine uygun sözlerle şöyle uyarmıştı:
“Bana bak, Napolyon Josephine’i terkettiği gün herşeyini kaybetti…”
Kocası Napolyon’un yaptığını yapmadı.
Ama Bernadette’in saatinin geldiği anlar da oldu..
Yıllar sonra Cumhurbaşkanlığı koltuğundan kalkıp, siyasetten emekli olduğu dönemde Paris Match dergisi kocasını “Özverili tonton dede” olarak gösteren özel bir sayı yapmıştı.
O özel sayı için eşi Bernadette’den görüş istediklerinde şu cevabı vermişti:
“Kocamın epeydir dul biri (eşi vefat etmiş) olduğunu bilmiyor muydunuz?”
“O benim için ölmüş biridir” demek yerine “Ben onun için ölmüş biriyim” demeyi tercih eden çok muzip bir ifade…
Soyadında “de” eki olan bir kadın için “Noblesse oblige..”
Asalet bunu gerektirir.

Kocası Chirac, 2007’de emekliye ayrıldı…
O ise sosyal yardım faaliyetlerine devam etti.
O sık sık halkla buluşurken, davetlere katılırken, gazeteciler “Eski Cumhurbaşkanımız nasıl” diye sorduğunda hep aynı cevabı verdi:
“Evde köpeklere bakıyor…”
Köpeklerinin en ünlüsü “Sumo’ydu…”
Bir “Akita İnu’ydu…”
Yani Japon Akita köpeği…
***
(NOT: Bu yazıyı New York Times, Le Monde, Le Figaro gibi gazetelerde ve Fransa’da çeşitli haber sitelerinde çıkan haberlerden derledim. Senaryo, başlık ve ara başlıklar bana ait.)
9 Haziran 2026 - Bir bembeyaz Fransızın ölümü: ‘Yılan derisi Chanel çantam gibiyim… Isırırım’
7 Haziran 2026 - 45 yıllık ‘Keşke’ şarkısı nasıl benim bu yaz şarkım oldu?
6 Haziran 2026 - Yılın açılışında ‘Coctail chic’ kıyafetimle neler gördüm?
5 Haziran 2026 - Tunus’tan gelen haber bana 2002/728 nolu belgeyi hatırlattı
4 Haziran 2026 - Ünlü yazar, Bay Donald’a ‘Hırsız Başkomutan’ dedi, ‘Bay Kemal’ için yazsa ne derdi?