Aşağıda anlatacağım olayı geçen Perşembe Leros adasında yaşadık.
Aslında olay demek doğru değil.
“Yaşadığım şeyi” demek daha uygun olur.
Bir tanıdığımın teknesiyle Leros’a giriş yaptıktan limanın hemen yakınında bir koya girdik.
Amacımız bir saat yüzmekti.
Kaptanımız tam tekneyi arkadan sahildeki kayaya bağlatırken, kıyıda oturmakta olan üç kişilik bir aileden kadın olanı müdahele etti.
Ben teknedeydim duymadım ama Yunanlı kadının “Tekneyi burada arkadan bağlayamazsınız” dediğini söyledi arkadaşımız.
Bunu üzerini kaptanımız Leros’taki ajansını arayarak bu koyda kıçtan kara yapmanın yasak olup olmadığını sordu.
Ajans yetkilisi “Doğru söylemiş yasak” dedi.
Alınan yeni bir kararla o koyda tekneleri arkadan karaya bağlanmak yasaklanmış.
Bunun üzerine kaptanımız ipleri çözdürdü ve koydan ayrılıp yan tarafta bir yere açıkta demirledi.
Buraya kadar normal.
Yunanlı kadın haklı bir uyarıda bulunmuş.
İçimden teşekkür etmek de geldi ama uzakta olduğu için edemedim.
Ancak akşam yemek yerken, ipi bağlamaya giden genç arkadaşımız öyle bir şey söyledi ki, duygularım altüst oldu.
Çünkü Yunanlı kadın uyarısını şu cümleyle yapmış:
“Burası Türkiye değil, Avrupa Birliği. Teknenizi buraya bağlayamazsınız…”
İşte bu cümleye fena halde takıldım.
Çünkü çok tanıdığım bir tavır, daha doğrusu bir “eda” bu.
Bir şey söylerken araya laf sokuşturmak.
Bu eda ve tavır, her harfiyle, bir ülkeye bakıştaki önyargıyı ve küçümsemeyi ele veriyor.
İşte buna cevap veremediğime çok hayıflandım.
Çünkü söylediği an işitseydim, ona şu cevabı verirdim.
“Hanımefendi haklısınız biz Avrupa Birliği ülkesi değiliz;
Ama görüyorum ki, siz de bir Avrupa Birliği vatandaşı değilsiniz. Çünkü medeni bir AB vatandaşı olsaydınız bu haklı uyarınızı böyle yukardan bakan bir eda ve ifade ile değil, nazik bir dille yapardınız.
O zaman ben de size medeni bir insan gibi aynı nezaketle teşekkür ederdim bizi yanlış bir şey yapmaktan kurtardığınız için…”
Bu cevabı veremedim.
Sonradan uzun uzun düşündüm.
Aslında Yunanlı kadın bir bakıma haklıydı.
İnsanların yüzeceği koylara tekneyi arkadan bağlamak, yüzme alanını daraltıyor.
O plajı kullanan bir insan olarak bu uyarıyı yapmak da hakkıydı.
Gittiğim adaların hiç birinde sahillerde tek iskele göremedim. Mikonos’ta her yerde “Beach Cage” vardı ama birinin bile önünde iskele görmedim.
Yeri gelmişken söyleyeyim gittiğim üç adada da koylarda kıçtan kara bağlanmak yasaklanmış.
Tekneyle gidenlere bildiririm.

Burası Türkbükü yakınındaki Cennet koyu, kıçtan kara yapmış teknelerden kara gözükmüyor neredeyse.
Türkiye’ye gelince;
Maalesef hala isteyen teknesini istediği yere arkadan bağlıyor.
Göcek koylarında başlayan bağlanma yasağı ve tonoza bağlanma uygulaması ne sonuç verdi bilmiyorum.
Bodrum’da, Torba’dan, Gündoğan’a kadar bütün sahil arkadan bağlı yan yana dizilmiş teknelerle kapatılmış vaziyette.
Türkbükü koyunun girişi bir felaket. Bütün koy bedava marina gibi kullanılıyor.
Evet doğru Avrupa Birliği ülkelerde böyle bir şey yok.
Evet doğru biz Avrupa Birliği üyesi bir ülke değiliz.
Oysa 2000’li yılların başlarında tam üyelik müzakerelerinin başlamasına hazırlanırken bir çok kuralımızı AB ölçülerine uyduruyorduk.
Maalesef hepsi tek tek gitti.
Kadının haklı olmadığı şey, bu uyarıyı yaparken kullandığı ifadeydi…
Sonra bunun üzerine de düşündüm.
Bu eda acaba sadece Yunanlı kadına mı ait?
Şunu kabul edelim ki bizde de fazlasıyla var bu “Sokuşturma” kültürü.
En haklı olduğumuz uyarıyı bile nezaketle yapmak yerine araya iğneleyici ve suçlayıcı bir ifadeyi sıkıştırmak…
Galiba bu Doğu Akdeniz kültürünün bir parçası…
Böyle Yunan filozofları tarzında kendi kendime sorularla gelişen bu muhakeme sonunda kadına kızgınlığım da azaldı.
Kızgınlığım tamamen bu hepimize mahsus bu Orta Doğu usulü “Sokuşturma kültürünün” üzerine kaldı.

