İş dünyasının gençlerden beklentileri kadar, gençlere sunduğu öğrenme olanaklarını da konuşmalıyız. Bugün bir gence sunulan fırsat, yalnızca onun kariyerinin başlangıcı değil; yarının deneyimli çalışanına, yöneticisine ve liderine yapılan yatırım olarak görülmeli.
Şirketler deneyimli çalışan arıyor. Gençler deneyim kazanmak istiyor. Ancak o deneyimi kazanabilecekleri ilk fırsatlara ulaşmak giderek daha karmaşık bir meseleye dönüşüyor. İş ilanlarına bakıyorum. Birçok pozisyon için benzer beklentiler sıralanıyor: İyi bir eğitim, yabancı dil, dijital yetkinlikler, analitik düşünme, iletişim becerisi ve birkaç yıllık iş deneyimi…
Peki, henüz çalışma hayatına adım atmamış bir genç bu deneyimi nerede kazanacak?
İlk bakışta basit görünen bu soru, iş dünyasının geleceğine dair önemli bir çelişkiyi ortaya koyuyor. Şirketler deneyimli çalışan arıyor. Gençler deneyim kazanmak istiyor. Ancak o deneyimi kazanabilecekleri ilk fırsatlara ulaşmak giderek daha karmaşık bir meseleye dönüşüyor.
Üstelik iş dünyası büyük bir değişimden geçiyor. Yapay zekâ, otomasyon ve dijitalleşme bazı görevleri ortadan kaldırırken bazılarını yeniden tanımlıyor. Daha önce yeni mezunların üstlendiği araştırma, veri toplama, raporlama ve ilk taslakları hazırlama gibi işler artık çok daha kısa sürede tamamlanabiliyor.
Bu elbette önemli bir verimlilik fırsatı. Ancak gözden kaçırmamamız gereken bir nokta var: Bir işi öğrenmek, yalnızca o işi tamamlamaktan ibaret değil.
İş hayatına yeni başlayan biri, ilk yıllarında yalnızca kendisine verilen görevleri yerine getirmez. Aynı zamanda işin nasıl planlandığını, bir kararın hangi gerekçelerle alındığını, müşterinin ne beklediğini, bir krizin nasıl yönetildiğini ve ekip içinde nasıl çalışıldığını öğrenir.
Bazen bir toplantıda doğru soruyu sormayı, bazen bir sunumda hangi bilginin önemli olduğunu, bazen de iyi hazırlanmış bir planın beklenmedik bir gelişme karşısında nasıl revizyona uğradığını deneyimler.
Bunlar ders kitaplarından öğrenilebilecek bilgiler değil. Zamanla, sorumluluk alarak, hata yaparak, geri bildirim alarak ve başkalarının deneyimlerinden yararlanarak kazanılan beceriler.
Yapay zekâ bu süreci destekleyebilir. Bir araştırmayı hızlandırabilir, bir raporun ilk taslağını hazırlayabilir, alternatifler sunabilir. Ancak ortaya çıkan sonuçları değerlendirmek, bağlamı anlamak, doğru soruyu sormak ve gerektiğinde sorumluluk alarak karar vermek hâlâ insanın geliştirmesi gereken yetkinlikler.
İşveren açısından bakıldığında beklentiler net. İşe alınan kişinin mümkün olduğunca kısa sürede katkı sağlaması, sınırlı kaynaklarla verimli çalışması ve hata riskini azaltması isteniyor.
Ancak her pozisyon için deneyimli bir çalışan aramak, uzun vadede kurumların kendi yetenek havuzlarını oluşturmasını da zorlaştırabilir.
Bugün deneyimli çalışan arayan şirketlerin yarın deneyimli çalışan bulabilmesi, gençlerin bugün ne kadar iyi yetiştirildiğiyle doğrudan ilişkili.
Stajların yalnızca özgeçmişe yazılacak bir satırdan ibaret kalmaması, yeni mezunlara gerçek sorumluluklar verilmesi, mentorluk programlarının yaygınlaşması ve gençlerin farklı iş alanlarını tanıyabilecekleri fırsatlara erişmesi gerekiyor.
Burada önemli olan, gençlere öğrenebilecekleri, soru sorabilecekleri ve giderek daha fazla sorumluluk üstlenebilecekleri bir alan açmak.
