
Mekke Paktı, Suudi Arabistan’ın yardımına koşmalı mı?
Suudi Arabistan, on yıllardır Amerika ile özel ilişki yürüten bir ülkenin adı. Bu özel ilişkide kuşkusuz Suudi Arabistan’ın dünyanın en büyük petrol üreticisi olmasının önemli bir payı var.
Bu ülke onyıllardır parasını ödüyor ve Amerika’dan en gelişmiş silahları alıyor, kendi ordusuna da yatırım yapıyor.
Ama ABD ve İsrail’in durduk yerde İran’la başlattıkları savaş, başta Suudi Arabistan olmak üzere Basra Körfezi kıyısındaki bütün ülkeler için çok kritik yol ayrımlarını beraberinde getirdi.
İran bugün Suudi Arabistan’ı dolaylı yollarla çok sıkıştırıyor. Bir yandan Hürmüz Boğazı’nın kapalı olması bu ülkenin petrol ve ürünleri ihracatını çok kısıtladı. Suudlar Hürmüz’deki tıkanıklığı Kızıldeniz kıyılarındaki limanlarını daha fazla kullanarak, petrol sevkiyatlarını buradan yaparak gidermeye çalıştı.
Ama şimdi Yemen’deki Husilerin Babülmendep Boğazı’nı, yani Kızıldeniz’in Hint Okyanusuna çıkış kapısını engellemesiyle sıkışıklık yeniden arttı. Bu yetmezmiş gibi Irak’taki İran yanlısı silahlı milisler de Suudi Arabistan’a füze ve dronlarla saldırıp Kızıldeniz’e petrol sevkiyatı yapan Doğu-Batı petrol boru hattını vurdu.
Suudi Arabistan, kendi askeri gücünün yetmediği bir durumla karşı karşıya.
Önce Amerika’dan yardım istedi, Yemen’deki Husileri ve Irak’taki Şii güçleri vurmasını talep etti. Bugün 10Haber’in The New York Times gazetesinden aktardığı bir habere göre Başkan Trump, Suud veliaht prensi Muhammed bin Selman’ın bu talebine “Hayır” cevabını verdi.
Suudi Arabistan kendisi Yemen’deki iç savaşa müdahil olmak ve Husileri vurmak istemiyor; geçmişte bunu 10 yıl boyunca yaptı ve karşılığında hiçbir şey elde edemedi.
Yemen’deki savaşta ilk dönemde ortağı olan Birleşik Arap Emirlikleri, zaman içinde savaşta yer değiştirdi, İran’la ilişkisini düzeltme yoluna gitti. BAE, son savaşta İran’ın en çok misilleme yaptığı ülkelerden biri olduğu halde bugün de İran’la diplomatik görüşme yapabilen bir ülke. Oysa Suudi Arabistan, İran’la konuşmak istese de yanıt alamadı.
İran, onlardan Amerikan üslerini kapatmasını, Amerikan askeri varlığına son vermesini istiyor. Suudi Arabistan istese bile bunu yapamaz; çünkü Amerika’yı göndermek demek, diğer ekonomik sakıncalar sayılmasa bile Suudi güvenlik sisteminde ciddi bir boşluğa neden olur, bu ülke İran saldırılarına daha fazla açık hale gelir.
O yüzden Türkiye ve Pakistan’la imzaladıkları Mekke Paktı, daha doğru dürüst kurulamadan ciddi bir sınavla karşı karşıya.
Suudların Pakistan’la güvenlik işbirliği daha da uzun bir geçmişe dayanıyor ve Pakistan, İran üzerinde Suudi Arabistan lehine diplomasi yapmaya gayret ediyor, Suudi Arabistan’a yönelik saldırıları bu yolla dizginlemeye çalışıyor ama bir netice almış değil.
Tam da bu nedenle bu iş uzadığında Suudi Arabistan’ın Türkiye’nin kapısını çalması da beklenebilir. Türkiye, madem ortada böyle bir ittifak ilişkisi var, kendisine sorulmadan İran nezdinde şimdiden girişimlerde bulunuyor da olabilir.
Fakat İran’ın sonunda bir varlık-yokluk savaşı verdiği, ülkedeki Şahin kanadın da kendine yeni bir lider bularak ülkenin savaş siyasetine yön verdiği unutulmamalı. Bu durumda İran üzerindeki diplomatik girişimler sonuçsuz kalmaya mahkum gibi duruyor. İran, kendisine en büyük yarayı veren ABD ile de müzakere etmiyor, ABD bunu istediği halde.
İran’ın diplomasiye kapısını kapatmış olması, Türkiye’nin çok istemese bile Mekke Paktı nedeniyle askeri caydırıcılık uygulamasını gerektirebilir; Suudi Arabistan’a yönelik saldırılar bir bölgesel savaşa davetiye çıkarıyor çünkü.
Ve unutmayın, savaşın gidişi, durumu Suudi Arabistan için de bir varlık-yokluk savaşına çevirme tehlikesini içermeye başladı.
Şunu görmemiz lazım: Mevcut çatışma ortamı ve Suudi Arabistan’ın görünürdeki yalnızlığı, Mekke Paktı’nı daha üzerine atılan imzalar kurumadan anlamsızlaştırma riskini beraberinde getiriyor.
Türkiye bu paktı kendine göre stratejik hesapları nedeniyle kabul etti; o stratejik hesaplar bu kadar kısa sürede ortadan kalkmış olamaz ama Ankara’nın durumu yeniden değerlendirmek istediğine de kuşku yok.
Türkiye, kendisi doğrudan hedef alınmadıkça böyle bir savaşa girmez; Suudi Arabistan’ı İran’dan korumak için askeri rol alması düşünülemez bile.
Bunun düşünülemez olması, ister istemez Türkiye’yi bölgesel hesaplarını yeniden gözden geçirmeye, hatta hesabı bırakın bölgesel güç olma iddiasını yeniden gözden geçirmeye zorlayabilir.
O yüzden umarım Ankara’nın hala İran üzerinde bir ağırlığı vardır ve Suudi Arabistan’a dolaylı yoldan da olsa yardım etmeyi başarabilir.
Yoksa Tayyip Erdoğan açısından zor seçimler gündeme gelecek: Ortadoğu’daki iddialı hedeflerden vazgeçmek veya hayal edilemez bir askeri çatışmanın içine giren bir maceraya çekilmek…


