Bir arkadaşım geçenlerde 50’sini aşmış bir kadın grubuyla yemekteymiş. Konu GSM ve lokal östrojene gelmiş.
GSM (Genitourinary Syndrome of Menopause) menopozun genital ve idrar yollarında yarattığı değişimlerin bütünü. Eskiden kadınlara sadece “normaldir” denip geçiliyordu; artık bunun tedavi edilebilir bir durum olduğu daha çok kabul görüyor.
Menopoz döneminde özellikle vajinal kuruluk, yanma, ilişki sırasında ağrı, sık idrara çıkma veya tekrarlayan idrar yolu enfeksiyonu gibi şikâyetlerde “lokal östrojen” (vajinal östrojen) oldukça sık öneriliyor ve birçok kadın için etkili bir tedavi kabul ediliyor.
Beni şaşırtan şey, masanın çoğunun neredeyse 10 yıldır eşiyle cinsel ilişki yaşamaması ve üstelik “Buna ihtiyacım yok” demesi. İnsan ister istemez şunu düşünüyor: Menopozda cinsellik gerçekten “biter” mi? Yoksa kadınlar sadece artık istemediklerini söyleme cesareti mi bulur?
Tabii ki menopoz sadece adetlerin kesilmesi değil. Kadının bedeninin, kimliğinin, arzularının ve hatta “kendine ait alan” ihtiyacının yeniden yazıldığı bir dönem.
Ve evet, bazı kadınlarda bu süreçle birlikte cinsel istek dramatik biçimde azalabiliyor. Ama bunun nedeni yalnızca hormonlar değil. Östrojenin düşmesi vajinal kuruluk, ağrı, uyarılma güçlüğü ve orgazm değişiklikleri yaratabiliyor.
Menopoz sonrası östrojen azalınca vajinal doku inceliyor, kuruyor, daha hassas hale geliyor, kanlanması azalıyor. Bu yüzden birçok kadın “isteksizlik” yaşadığını düşünüyor ama aslında sorun bazen doğrudan ağrı beklentisi oluyor. Beyin bir süre sonra “Bu can acıtacak” diye öğreniyor ve arzu da düşebiliyor.
Testosteron seviyesindeki değişimler de arzuyu etkileyebiliyor. Ama araştırmalar şunu söylüyor: menopozdaki cinselliği bitiren asıl şey çoğu zaman sadece biyoloji değil; zihinsel yük, yılların birikmiş kırgınlığı, bakım veren rolünden çıkamamak, görünmez hissetmek ve kadınlığın sadece “genç beden” üzerinden tanımlanması.
Birçok kadın menopozdan sonra ilk kez şunu fark ediyor: “Ben yıllardır gerçekten istediğim için mi seks yapıyordum, yoksa ilişkiyi sürdürmek için mi?”
İşte bu soru çok sarsıcı. Yani bazı kadınlar ileriki yaşlarında gerçekten daha az seks isteyerek daha huzurlu hissedebiliyor.
Kadın doğum uzmanları, psikologlar, cinsel tıp uzmanları hep beraber el ele verip sürekli ilerleyen yaşta da cinselliğin gayet sağlıklı devam edebileceğini anlatıyor. Hormonal tedaviler, vajinal östrojenler, pelvik taban terapileri, çift terapisi ve cinsel terapi ile menopoz, cinselliğin otomatik olarak sona erdiği bir dönem değil, daha çok “yeniden tanımlandığı” bir dönem.
Ama ne fayda?
Kadınlar bu hallerinden gayet hoşnut. Bir tedavi aramıyor ki. Geçen hafta The Guardian’da yayımlanan bir yazıda 58 yaşındaki bir kadın: “Artık kendimi cinsel bir varlık gibi hissetmiyorum. Ve açıkçası bir daha hiç seks yapmasam umurumda değil” diyor.
Bu cümle bazılarına trajik gelebilir. Ama bazen bu bir kayıp değil, bir dönüşüm. Çünkü menopoz birçok kadında arzunun yönünü değiştiriyor.
Seks yerine yakınlık, güven, şefkat, yalnız kalabilme özgürlüğü daha değerli hale geliyor.
Bir başka gerçek daha var: Kadınlar menopozda yalnızca hormon kaybetmiyor; aynı dönemde çocuklar evden ayrılıyor, ebeveyn kayıpları yaşanıyor, beden değişiyor, yaş alma gerçeğiyle yüzleşiliyor.
Yani yatak odasına sadece iki kişi girmiyor; stres, yorgunluk, görünmezlik hissi ve yılların yükü de giriyor. Hele bir de yıllarca cinselliğin hiç konuşulmadığı bir birliktelik söz konusuysa.
Zaten kadın yıllardır pek de bir şey hissetmemiş hatta cinselliği bir görev olarak görmüşse. “Artık seks istemiyorum” ile “Zaten hiçbir şey hissetmiyorum” aynı kapıya çıkıyor.
Belki de asıl mesele şu: Menopoz birçok kadına ilk kez şu soruyu sorduruyor: “Ben gerçekten ne istiyorum?”