İstanbul Havalimanı 16 Ağustos 2026 günü, yani geçen Pazar üst üste 3’üncü rekorunu kırdı.
O gün 1739 uçak seferi vardı. Yani 1739 uçak indi ve kalktı.
O uçaklarla 290 bin 287 yolcu gelmiş ve gitmiş.
İlki 1 Ağustos 2026 günü kırıldı.
O gün 1705 uçak inip kalktı.
Gelip giden yolcu sayısı 289 bin 260 oldu.
İkinci rekor 9 Ağustos 2026 günü geldi.
O gün de 289 bin 732 yolcu geldi ve gitti…
Tekrar ediyorum, bu bütün Avrupa sivil havacılık tarihinde üste üste üçüncü uçak ve yolcu sayısı rekoruydu.

İstanbul Havalimanından, yıl başından düne kadar gelen giden yolcu sayısına da baktım.
Dün itibariyle gelen ve giden yolcu sayısı 53 milyon 46 bin 139 kişiydi.
Bu, geçen yıla göre yüzde 1.9 artış anlamına geliyor.
Bunların yüzde 75’i dış hat yolcuları.
Dış hat yolcularının dağılımı da şöyle:
(*) 21.03 milyon geliş
(*) 9.19 milyon gidiş
(*) 11.65 milyon gidiş transfer

İç hat yolcularının dağılımı da şöyle;
(*) 5.49 milyon geliş
(*) 4.29 milyon gidiş
(*) 1.4 milyon gidiş transfer…
Kısaca IGA, Avrupa sivil havacılık tarihinde en büyük başarı hikayesi olma yolunda denebilir.
Üstelik bu başarı sadece yolcu konusunda değil.
Kargo taşımacılığında da da aynı başarı hikayesi var.
İstanbul 2000’lerin başında kargo taşımacılığında ilk 30’larda bile değildi.
Şimdi DHL ve UPS gibi uluslararası devlerin de yatırımı ile zirveye çıktı.
Kabul edelim Istanbul Havalimanı için kararın alındığı günlerde bir çok insan buna karşı çıkmıştı.
Çünkü gayet güzel çalışan bir Atatürk Havalimanı vardı ve çoğumuz bunun daha uzun yıllar İstanbul’a yeterli hizmeti vereceğini düşünüyorduk.
Yani bu insanlar bunu gereksiz bir yatırım olarak görüyordu.

