Yılın açılışında ‘Coctail chic’ kıyafetimle neler gördüm?

6 Haziran 2026

Otelin ışıklandırılmış giriş kubbesinin altına üç eski araba sıralanmış.

Üçü de siyah.

Üçü de döneminin “Araba estetiğini” yansıtıyor.

En öndeki yanılmıyorsam bir 1952 “Mercury Eight”  modeli.

Amerikan araba tasarımında “Jet Estetiği Çağı” denilen dönemin son örneklerinden biri.

Bana göre ise  “Mike Hammer”ın “Noir” çağının son sembollerinden biri.

Altı yıl sonra, 1956’da,  Amerikan arabasında “Pony Car” dönemi gelecek.

Davetiyede ‘Coctail chic’ yazıyorsa ne giyersiniz?

Biraz sonra İstanbul Bosphorus Hilton otelinin “Yeniden açılış” daveti başlayacak.

Davetiyenin “Dress code” (Giyim) kısmında “Coctail Chic” yazıyor.

Ben lacivert üzerine çizgili  bir kıyafetle gittim.

Milimetric’in benim için diktiği özel bir kostüm.

Floransa “Pitti Uomo Erkek Giyim ” fuarına giderken dikilmişti.

Kravatım ise Koç Holding’in “100’ncü Kuruluş Yıldönümü” için verilen davette hediye edilen bir Ferragamo idi.

Bir kere daha anladı ki, bu kavramlar konusunda ortak bir görüş yok.

Davetlilerin yüzde 70’i koyu renk takım elbise ile gelmişti.

Bazıları “Coctail chic” diye kravat takmamış veya koyu bir blazer tercih etmişti.

Kendimi biraz “Lüks giyinmiş Gonzo gazeteci” gibi hissettim.

71 yıl sonra çok başarılı bir renovasyon

İstanbul Bosphorus Hilton 71 yıl sonra tamamen renove edildi.

Otel baştan sona yenilendi.

Projeyi yapan “Autoban” harika bir iş çıkarmış.

Zaten onların ve Tabanlıoğlu’nun yaptığı işleri hep seviyorum.

Çok güzel bir geceydi.

Birazdan anlatacağım.

Ama önce sizi tam 71 yıl önceye döndüreceğim.

Kapıda 1950’ler tarzı bir ‘Zero Mustafa’

Daha kapıdaki karşılama sizi 71 yıl öncesine götürüyor.

Arabanızın kapısını o yıllarda Hollywood filmlerinde gördüğümüz ünlü otellerin girişindeki “Doormen” açıyor. 

Biraz içerde resepsiyonun arkasında, o yılın ilk kapı anahtarları.

Karşılayan kızların kıyafetleri, saç stilleri, makyajları aynı yıl.

“Bell boy” kıyafetleri derseniz…

Herbiri Wes Anderson’in Grand Budapest Hotel’indeki Zero Mustafa’nın 1955 versiyonu.

Kapıda zaman geriye sarmış.

1955’deyiz…

İki uçak geliyor, biri ‘Uçan Halı’ öteki ‘Sihirli Halı’

10 Haziran 1955…

O akşam, Türkiye için çok önemli bir gündür.

Ülkenin ilk “Beş yıldızlı” oteli açılacaktır.

Bu aynı zamanda dönemin ilk küresel otel zinciri Hilton’un ilk büyük adımlarından biridir.

İşte o geceden iki gün önce, yine dönemin en önemli ve efsanevi Havayolu şirketi olan Pan-Am’dan özel olarak kiralanan iki uçağı İstanbul Yeşilköy Havaalanına inmiştir.

Uçaklardan birinin adı “Flying Carpet”(Uçan Halı), öteki ise “Magic Carpet’tir.”(Sihirli Halı)

Uçaktan Rüzgar Gibi Geçti’nin süper starı iniyor

O uçaklardan inenlerden biri Hilton otellerinin kurucusu ve başkanı Conrad Hilton’dur.

Yanında dönemin çok 8 ünlü  Hollywood starı bulunmaktadır. 

(*) Rüzgar Gibi Geçti’nin Melanie Hamilton’u Olivia de Havilland 

(*) O günlerde lakabı “Hollywood’un First Lady’si olan Irene Dunne. (*) Artistik buz pateninden bir Hollywood efsanesi yaratan Sonja Henie. (*) Makinalı tüfek gibi tap dansı yapan, ‘Kiss Me Kate’ müzikalinin starı Ann Miller  

(*) Dönemin efsane filmlerinden Peyton Palace’ın oyuncusu Terry Moore…

Onların dışında Mona Freeman,  Diana Lynn, Merle Oberon gibi ünlüler de var.

Hepsi Hollywood’un “Altın Çağının” süper starları.

Bu otelin temellerindeki büyük aşk hikayesi neydi?

Tabii o gece gözler bir başka Hollywood starını daha arıyor.

Zsa Zsa Gabor…

Çünkü…

Hilton’un İstanbul’da kurulmasının arkasında, bir ucu Hollywood’a uzanan karmaşık bir aşk hikayesi vardır. 

Zsa Zsa Gabor, Conrad Hilton’un eski eşidir.

