Sanat dünyasında kısa bir teorik gezinti

10 Ağustos 2026

1-  Cezanne ve Manet’in yaptıklarından sonra artık ressamın tabiatta ve hayatta gördüğünü aynen çizmesi gerekmiyordu, ressam ister gördüğünden esinlenerek isterse de sadece düşüncesinde yarattığı hayale uygun, gerçeklikte hiç olmayan  biçimleri, renkleri tuvale aktarmakta artık özgürdü.

2- Mimesis döneminin sona ermesiyle sanat daha önce Hegel’in tahmin edip  düşündüğü gibi diyalektik bir süreçte soyutlamanın bir sonraki ileri aşamalarına doğru yürümeye başladı.

3-bundan sonra ‘modern sanat ‘gerek estetik yaşantı gerekse estetik yargıların sığlığında yitmiş , gizlenip, örtülmüş tinini, Heidegger’in de incelikli ve gizemli tonda haber verdiği gibi soyut sanatta bulur. Soyut sanat, sanatı taklit temsil biçim unsurlarıyla özdeşleştirerek, ondaki yaratıcı tini ve Hakikati gösterme gücünü kırmış tüm metafizik  geleneğe bir başkaldırıdır (bu alıntı Şule Gece’nin soyut sanat felsefesini esaslı incelediği ‘Modern ve Post Modern Dönemlerde Soyut sanat felsefesi’ çalışmasına Doç. Dr. Senem Kurtar’ın yazdığı önsözden sayfa 9-10)

4- Modern sanatın New York macerasını yönlendiren büyük eleştirmen Clement Greenberg’e göre ‘Manet, modernist resmin Immanuel Kant’ı olmuştu.

Kant nasıl ki ‘Arı Usun Eleştirisi’ (Critique of Pure Reason) çalışmasında ‘kendi üzerinde uygulanan ve başka süjesi bulunmayan aklı’ felsefi olarak

sorgulamışsa,  Cezanne ve Manet’nin yaptıklarını hatırlarsak modern dönemde sanat da sanata uygulanan sanat anlamına gelmeye başlamıştı.

Yani sanatın da kendinden başka bir süjesi yoktu. Her ressam tuvalinin üstünde oluşturduğu çizgiler ve renkler ile aslında sanatın anlamını ve saf özünü arıyordu.

5- Renkler aracılığıyla sanatın saf özünü aramanın resimde ilginç geçmişi vardır. Örneğin  suprematist avangardın kurucusu Malevich ‘gözle görünür dünyayı temsil etmeye çalışan her türlü çabadan uzaklaşan yani soyutlamayı uca taşıyan  ilk sanatçıdır.örneğin onun  Süprematist kompozisyon: Beyaz üstüne beyaz  resmi gerçekliğe her türlü referanstan yoksundur ama

Malevich’e göre bu resme bakan insan en saf duyguların akışına bırakır kendini.

Malevich dışında Birinci dünya Savaşı’ndan 1931 yılında ölümüne kadar van  Doesburg’de  Stij’(stil) adı verilen sanat hareketinin öncüsü olmuş ve aynı dönemde yaşayan  Piet Mondrian’ın eserleri gibi temsili olmayan resim çalışmaları yapmıştır. Van  Doesburg’un orijinal  tuvallerine yakından bakıldığında rengin katmanlarını oluşturmak için kullandığı ince fırça sürüşlerini görmenin mümkün olduğu uzmanlarca söylenir. Ayrıca sanatçı geometrik şekillerin asimetrik düzenlemesiyle de bilinir.(Çağdaş Sanatı Anlamak, Yaz. Whitman ve  Pooke ) 

‘Soyut dışavurumculuğun resmi saf hale getirdiğini düşünen clement Greenberg ‘renk alanı soyutlamasının resimi saf hale getirmek için bir sonraki

adımı oluşturduğunu söylemişti.  New York’ta. renk alanı ressamlarının en meşhurları Mark Rothko  ve Barnett Newman’dır.

Bir Pollock veya Willem Kooning resmine bakarsanız ressamın ruhunda çizerken yaşadığı haşin fırtınları görür gibi olabilirsiniz. Oysa renk alanı ressamlarının tuvalleri alabildiğince sakin ve yumuşaktır..bir çoğunun resminin ipek çarşafı çağrıştırdığı da söylenmiştir (Pardon Neye Bakmıştınız s.239)

6-Modernizm sanata uygulanan sanat anlamına gelmeye başlayınca özellikle Manet sayesinde eserin önünde onu  tek bir konumda durağan, edilgin biçimde anlamaya çalışan seyirci dönemi bitmiş ve onun yerine hareketli

resmin etrafında dönerek  onu her yönüyle anlamaya çalışan seyircilerin aktif katılım dönemi başlamıştır. Seyirci daha katılımcı oldu ama seyircinin ,temsil temeli olmayan biçimden hoşlansa da, eseri sadece gördükleriyle anlaması da zorlaştı. G.W.F.Hegel’in öngördüğü gibi sanat bizleri entelektüel düşünceye davet etmeye başladı, bunu yaparken amaç, sanat eseri yaratmak değil, sanatın ne olduğunu felsefi açıdan bilmektir.

