The Times yazarı Olivia Petter’ın 21 Temmuz tarihli yazısı, The Cut’ta viral olan dikkate değer bir tespitten yola çıkıyor. The Cut, New York Magazine bünyesinde yayımlanan ABD merkezli dijital bir kadın, kültür ve yaşam yayını.
Yazıda Z kuşağı kadınlarının, eşinin giderek annesi haline gelmesi işleniyor. Üstelik bahsettiğimiz annelik “Üşütme, üzerine bir şey al” şefkatinden ibaret değil.
Kadın hesabı ödüyor, yemeği pişiriyor, evi topluyor, sosyal takvimi planlıyor, erkeğin duygusal krizlerini göğüslüyor, kariyerini motive ediyor ve randevularını tek tek hatırlatıyor.
Yazara göre erkeklerin hatırı sayılır bir kısmı, artık eşlerinden duygusal, ekonomik ve ev içi tam teşekküllü bir “bakım hizmeti” talep ediyor.
Ancak yazının asıl sarsıcı tarafı, sadece erkekleri suçlamakla kalmaması. Petter çuvaldızı kendine de batırıyor. Kendisinden daha az kazanan erkeklerle birlikte olduğunda hesabı nasıl daha sık üstlendiğini, yıllarca gittiği terapilerin kazandırdığı farkındalıkla sevgililerinin duygusal sorunlarında nasıl “rehberlik” yaptığını samimiyetle anlatıyor.
Ve ardından kritik bir soru soruyor. Bu durumun ne kadarı erkeğin beceriksizliğinden, ne kadarı kadının kaygı kaynaklı ‘herkesi memnun etme’ ihtiyacından kaynaklanıyor?
İşte meselenin tam olarak düğümlendiği yer burası. Çünkü “eşinin annesine dönüşen kadın” hikayesinde olay sadece bakılmayı bekleyen bir erkekten ibaret değil.
Bazen, karşısındaki yetişkinin hayatındaki boşlukları daha o talep bile etmeden doldurmaya gönüllü bir kadın da var. Restoran rezervasyonunu o yapıyor, tatili o planlıyor, doğum günlerini o hatırlatıyor.
“Anneni arasana” diyen de o, doktor randevusunu takip eden de. Anahtarın nerede olduğunu biliyor, hangi gömleğin altına hangi pantolonun giyileceğini söylüyor. Arkadaşıyla yaşadığı dargınlığı sabırla dinleyip patronuna nasıl yanıt vermesi gerektiğini birlikte kurguluyor.
Ne var ki bir ilişki, eşit iki yetişkinin bağından çıkıp ebeveyn-çocuk dinamiğine evrildiğinde yalnızca görev dağılımı bozulmuyor; arzu ve tutku da bu enkazın altında kalıyor.
Bir taraf sürekli yöneten, organize eden, düzelten ve sorumluluk alan konuma yerleştiğinde; diğer taraf giderek pasifleşip yönetilen kişiye dönüşüyor.
Unutmamak gerekir ki sevgiyle bakım vermek ile bir yetişkinin hayatının “operasyon müdürlüğünü” üstlenmek arasında ince ama hayati bir çizgi var.
Böyle bir düzende sabah kahvaltısını hazırlamak ya da akşam yemeği pişirmek bir süre sonra minnet duyulan bir jest olmaktan çıkıp, doğal olarak beklenen rutin bir göreve dönüşüyor.
İşin bir de kadın tarafındaki “Ben yapmazsam olmaz” tuzağı var. Bazı kadınlar ilişkideki kontrolü farkında olmadan ele geçiriyor. Çünkü planlamak daha hızlı, düzeltmek daha kolay; işi karşı tarafa bırakıp onun berbat etmesini izlemekse son derece sinir bozucu.
Aradan yıllar geçtikten sonra aynı kadın “Bu adam hiçbir şeyi kendi başına yapamıyor” diye dert yanmaya başlıyor.
Belki gerçekten yapamıyordur… Belki de uzun zamandır yapmasına hiç gerek kalmamıştır.
Belki de hepimizin zaman zaman ilişkilerimizde kendimize sorması gereken çok yalın bir soru var. Karşımdaki insanı seviyor muyum, yoksa onu yönetiyor muyum?
Eğer eşinizin öğle yemeğini, banka hesabını, sosyal çevresini, doktor randevularını, duygusal krizlerini ve kirli çamaşırlarını siz yönetiyorsanız; o ilişkide gerçekten iki yetişkin olup olmadığını sorgulamanın zamanı gelmiş demektir.
Hele ki tüm bu organizasyon şemasının ardından aranızdaki tutkunun neden söndüğünü merak ediyorsanız… Belki de sorun libidoda değil, üstlendiğiniz roldedir.