Esas virüs salgını çoktan başladı, haberimiz yok!

16 Mayıs 2026

Yıllar önce Moğollar’a yazmıştım aşağıdaki şarkının sözlerini. Taner Öngür bestesi.

2023’te de Rashit, Moğollar’a Saygı Albümünde yer verdi yeni bir yorumla. Cover yaptı.

Şarkının adı, Ben anlamaz. Müzik platformlarında bulup dinleyebilirsiniz.

Özne kalk gidelim diyor, yüklem bok yeme otur. Çünkü adı ve içeriği bunu anlatıyor.

Ben Anlamam da diyebilirdim. O zaman da anlamı olmazdı. Onu kadarını herkes der.

Sözler şöyle:

“Sevsem deli diyorlar/ Koşsam dolu diyorlar/ Dursam yürü diyorlar/ Sevda bitmek bilmiyor/
Daldan dala konuyor/ Kanatları kanıyor/ Her yürekte bir yara/ Düştüm uzun yollara/
Baktım geçen yıllara/ Gece yorgun uyuyor/ Bir deryaya akıyor/ Sandım güneş doğuyor/
Karga keman çalıyor/ Tilki borsa oynuyor/ Birlikte peynir yiyorlar/ Ben anlamaz, anlamaz/
Rinna rinna rinnana/ Rinna rinna rinnana.”.

İnsanın anlamayacağı veya yorumlayamayacağı veyahut anlam veremediği bazı şeyler var gerçekten. Örneğin yeni başlayan Venedik Bienali’nde çanın tokmağı yerine asılan çıplak kadın dansçı, orda birkaç dakika kendini tokmak yerine kullanarak çanı çalıyor. Haber şöyle: 

“Venedik Bienali’ndeki Avusturya pavyonunda sanatçı Florentina Holzinger, dev bir bronz çanın içinde baş aşağı asılı şekilde performans sergiledi. 

Sanatçının bedeniyle çanı salladığı performansın, yaklaşan sel felaketlerine ve  iklim

krizine dikkat çeken enstalasyonun parçası olduğu belirtildi.”

Demek ki neymiş: Bazı şeyler, anlaşılamasa da sanatla anlamlandırılabiliyormuş.

Nasıl ki bir tabloya bakıp  ‘Bu bir pipo değildir” diyen Fransız yazar, düşünür, psikolog, tarihçi, edebiyat eleştirmeni ve daha neler neler olan Michel Foucault (1926-1984) haklıysa,

bu enstalasyonu düşünen, yapan, yorumlayan sanat çevresi de haklı. 

Sıradan insanların (ben de bir şiirimde yazdığım gibi öyleyim: Sıradan bir insanım ben/Kuyruktayken) bu konuları anlaması, anlamlandırması, tavır alması zor. Yarım ekmek arası çeyrek ekmek yiyerek büyüseydiniz, siz de sıradan bir fani hatta funny olurdunuz. Yani sanatta bir kulp takmazsanız yaptığınız şeye, anlatmak da zor olur ve rahmetli ressam (!) Kenan Evren gibi sonradan ressam olabilirsiniz. Yani siz de yaparsınız bunu.

Muzu bantlayıp duvara asar, sonradan 120 bin dolar isteyebilirsiniz. Ki bunu da İtalyan sanatçı Art Basel Miami’de

Maurizio Cattelan keratası yapmıştı. Yersen! Şimdi oturup ben tanesini 50 liraya alırım ve bantlarım ne var ki, demeyip, ondan önce yapacaktınız. Ağlamak yok. Şimdi bu anlama ve anlamam konusuna neden daldık.

Farkına varmadığımız bir salgın nedeniyle arkadaşlar. Hani Alman felsefeci Hegel (1770-1831) “biri beni anladı o da yanlış anladı” demişti ya, tam öyle. 

Düşünce gerçeği, gerçek zihni üretir. Tarih de aklın yürüyüşüdür”, ona göre. 

İşte biz toplum olarak bunu yitirdik. Ne ekonomisi, ne çevresi, ne demokrasisi, ne insan hakları,  ne iklim dengesi, ne savaşı vb.. Kafalar gitti. 

Nato kafa, nato mermer hali. Yok, konumuz NATO değil. Deyim öyle.

Siz bir şey yazıyor veya söylüyorsunuz sözgelimi. Ordan bir kelimeyi cımbızla çekip alıp, konuyu başka yöne götürüyorlar. Yani hiçbir konu, kendi bağlamında kalıp tartışılamıyor, yorumlanamıyor artık.

Kim yapıyor diye bakıyorsunuz, eğitimli de biri. Ama kapmış virüsü işte. Eğitimli-eğitimsiz fark etmiyor.

Siz ne yazar, söylerseniz o, konuyu, kendi istediği yere bağlayacak sonunda. Kaçarı yok. 

Hiçbir şey olmasa da bir şey olmuştur mantığıyla suçlanabilir, derdest edilebilir, linçlenebilirsiniz. 

Toplumu en çok ilgilendiren ve tartışılması, hatta mümkünse aşı geliştirilmesi gereken konu bu aslında.

Çünkü sanatı değil sadece, hiçbir şeyi anlamaz hale geldiğinizde hayat damarlarınızdan birisi kopmuş gibi olacak.

Böyle bir toplumun nereye gideceği, sürükleneceği meçhul haliyle. En korkuncu da dilimizi kaybediyoruz giderek.

Bu durum karşısında, toplu şiirlerimin yer aldığı kitabın adıyla yorumumu bırakıyorum.

“Ağzım laf varken, konuşamıyorum.”.

Baklayı çıkarmak lazım.

10Haber bültenine üye olun, gündem özeti her sabah mailinize gelsin.