İrem Hanım merhaba,
41 yaşındayım, boşandım. Yaklaşık bir yıldır en yakın kız arkadaşımın eşiyle gizli bir ilişki yaşıyorum. Bunun planlanmış bir şey olduğunu söyleyemem. Aynı arkadaş grubundaydık, dertleştik, yakınlaştık ve bir anda kendimizi bu ilişkinin içinde bulduk. Vicdan azabı çekiyorum ama ondan da kopamıyorum. Bana yıllardır hiçbir erkeğin hissettirmediği kadar değerli hissettiriyor. Bana boşanacağını söylüyor ama iki çocuğu var ve bir yıldır hiçbir şey değişmedi. En yakın arkadaşım hiçbir şey bilmiyor. Onun yüzüne baktıkça utanıyorum. Bu ilişkiyi bitirirsem çok acı çekeceğim. Devam edersem her gün biraz daha kendimden nefret ediyorum. Bazen içimden “Gerçek aşk yanlış zamanda geldi” diyorum. Sizce beklemeli miyim, yoksa ne olursa olsun bitirmeli miyim?
Değerli Okurum,
Bu mektupta en çok dikkatimi çeken cümle şu oldu: “Bir yıldır hiçbir şey değişmedi.” Bazen insanlar “yasak aşk” yaşadıklarını düşünür. Oysa aslında yaşadıkları şey, ertelenen bir kararın içinde beklemektir.
Şunu unutma… Bir insan boşanmak istiyorsa önce boşanır, sonra yeni bir ilişkiye başlar. Sürekli “Biraz daha sabret”, “Çocuklar büyüsün”, “Doğru zamanı bekliyorum” cümleleri kuruluyorsa, o ilişki çoğu zaman geleceğe değil, bugünü idare etmeye hizmet eder.
Bir de şu var… Siz sadece sevgilinizi değil, en yakın arkadaşınızı da kaybetme riski taşıyorsunuz. Bu yüzden burada kaybedeceğiniz şey yalnızca bir ilişki değil; yılların dostluğu, güven ve kendi değerleriniz olabilir.
Aşk bazen doğru insanla yanlış zamanda yaşanabilir. Ama başka bir kadının evliliğinin gölgesinde yaşanan ilişki, zaman geçtikçe romantizmden çok yük taşımaya başlar.
Kendine şu soruyu sor: Eğer bu adam yarın boşanmasa, beş yıl daha aynı cümleleri kursa yine bekler miydin? Cevabın “Hayır” ise, aslında ne yapman gerektiğini biliyorsun. Gizli yaşanan ilişkilerde en çok yıpranan şey aşk değil, insanın kendine duyduğu saygıdır.
İrem Hanım merhaba,
48 yaşındayım, 19 yıllık evliyim. Eşimle birbirimizi seviyoruz ama son zamanlarda cinsellik konusunda sık sık tartışıyoruz. Geçen gün bana, ‘Artık beni hiç baştan çıkarmıyorsun’ dedi. Açıkçası ne demek istediğini anlamadım. Sonuçta ben onun kocasıyım. Aynı evde yaşıyoruz. Akşam yatağa giriyoruz. Yakınlaşmak istediğimde de bunu söylüyorum. O ise ‘Bir anda üzerime geliyorsun. Gün içinde bana hiç dokunmuyorsun, iltifat etmiyorsun, flört etmiyorsun. Sonra gece olunca sanki düğmeye basılmış gibi cinsellik bekliyorsun.’ diyor. Ben gerçekten neyi yanlış yaptığımı anlamıyorum. 19 yıllık eşimi daha nasıl baştan çıkaracağım? Bir insan kendi karısıyla da flört etmek zorunda mı?
Değerli Okurum,
Önce eşiniz adına tek cümleyle tercüme edeyim: O seks istemiyorum demiyor… “Yolculuğu da yaşamak istiyorum.” diyor.
Erkeklerin önemli bir kısmı cinselliği bir düğme gibi görüyor. Düğmeye basılıyor ve süreç başlıyor. Kadınların önemli bir kısmı ise cinselliği gün içine yayılan bir hikâye gibi yaşıyor. Sabah çıkarken edilen bir öpücük… Gün içinde atılan “Seni özledim.” mesajı… Mutfakta omzuna dokunmak… Hiç beklemediği anda “Bugün çok güzelsin.” demek… Bunların hepsi birçok kadın için ön sevişmenin bir parçasıdır.
İşte erkeklerle kadınların en çok ayrıldığı nokta da burası. Sen gece saat 23.00’te yakınlaşmayı başlatıyorsun. Eşin ise sabah 08.00’de başlamasını bekliyor.
Bir de uzun evliliklerin en büyük tuzağı var: Sevgililik bitiyor, sadece karı-kocalık kalıyor. Oysa nikâh flörtü bitiren bir sözleşme değildir. Tam tersine, flört etme sorumluluğunu ömür boyu uzatan bir imzadır.
Kadınlar çoğu zaman “Benimle seviş” cümlesini değil, “Beni yeniden seç” duygusunu duymak ister. Çünkü arzulanmak sadece yatakta yaşanan bir his değildir. Bir kadının gün içinde kendini özel hissetmesi, gece yaşanacak yakınlığın en güçlü hazırlığıdır. Belki de eşin senden daha fazla romantizm istemiyor. Sadece yeniden sevgilisi olmanı istiyor.