Yapay zekâ çağında gençlerin yalnızca teknik bilgiyle öne çıkması da yeterli olmayacak. Öğrenmeye açıklık, merak, eleştirel düşünme, yaratıcılık, iş birliği ve değişen koşullara uyum sağlama becerileri daha da önem kazanacak.
Fakat bu özelliklerin gelişmesini beklerken onlara bunları deneyimleyebilecekleri alanları sunmamız gerekiyor.
Bir gencin sorumluluk almasına izin vermeden inisiyatif kullanmasını, hata yapmasına fırsat tanımadan problem çözmesini, farklı insanlarla çalışmasını sağlamadan ekip çalışmasında başarılı olmasını bekleyemeyiz.
İş dünyasının gençlerden beklentileri kadar, gençlere sunduğu öğrenme olanaklarını da konuşmalıyız.
Bugün bir gence sunulan fırsat, yalnızca onun kariyerinin başlangıcı değil; yarının deneyimli çalışanına, yöneticisine ve liderine yapılan yatırım olarak görülmeli.
Aksi hâlde herkes deneyimli çalışan ararken, o deneyimi kazanabilecek bir başlangıç noktası bulamayan gençlerin sayısını konuşmaya devam edeceğiz.
Ve belki de geleceğin iş dünyasına dair asıl soruyu yeniden sormamız gerekecek:
Gençlerden deneyim bekleyen bizler, onların deneyim kazanabilecekleri bir iş hayatı kurmak için ne yapıyoruz?
27 Ekim 2026 - Deneyim Nerede Kazanılacak?
20 Ekim 2026 - Yapay Zekâ Bize Zaman Kazandırıyor. Peki, Biz O Zamanı Ne Yapacağız?
13 Ekim 2026 - Ne Zamana Kadar Böyle Sessiz Kalacağız?
6 Ekim 2026 - Küvetteki Gelinler: Bir Kadını Görmek İçin Ölmesini mi Bekliyoruz?
Feza Turunçoğlu Kimdir?
Feza Turunçoğlu, Türkiye’de marka, pazarlama ve reklam sektöründe uzun yıllarını geçirmiş deneyimli bir profesyoneldir. Marka yaratma, spor pazarlaması, marka yönetimi ve iletişim konularında derin bilgi birikimine sahiptir.
Reklam ajanslarında yönetim ekibinde çalışmış, yürütme kurullarında yer almış, ülke için önemli birçok markanın büyüme süreçlerine katkıda bulunan ekipleri yönetmiştir.
Feza Turunçoğlu’nun kariyeri boyunca edindiği deneyimler ve sektördeki bilgisi, markaların stratejik iletişimini yönetme yeteneği ve kriz dönemlerinde markaların nasıl yönetilmesi gerektiğine dair görüşleri sektörde önemli bir referans niteliği taşır.
Bu dönemde; finanstan otomotive, gıdadan içecek markalarına, kamu projelerinden kişisel bakıma Türkiye’nin en önemli ve büyük bütçeli markaları ile çalışma, stratejilerinde söz sahibi olma ve değer yaratma şansı yakalamıştır.
Daha sonra Türkiye’nin bilinirliği ülke dışına da taşan ve ülkenin en değerli markalarından biri olan Vestel’de 10 sene boyunca Vestel Pazarlama iletişimi ve Perakende Pazarlama Liderliği yaparak; pazarlama iletişimi ve sponsorlukların yanı sıra, markanın stratejisi ve bütçe yönetiminde de söz sahibi oldu.
Vestel döneminde en sevdiği işlerinden biri “Biz Voleybol Ülkesiyiz” stratejisinin oluşturulması ve hayata geçişinde üstlendiği rolü oldu. ‘Biz Voleybol Ülkesiyiz’ iletişimi ile marka, hem tüketicinin gönlünü kazanırken hem de sayısız ödül kazandı.
Türkiye’de ‘Spor Pazarlaması’ denince, akla ilk gelen isimlerden.
Feza kendisini; reklam, pazarlama ve iletişim stratejisi alanlarında 30 yıllık deneyimi ile “ marka danışmanı” olarak tanımlıyor.
Vestel sonrası, bağımsız marka danışmanı olarak farklı projelerde ‘sevdiği ve inandığı’ markalara katkı sağlamaya keyifle devam ediyor.
Ve halen en çok voleybol izlemeyi seviyor.