Ama şimdi görüyoruz ki, gerçekten büyük bir vizyonla alınmış bir kararmış.
Mesele sadece, iyi işleyen bir havalimanının pist sayısını arttırmak değilmiş.
Asıl konu, Avrupa’nın en büyük Hub limanını inşa etmekmiş.
Ve bu başarıldı.
Ancak şimdi önümüzde çok kritik bir dönem var.
İstanbul Havalimanının bu üçüncü rekorunu kırdığı günden 24 saat sonra çok önemli iki gelişme oldu.
Önce Financial Times gazetesinde bir haber çıktı.
“İran Avrupa’daki bazı hedefleri vurmayı değerlendirmeye başlamış.”
Eğer ABD İran’ı tekrar vurursa, onlar da Güney Avrupa’daki bazı Amerikan askeri hedeflerini vuracakmış.
İran geçen hafta da Bulgaristan’ı tehdit etmişti.
Ona da “Amerikan üsleri bize karşı kullanılırsa Bulgaristan’ı vururuz” demişti.
Aynı gün İsrail de sınırımıza 70 km mesafedeki bir Suriye hava üssünü bombaladı.
Bunların bir bölümü “Psikolojik taktik” olabilir.
Ama şurası gerçek.
İran artık elindeki uzun menzilli füzelerle biz dahil bir çok ülkenin güvenliğini tehdit edecek cürete ve imkana sahip.
Üstelik bir de Molla rejiminin şımarıkça bir üstünlük psikolojisi de var.
İsrail’de ise artık iktidarda kalabilmek için her türlü ateşle oynayabilecek bir zalim var.
Bu iki haber gelince, merak edip, doğu ve batı komşularımızın en büyük havalimanlarına kaç uçak iniyor kalkıyor ona baktım.
Batı sınırımızda savaş yok.
Sınır ülkelerimizde en fazla trafik olan Atina Havalimanına günlük inip kalkan uçak sayısı 777…
Bükreş 349, Sofya 186.
Doğumuzdakilere gelince…
Kahire, savaşta değil ve durumu nisbeten iyi.
Günde ortalama 620 uçak inip kalkıyor.
Savaştaki Tel Aviv’e gelince…
Günde 386
Şam’ın durumu iç savaştan beri perişan.
Günlük ortalama 56 uçak.
En trajik durumda olanı ise Bağdat..
Günde sadece 36 uçak inip kalkıyor.
Bu tabloya bakınca şu açıkça görülüyor.
Savaşa giren ülkelerin hava limanları büyük zarar görüyor.
Antalya Suriye sınırına sadece 450 km mesafede.
Savaşın göbeğindeki İsrail’e 600 km uzaklıkta.
Yani bugün dünyayı sarsan Orta Doğu ateşinin dibinde.
Bugün o şehirin havalimanına günde ortalama 700’e yakın uçak inip kalkıyor.
Yani dünyanın en büyük turizm ülkelerinden biri olan Yunanistan’ın başkenti Atina’ya inip kalkan uçak kadar.
Verdiğim bu rakamlar “Barış ekonomisinin” en çarpıcı haritasını çiziyor bize.
Yani barışın kendini en iyi gösterdiği yer belki de o ülkenin hava limanları…
Türkiye Cumhuriyetinin 100 yıllık tarihinin en başarılı hikayelerinden biri, ülkemizin 100 yıldır savaş görmemesidir.
Atatürk’ün “Yurtta Sulh, Cihanda Sulh” prensibi üzerine kurulu bir dış politika bugüne kadar büyük bir sadakatla sürdürüldü ve bugün bunun meyvelerini yiyoruz..
İstanbul Havalimanından gelen bu rakamlara baktığımda şunu görüyorum:
Türkiye’nin önünde tarihi bir fırsat var.
Orta Doğu’daki bu kriz öyle kolay kolay sona ermeyecek.
Ama bu krizden en az zararla çıkma şansına sahibiz.
Yapacağımız tek şey, bu bölgedeki savaşın içine girmemek.
Şimdi önümüzde belki de İran Savaşının başından beri en ciddi kriz var.
Pervasız Netanyahu Rejimi saldırganlığını Türkiye sınırına kadar taşıdı.
Suriye’de İdlib yakınındaki üssün Türk askeri yetkililerin ayrılmasından saatler sonra vurulması iki ülke ilişkilerinde bugüne kadar yapılan en pis provokasyon oldu.
Bu provokasyona verilecek en güzel cevap, haklılığımızı güçlendirecek bir serinkanlılık olmalı diye düşünüyorum.
Dışişleri Bakanlığı da benim gibi düşünüyor olmalı ki, buna verdiği cevap bence çok akıllıca ve serinkanlı oldu.
Alttan almayan, ama provokasyonu boşa çıkaracak serinkanlı bir duruştu bu.
Netanyahu, kendi ülkesinde zor durumda.
Seçimleri kaybetme ihtimali yüksek.
Onun seçimi kaybetmesi, bölgedeki bütün barış yanlısı güçlerin zaferi olacak.
Bu konuda muhalefete düşen görev de iktidarı kışkırtıcı tutumdan kaçınmak olmalı.
Hepimiz bilelim ki, Türkiye ile İsrail arasındaki bir savaşın kazananı olmaz.
Şu an bizim en büyük gücümüz, savaşta olmamaktır.
Antalya’ya her gün inen uçak sayısı Atina’ya inen uçak sayısını bile geçiyor bazı günler.
İstanbul Havalimanı rekor üstüne rekor kırıyor.
Yani bizim bölgemizde geleceğe yönelik en iyi yatırımımız barışı korumaktır.
İstanbul Havalimanının kontrol kulesinden bakınca, bölgedeki türbülanslardan kaçınıp, gelişmenin huzurlu pistine inmenin en emin yolunun bu olduğunu görüyorum.