Buna karşılık yine Leros adasından bir başka kadın portresi vereyim.
“Laf sokuşturan” kadının tamamen zıddı bir portre…
Leros benim en çok sevdiğim Yunan adasıdır diyebilirim.
İtalyan tarzı evleri, sakinliği, insanlarının cana yakınlığı beni her zaman etkiler.
Pazar günü tepedeki küçük meydanda bulunan “Platanos” adlı kafeye gittik.
Öğle vaktiydi ve meydan bomboştu.
Kafenin bahçesinde bizden başka üç kişi daha vardı.
Servisi güler yüzlü genç bir Yunanlı kız yapıyordu.
Çok saygılı ve sevimli bir hali vardı.
Gözüm tam arkamda kapının girişine asıl bir plakaya ilişti.
Planatos Kafe 2023’de Yunanistan’ın prestijli ödüllerinden biri olan “Kartallar” ödülünü almış.
Araştırdım, müşteri paylaşımlarından hareketle ödül veriyormuş.
10 üzerinden en az 8 alan kafeler değerlendirmeye alınıyormuş.
Platanos Kafe, 5 üzerinden 4.9 müşteri memnuniyeti puanı almış.
Yani neredeyse tam not.

Şuna eminim.
Müşteri memnuniyetini belirleyen şeylerin başında işte bunun gibi sempatik ve işini sevgiyle yapan görevlilerin rolü büyük.
Adını alamadığım için üzüldüm.
Ama Platanos Kafe’den 5 üzerinden 5 müşteri memnuniyeti ile ayrıldım.
Kafeye gidecek Türklerden bu yazıyı okuyan olursa, o kıza benim adıma da teşekkür etmesini rica edeceğim.
Kafeye daha girer girmez o kızı güler yüzünden tanıyacaksınız.
Adalarda mevsim sonuna gelmiş ama Türkiye’den gelen feribotlar hala tıklım tıklım dolu.
İDO bu bölgenin en önemli taşıyıcılarından biri haline gelmiş.
Sadece Kuşadası’ndan üç adaya yolcu taşıyormuş.
Bunlar Samos, Leros ve Patmos.
Leros’ta her yerde çok sayıda Türk gördük.
Ayrıca adada baya bir “Türk topluluğu” oluşmuş.
Adanın en kıdemli Türklerinden biri TV yapımcısı Mustafa Oğuz.
Orada yıllık ev kiralıyormuş.
Bodrum Kempinski’nin sahiplerinden Orhan Yılmaz, Youtube yayıncısı Cüneyt Özdemir, gazeteci Hasan Cemal, Mehmet Yılmaz, reklamcı Cefi Medina, işinsanı Erol Tabanca ile Atilla Türkmen de Leros’un kıdemlilerinden.
Bu yıl bir ara Fatih Altaylı da onlara katılmış.
Patmos denince ise,
Trendyol’un Türkiye patronu Çağlayan Çetin’in her yıl yaptığı partiler çok konuşuluyor.
Ama bu yıl yapmamış galiba.
Tabii Yunan adaları denince akla ilk gelen Türk Mustafa Taviloğlu…
Bizzat şahidim, gittiği her Yunan adasında çok iyi tanınıyor.
Patmos’da çok sayıda dostu var.
Onlara “Mudo geldi mi” diye sordum.
Bu yıl onları ihmal etmiş. Daha çok Atina çevresindeki adalarda dolaşıyormuş.
Yeni gözdesi de Hydra adasıymış.
Son yıllarda Hydra’ya hayran bir başka Türk de gazeteci Oray Eğin…
Mudo’yla karşılaşmışlar.
Birlikte yaptıkları paylaşımlardan gördüm.
Adada en çok konuşulan konulardan biri de şu.
Reklamcı Yiğit Şardan Leros’un en büyük evini yaptırıyormuş.
Öteki Leros evleri düşünüldüğünde, “Leros’un en büyük evinin” ille de çok büyük olması gerekmiyor.
İstanbul’da orta halli bir zengin evi bile burayla karşılaştırıldığında çok büyük kalabilir.

Mikonos hala kalabalıktı.
Küçük dar sokakları, balkonlu evleri ile her köşesinde insana burada fotoğrafı çekin duygusu veriyor.
Biz de Tansu ile böyle bir evin merdivenine oturup poz verdik.
Hala taksi bulmak güç.
Taksi deyince Patmos’un taksicilerine de bir bravo.
Hem sempatikler hem de afişe fiyat uygulamalarına çok sadıklar…
Bu gezi sırasında bir şey dikkatimi çekti.
Gittiğim üç Yunan adasında da hemen hemen hiç Megayat’a rastlamadım.
Mikonos’da bile 30 metreden büyük tekne yoktu.
Acaba megayat sahibi milyarderler için yaz mevsimi kapandı mı diye düşündüm…
Ama Bodrumun Türkbükü ile Torba koyu arasında hala çok sayıda megayat var.
Bu yaz dikkatimi çeken bir başka şey daha var.
Yazı geçirdiğim Torba koyunda her gün 70 metrelik en az 3-4 megayat vardı.
Bilmiyorum ne kadar doğru ama bu megayatların pek çoğunun Rus oligarklara ait olduğu söyleniyor.
Hepsi de açıkta demirliyor ve en az 2-3 gün kalıyorlar.
Bu arada bu yaz dikkatimi çeken bir başka şey de Bodrum limanının girişinde açıkta demirlemiş tekne sayısının acayip artması.
Pazar akşamüzeri onların arasından geçip Marinaya girmekte epey zorlandık.
Yakın adalar ve Bodrum’dan sezon sonu izlenimler bunlar.
15 Eylül 2026 - Haklı ama nezaketsiz bir kadına veremediğim cevap
13 Eylül 2026 - Bu İtalyan düğünü sahnesinde masaya bomba gibi düşen rakam: Yüzde 0.0009
10 Eylül 2026 - 36 saatte 134 milyon görüntülenme alan bir istifa
9 Eylül 2026 - Dünyayı sarsan 12 gün: İlk yapay zeka çetesi Phaseone10841 nereleri ele geçirdi?
8 Eylül 2026 - Müthiş gecenin reytingi: Kadın voleybolu seyircisi erkek futbolu seyircisini yakaladı