Bir başka yerde sözü geçmeyen şeylere ve içinden çok gürültü geçen şehre dair!

13 Mayıs 2026

Şehrin bitmeyen gürültüsünden ve çöplerinden rahatsız oluyor musunuz? 

Yoksa sadece kendi kendinize mi söyleniyorsunuz? Buyrun beraber söylenelim.

Gerçi yetkili, etkili yerlerin de sizin söylenmelerinizi nasıl dinleyeceği meçhul. 

Telesekreterden gerçek birine ulaşabilirseniz şanslı sayılırsınız?

Adı çözüm merkezi olan yerler talebinizi not alır ve sonra bekleyin ki çözülsün. 

İşim gereği İstanbul’un çeşitli semtlerinden geçiyorum. 

Hayır, karpuzcu değilim. Ama olsaydım, bu dediklerim beni etkiler miydi? Sanmıyorum. Nedenlerine girmeyelim.

Yaklaşık iki yıldır, son bir yılda pik yapan bir konu var İstanbul özelinde ve özellikle de ‘mutena’ semtlerde.

Sokaklara düzenli olarak bırakılan tadilat artıkları, hurda mobilyalar, parçalanmış dolaplar, küvetler, klozetler, kaldırımları kaplayacak şekilde atılıyor. 

Gazete ve internet haberlerine baktığımda, böyle bir trend’den kimsenin haberi yok. Sadece Facebook sayfalarında konu yer alıyor. 

Muhtarlık sayfalarının başlıca konularından biri hatta.

Sözgelimi Nişantaşı’nı nasıl bilirsiniz? İyi biliriz, diyebilirsiniz cenazelerdeki gibi. 

Doğru, iyiydi ama öldü ya da can çekişiyor. On yıllardır böyle bir şey görülmüş değil. Her yer hurdalık, her yer çöp.

Sanki bu ‘mutena’ semt, değersizleştirilmeye çalışılıyor.

Çünkü kimse evlerden atıldığı izlenimi veren kirli yataklara, Nuh nebiden kalma eşyalara bakıp, onlar bizim demiyor.

Semt sakinleri de diğer sakinlerin (sakin de ne tuhaf laf, tam tersi) bunu yaptığına inanmak istemiyor, inanamıyor. Peki, gece yarısı birileri, başka yerlerden getirip bu çöpleri, Nişantaşı, Teşvikiye sokaklarına mı boşaltıyor?

(Aslında lannn! kelimesi uygun olurdu cümlenin sonunda.)

Eğer öyleyse, oturan kitle kaçsın, evler satılsın, semtin demografisi değişsin, değersizleşsin harekâtı mı bu? 

Hem yıkalım, hem kaçıralım taktiği. İşte size paranoya.

Kameralar yerleştirilmezse bunu kimse öğrenemeyecek. Apartmanlarda yaşayanlar bunu yapıyorsa para cezası yiyemeyecek. Pespayeliği üstlenen de olmayacak.

Kafe ve barların ve müdavimlerinin yerleşim yerlerinde geç saatlere uzanan gürültüsü ve çöpleri, kaldırımlarda bırakılmış köpek kakaları diğer semtsel konular…

Tabii bir de yerli yersiz matkaplı onarımların iç kıyıcı sesi… 

Kentsel dönüşüm adı altında yıkılan sağlam binaların yerine yapılan ve yapılırken eksik ve hatalı betonlama nedeniyle yarım kalan inşaatlar… 

Kenti kaplayan kesif rant kokusu… 

Gürültü eşiğinin aşıldığını haber veren saatime bakıp, sadece kafamı sallamakla yetinebiliyorum şu aralar. Uykusuzluk, tansiyon, gerginlik, mutsuzluk, biraz da bu görsel kirlilikten ve kentin bitmeyen gürültüsünden. 

Güneye kaçalım, uzaklara, kırlara gidelim, köylere yerleşelim lafları da demode oldu artık. 

Çünkü oralar da artık kentlerden farksız ve gürültülü. Kuş sesi duymanız zor. 

Ama klakson garanti. Her yer araba, motosiklet, scooter istilası altında. 

Yürürken de dikkat! Her an bir motorlu siz kaldırımda yürürken, arkanızdan sessizce gelip çarpabilir.

Bir öküz çıkabilir, çukura düşülebilir. 

Şikayetlere, söylenmelere; ambulans ve siren seslerini, çeşitli yerlerden yükselen anonsları, şehri bir bulut gibi saran ve tanımlanamayan akla ziyan her türlü sesi, müziği de ekleyin.

Spotify’dan daha zengin bir listeniz olacak elinizde. Mutsuzluk bu be, Abidin!

Amaaan bize ne? 

Benden sonrası tufan, diyenleri selamlıyorum.

Daha geçim derdine, giderek asosyalleşen yapımıza ve dijital hayatımıza giremedik bile.

Salın gitsin…

10Haber bültenine üye olun, gündem özeti her sabah mailinize gelsin.