7-Dönemindeki sanat eserleri ile çok ilgilendiği söylenmeyen Hegel (1770-1831)felsefesinde sanatın anlamıyla, o günlerde anlamı yeni anlaşılmaya başlanan estetik kavramıyla, dolayımsız haz tanımıyla, sanatın geleceği  hakkında Kant ile birlikte en çok düşünmüş olan felsefecidir. Bu yüzden sanki modern sanatta olacakları çok önceden tahmin etmişçesine Hegel’in sanat felsefesi günümüzde, bizatihi sanatın tatmin  sağladığı çağlarda olduğundan çok daha fazla ihtiyaçtır diye düşündüğü onun felsefi sistemini  iyi bilen uzmanlarca ifade edilir.

Bu aşamada meşhur sanat felsefecisi Arthur Danto’dan bir alıntı yapmalıyım:’Estetik tarihinde, sanat kavramının karmaşıklığını kavradığını düşündüğüm tek şahsiyet,  çoğu filozofun aksine konuya öncesiz sonrasız değil, tarihselci bir yaklaşım getirdiği için sanat yapıları sınıfının  neredeyse a priori bir açıkkamasını yapmış olan Hegel’di’ (Sanatın Sonundan Sonra s.235) Ünlü eleştirmen Hilton Kramer’re göre Arthur Danto felsefe seminerinin sıkıcılığını azaltan adamdı. Ali Artun da ‘Arthur Danto’nun Ölümü, Andy Warhol ve sanatın sonu’ makalesinde Arthur Danto postmodernizmin Hegel’iydi diye tanımlamıştır..

Biz sıradan insanlar için konuyu basitçe açarsak Mimesis’in hüküm sürdüğü yıllarda resme bakıldığında onun gerçeği ne kadar iyi temsil ettiğinden yola çıkarak dolayımsız haz hissetmemiz mümkündü. Ama temsil ortadan kalktıktan sonra bir resme baktığımızda, sadece gördüğümüz biçimlerin güzelliği ile yetinmeyeceksek, onun üretilmesinde rol alan düşünce ve felsefeyi de  bilmemiz lazım ki eseri daha iyi anlayıp ,daha derin  bir haz alalım.

Eleştirmen Meyer  Schapiro ‘Nature of  Abstract art’ makalesinde dünyanın birebir taklidi gibi bir durumun zaten söz konusu olamayacağını , sanatçının gördüğü gerçekliğe imada bulunsa dahi bunun aynı zamanda sanatçının fikir ve inançlarını temsil edeceğini söylemektedir.  Schapiro modern sanatın da Picasso ve Braque ile başladığını düşünmektedir.

8-Mimesis’in  hakimiyetindeki dünyada ve daha önceki sanat tarihinde ideoloji, temsili takip etti. İdeloji onun üstüne dayanılarak oluşturuldu.

Ama artık temsil ortadan kalktığından , her düşüncenin, soyutlamanın meşru olabildiği tarih sonrası bir döneme girildi.

İkinci Dünya Savaşı sonrasında New York modern sanat ortamının düşünce hayatını belirlemiş olan eleştirmen Clement Greenberg de Foucault gibi  modernizmin Manet’in yapıtlarında başladığını ve onunla ‘bir öykünün sona erip yeni bir öykünün başladığını’ düşünüyordu.

Sanat da kendi kendisinin konusu olunca, sanat eserleri de sanat nedir sorusuna cevap ararlarken kendi saf özlerini de araştırmaya başladılar. Aslında bu sanatın bir özeleştiri durumudur. Greenberg, bu özeleştiri eğiliminin bizatihi eleştirinin araçların sorguladığı için ilk gerçek modernist olarak sınıflandırdığı Kant ile başladığını düşünür.

Amerikan modern sanat camiasında da Greenberg’in gerçek ressamdan beklediği sanatına getİrdiği özeleştiriden sonra bir özü, bir saflığı yakalamaya

çalışmasıydı.Bu belki de Greenberg’in Kant’ın saf aklın eleştirisinden  ödünç aldığı bir bakış açısı olabilir.

10Haber bültenine üye olun, gündem özeti her sabah mailinize gelsin.