Eller yukarı! Sigaranı söndür, telefonunu masaya bırak yavaşça…

26 Nisan 2026

Düzenli olarak sigara içiyor musunuz? Yanıtınız evetse, siz bir bağımlısınız. Hatta yoksulsunuz. 

Nerden mi çıkarıyorum bunu. Yazı Financial Times’tan. Sami Kariyo sağ olsun, iletmiş.

Bana da yorumlamak düştü. 

Araştırmalarda bir akademisyen, sigara içmenin, düzensiz bir hızda azalmasına rağmen, “önümüzdeki 20-25 yıl içinde ortadan kalkacağını” söylüyor. Bir diğeri ise sigara içme alışkanlıklarının sosyo-ekonomik eşitsizliği pekiştireceğini düşünüyor.

“Sigara kaynaklı hastalıkların giderek sınıfsal bir olgu haline geleceğine ikna oldum,” diyor hatta. 

Artık bu sonuncu tahminin doğru olduğunu biliyoruz – ve bu sadece ABD’de değil. 

Güçlü bağımlılık yapan alışkanlıkları kırmak – veya en başta edinmemek – eğitime, destekleyici akranlara ve sağlık hizmetlerine daha az erişiminiz varsa daha zor. 

İngiltere’de, yerel bölgelerin en yoksul beşte birlik dilimindeki insanların sigara içme olasılığı (yüzde 22,6), en az yoksul beşte birlik dilimindeki insanlara göre üç kat daha fazlaymış (yüzde 6,6). 

Bu arada, Birleşik Krallık Sağlık Bakanlığı sigara içmeyi “sağlık eşitsizliklerinin önde gelen nedeni” ve “İngiltere’deki en varlıklı ve en az varlıklı topluluklar arasındaki yaşam beklentisi farkının yarısını oluşturan” bir faktör olarak tanımlıyor. 

Durumun bizde de hissi kablel vuku verilerine göre benzer olduğunu düşünebiliriz.

Hatta teknolojiye uyumlu bir dönüşüm de var. Elektronik sigara bu.

Elektronik sigara içerek, içiciliği bağımlılıktan öte.sosyal bir gösteriş ve hava atma mekanizmasına çevirenler artıyor. Daha çok da kadınlar arasında yaygın bu.

Londra’da olsa çetelerin ellerinden kapıp kaçacağı telefonlarıyla beraber yürüyen kadınlar. Tele kadın söyleminin günümüzde dönüşen anlamının temsilcileri gibiler. Ruj tazelemenin yerini kartuş yenileme almış. Aynanın yerini de hâlâ cep telefonu denilen çok yönlü aygıtın alması da bir tespit olmalı. Ama tespitlerden çok bizi sonuçlar ilgilendiriyor.

Erkekler de muaf değil konudan.

Konu aslında giderek daha bağımlı olduğumuzla ilgili. Etrafınıza bakın, sokakta yürürken, bir kafede otururken, cep telefonlarıyla adeta göz göze, dudak dudağa ilişki kuran, videoları kaydıran insanlara, hepsi yeni bir tür bağımlılığın kurbanlarılar.

Ekrandan az uzak kalsalar, sanki dünya ellerinden uçacak. Selfie çekmeseler, bir iz bırakamayacaklar hayatta. Ünlü olamasalar da poz vermek bedava. Okunmasalar da paylaşım yapmalarına engel yok.

Oyuncu olamasalar da videoları olabilir onların da. Düşünmeseler de fikirleri ödünç alabilirler.

Aslolan bu hissi satın almak. Yalancı ünlülük hissini. Ne de olsa Sokrates’in askerleriyiz.

Yalancı hissin yolu bağımlılıktan geçiyor. Anladık bunu.

Peki, bağımlıların (drug dahil) ünlü ve paralı kişileri de kapsaması, onların da aslında ruhsal yoksulluklarının göstergesi olabilir mi? Oral dönemi atlatamamak, manevi açlığı başka şeylerle ikame etmeye kalkışmayı da yaratıyor sanki. Sanki diyerek, topu üstümüzden taca atalım.

Dönelim araştırmaya. Birleşik Krallık Sağlık Bakanlığı sigara içmeyi “sağlık eşitsizliklerinin önde gelen nedeni” ve “İngiltere’deki en varlıklı ve en az varlıklı topluluklar arasındaki yaşam beklentisi farkının yarısını oluşturan” bir faktör olarak tanımlıyor. 

Sosyal medya kullanımının da aynı şekilde gelişmesi mümkün mü?

“Akıllı telefonsuz çocukluklar”, akıllı büyüyebilecekler mi? 15 yaşından sonra birden karşılarına çıkacak dünyayı benimseyebilecekler mi? Onları bağımlılıklardan kurtarmaya çalışırken, bilmedikleri bir dünyaya ve yapay zekânın olmayan insafına terk etmeye razı mıyız? Sorular uzatılabilir, uzatılmalı da.

Yazılım açıklarını bulan Mythos adlı YZ, global ekonomik sistemin üzerinde bir Demokles kılıcına dönüşürken, askeri güçlerin, silahların kullanımı ve komutası yapay zekâya devredilliyorken, teknoloji şirketlerinden çıkarılan işsiz beyaz yakalılar ordusuna  ve insanların bağımlılıklarına bakıp ‘bırakınız yapsınlar’, onların da  son demleri iyi geçsin bari diyebilir miyiz? Deriz!

Şair ve yazar Yahya Kemal Beyatlı’nın (1884-1958) 

Rindlerin Akşamı şiirindeki ve şarkıya dönüşen şu iki diziyle

“Dönülmez akşamın ufkundayız vakit çok geç
Bu son fasıldır ey ömrüm nasıl geçersen geç”

demeliyiz hatta bunu…

Şimdi buyrun fasıla. 

İster Bülent Ersoy’un ister Tarkan’ın sesinden…

Eller havaya…

10Haber bültenine üye olun, gündem özeti her sabah mailinize gelsin.