İrem Hanım merhaba,
48 yaşındayım, 21 yıllık evliyim. Eşimin son bir yıldır eski iş yerinden bir kadınla yakın arkadaşlığı var. Kadın da evli. Kahve içiyorlar, mesajlaşıyorlar, bazen birbirlerine iş ve aile sorunlarını anlatıyorlar. Eşimin telefonunu sakladığı yok. Kadınla beni de tanıştırdı. Yani ortada yakaladığım bir yalan veya flört yok. Ama yine de içime sinmiyor. Geçen gün bizim aramızda yaşadığımız bir tartışmayı ona anlattığını öğrendim. İşte orada çok kızdım. Benimle ilgili özel bir meseleyi neden başka bir kadınla konuşuyor? Eşim ise ‘O sadece arkadaşım, sen çok büyütüyorsun’ diyor. Kıskanç ve yasakçı bir eş olmak istemiyorum. Ama modern olacağım diye de rahatsız olduğum bir şeyi normalmiş gibi kabul etmek istemiyorum. Bir evlilikte karşı cinsle yakın arkadaşlığın sınırı nerede başlar?
Değerli Okurum,
Bence burada yanlış soruyu soruyorsun. Mesele “Evli bir erkeğin kadın arkadaşı olabilir mi?” değil. Elbette olabilir.
Asıl soru o kadının eşinin hayatında hangi koltukta oturduğu. İş konuşuyorlar, kahve içiyorlar, gülüyorlar. Bunlarda tek başına sorun görmem. Ama eşin seninle yaşadığı özel bir problemi önce başka bir kadınla konuşmaya başladıysa ben orada biraz dururum. Çünkü duygusal sadakatsizlik her zaman bir otel odasında başlamaz. Bazen “Sana bir şey anlatacağım ama eşim duymasın” cümlesiyle başlar.
Duygusal yakınlığın eşten başka birine kayması ve gizlilik, arkadaşlıkla duygusal sadakatsizlik arasındaki önemli bir işaret.
Ben hep aynı soruyu soruyorum. Eşin o kadınla yaptığı bütün konuşmaları senin yanında da aynı rahatlıkla yapabilir mi? Cevap evetse büyük ihtimalle karşında bir arkadaşlık vardır. Cevap hayırsa gizlilik başlamıştır.
Ama eşine “Onunla görüşmeyeceksin” demeni de doğru bulmam. Yasak koymak sınır koymak değildir. Ben olsam şöyle söylerdim: “Arkadaşlığından değil, bizim mahremiyetimizin o arkadaşlığın içine girmesinden rahatsızım.”
Sonuçta sağlıklı bir evlilikte herkesin arkadaşları olabilir. Ama eşinle arandaki özel alanın anahtarı herkese dağıtılmaz.
İrem Hanım merhaba,
54 yaşındayım, 28 yıllık evliyim. Ben hala yoğun çalışan bir yöneticiyim. Kocam ise geçen yıl emekli oldu. Emeklilikten sonra bütün düzenimiz değişti. Sabah ben işe gidiyorum, o evde kalıyor. Gün içinde sürekli mesaj atıyor. ‘Kaçta geleceksin?’, ‘Akşam ne yapalım?’, ‘Hafta sonu nereye gidelim?’ diye soruyor. İşten geç çıkınca üzülüyor. Arkadaşlarımla plan yaptığımda ‘Zaten seni hafta içi göremiyorum’ diyor. Beni sevdiğini biliyorum. Ben de onu seviyorum. Ama son zamanlarda kendimi boğulmuş hissediyorum. Geçen hafta toplantım erken bitti. Eve gidebilecekken kimseyle konuşmadan ofiste bir saat daha oturdum. Sadece yalnız kalmak istedim. Sonra da korkunç suçluluk duydum. İnsan kocasını sevip onunla daha az vakit geçirmek isteyebilir mi? Yoksa bu evliliğimizde bir şeylerin bittiğini mi gösteriyor?
Değerli Okurum,
Evet, insan eşini çok sevip onunla daha az vakit geçirmek isteyebilir.
Eşin çalışırken onun da senden bağımsız bir hayatı vardı. Sabah kalkıyor, işe gidiyor, insanlarla görüşüyor, sorun çözüyor, eve anlatacak şeylerle dönüyordu. Şimdi o dünyanın büyük kısmı kaybolmuş ve oluşan boşluğu farkında olmadan seninle doldurmaya başlamış olabilir. Ama sen onun hobisi, sosyal çevresi ve günlük programı olmak zorunda değilsin.
Bir insanın eşini hayatının merkezine koyması romantik gelebilir. Fakat eşini hayatının tamamı haline getirmesi bir süre sonra karşı taraf için ağır bir yük olabilir. Bunun için suçluluk duyma. Ama sessizce kaçmaya da başlama. Çünkü bugün ofiste geçirilen bir saat, yarın eve mümkün olduğunca geç gelme alışkanlığına dönüşebilir.
Eşinin de yeniden kendine ait bir hayat kurması gerekiyor. Arkadaşları, uğraşları, planları ve senden bağımsız heyecanları olmalı. İyi bir evlilik iki yarım insanın birbirine yapışması değildir. Kendi hayatları olan iki insanın tekrar tekrar birbirine dönmesidir.