Birçok analist geleceği dijital devrimler, yeni ittifaklar ve sandık sonuçları üzerinden okumaya bayılır.
Oysa benim penceremden bakınca siyaset, doğası gereği bir kısırdöngüdür.
Kısa vadede büyük vizyonlar gibi sunulan ortaklıklar, kurtarıcı gibi görülen liderler veya büyük ideolojik kırılmalar, uzun vadede hep aynı yapısal tıkanıklıklara toslar.
***
Çünkü geleceği inşa edecek olan rasyonel akıl, her dönem “vasatlığın demokratikleşmesi” ve popülist dalgalar tarafından rehin alınır. Bizler gelecekte yepyeni bir dünya düzeni kurulacağını hayal ederken; siyaset dünyası, elini taşın altına koymaktan korkan aktörlerin eski ezberleri tekrarladığı post-modern bir tiyatro olarak kalmaya devam eder.
Haydi biraz mizah yapalım. Geleceğin teknolojisi bize ne vadediyor? Mesela, bebeğinizin altını ne zaman temizlemeniz gerektiğini cep telefonunuza bildiren sensörlü akıllı bebek bezleri. Acaba bu insanlığın büyük teknolojik sıçramalarından biri midir?
***
Televizyon ekranlarında, meclis kürsülerinde ya da sosyal medyada küresel felaketler, jeopolitik krizler ve “büyük anlatılar” birbirini ezerek akarken; arka planda bireyin hayatını işgal eden şey absürt tüketim aparatlarıdır.
***
Gelecekte yapay zeka ve algoritmalar hayatımızın her alanını optimize ederken, Friedrich Nietzsche veya Jean-François Lyotard’ın korktuğu o büyük boşluk —anlam krizi— daha da derinleşecektir. İnsanlık, muazzam teknolojik veri akışının ortasında, kendi ürettiği vasatlığın ve entelektüel çölleşmenin kurbanı olma riskiyle karşı karşıyadır.
***
Freud’un huzursuzluğu, Einstein’ın mutluluk formülleri ya da radikal sanat teorileri aslında geleceğe dair tek bir kurtuluş reçetesine işaret eder: İç huzuru ve entellektüel izolasyon.
Geleceğin dünyası ne kadar dijitalleşirse dijitalleşsin, ne kadar büyük kaoslara gebe olursa olsun, bireyin kurtuluşu rasyonel düşünceyi koruyabilmesinde yatıyor.
Akıntıya kapılmadan, popüler kültürün dayattığı geçici trendlerin (“ikonların”) tarihsel arka planını görebilen ve kendi kütüphanesinde entelektüel bir isyan başlatabilen insanlar gelecekte de ayakta kalacaktır.
***
Gelecek ne tamamen distopik bir karanlık ne de kusursuz bir teknolojik cennettir. Aslında bizlere bırakılan en büyük enstrüman mizahtır. Hayatın en problemli anlarında, en trajik siyasi krizlerde bile trajikomiği görebilmek, geleceğin ağırlığı altında ezilmemenin tek yoludur.
Eğer yarının dünyasını sadece soğuk istatistikler ve ciddiyet budalası analizlerle okumaya kalkarsak, geleceğin kendisi koca bir absürtlükten ibaret kalır.
Geleceğe bakarken yapılması gereken en sağlıklı şey; bir yandan Lacan okuyup yapay zekanın bilinç dışını sorgulamak, diğer yandan da pencereden dışarı bakıp insanlığın bu bitmek bilmeyen post-modern panayırına da hafifçe gülümseyebilmektir.