Ama geçmişte Türk devlet adamı ve Murat Belge’nin babası  Burhan Asaf Belge ile evliyken İstanbul’da yaşamış ve bir Türk pasaportu taşımıştı. 

Gabor, “İstanbul’a mutlaka bir otel açmalısın” fikrini daha sonraki kocasının aklına sokan asıl isimdi.

Kırmızı kurdelayı Türkiye Cumhuriyeti Devleti kesiyor

Açılış gecesi Türkiye “Devlet” olarak orada.

Cumhurbaşkanı Celal Bayar, Başvekil Adnan Menderes, İstanbul Valisi ve Belediye Başkanı Fahrettin Kerim Gökay törende.

Türkiye’yi jet-set olayı ile bu otel tanıştırdı

Hilton’un açılışı Türkiye’nin ilk “Küresel Jet Set (jet sosyete) olayıdır.”

Jet Set kavramı Türkiye’ye bir anlamda bu otelin açılışı ile girdi.

Ben o yıl 8 yaşındaydım.

O tarihte evimize Yeni Sabah gazetesi giriyordu.

Ama benim ilk magazin ilgim İzmir Fuarı’na gelen Türk ünlülerle başladı.

Hilton’un açılışı ile ilgili magazin olaylarını ise sonradan bir çok kaynaktan okudum, orada bulunanlardan dinledim.

Bu otel, gerçek anlamda bir “Dünya Jet Set” mekanıdır…

Çok ilginç olaylar yaşanmıştır bu 71 yıl içinde.

Havuz başında çekilen fotoğraf dünyayı karıştırıyor

“Magazin Gazetecileri Derneği” üyesi bir gazeteci olarak size kısa bir “Pot Puri” yapayım.

Açılışın en çok konuşulan magazin olayı Hollywood yıldızı Terry Moore’un, otelin bahçesindeki  havuz başında bacak bacak üstüne atarak verdiği poz oldu. 

Birden acayip bir şehir efsanesi yayıldı.

Dönemin muhafazakar basın algısı nedeniyle Milliyet gazetesi fotoğrafı basarken Moore’un bacak kısmını gazete tasarımında fırça ve mürekkeple boyayarak (sansürleyerek) yayımladı.

En ünlü James Bond filminin meşhur resepsiyon sahnesi

Otel açılışından 8 yıl sonra, dönemin en iz bırakan filmlerinden birine dekor oldu.

Sean Connery’nin oynadığı ve James Bond dizilerinin en akılda kalan filmlerinden biri olan  “From Russia with Love” (Rusya’dan Sevgilerle) filminin meşhur resepsiyon sahnesi burada çekildi.

Çekimleri sırasında Sean Connery otelde konakladı.

Ama benim için en önemli magazin hikayesi Brigitte Bardot ile ilgili olanıydı.

Otele siyah Cadillac’la gelen Kürk Mantolu Monique Dumas

Bardot 1956’da ünlü “Ve Allah Kadını Yarattı” filmini çekmişti.

1958 yılında İstanbul’a geldi. 

Kimliğini gizlemek amacıyla uçaktan kürkünün içinde yüzünü saklayarak indi. 

Hilton’un tahsis ettiği siyah Cadillac ile otele geldi ve resepsiyona kendisini “Monique Dumas” sahte ismiyle kaydettirdi. 

Yeşilköy’de genç bir gazeteci ‘Brigitte’ diye seslenince ne oldu?

Ancak havalanında genç bir gazeteci onu farkeder ve arkasından “Brigitte” diye seslenir.

Başını çevirince onun Brigitte Bardot olduğu anlaşılır.

Bu noktadan sonra iş biraz “Babıali muammasına ” döner.

Anlatılanlara göre Brigitte Bardot genç gazeteciye “Bu fotoğrafı yayınlamazsan yarın sabah kahvaltıda sana özel bir poz veririm, ben gittikten sonra yayınlarsın” demiş.

Uçak merdivenindeki Kürk mantolu kadın fotoğrafı gerçek mi?

Bu olayı çok araştırdım.

Dönemin Hayat dergisinde üzerinde kürkle uçaktan inen bir kadın fotoğrafı yayınlanmış ve altına da muhabirin “Hey Brigitte” diye seslendiği yazılmış.

Yani hikayeye uygun.

Ancak kadın siyah saçlı ve Bardot’a hiç benzemiyor. 

O tarihte bu fotoğrafın sahte olduğu, oradaki kadının bir Türk balet olduğu yazılmıştı.

‘Allah’ın Yarattığı Kadın’ elinde Tercüman gazetesi işle poz verir mi?

Ayrıca bir de elinde Tercüman gazetesiyle poz verdiği bir fotoğrafını daha buldum ama onun da fotomontaj mı değil mi olduğunu pek çıkaramadım.

İkinci muamma ise Brigitte Bardot’nun Hilton’da buluştuğu gizli aşkının kim olduğuydu.

Bugüne kadar o da hiç öğrenilemedi. 

O da hiç bir zaman bilinemedi ve Türk magazin tarihinin muammalarından biri olarak kaldı.

O otelden Sophia Loren de, Marlon Brando da geçti

Hilton Bosphorus’un hafızasında bir çok başka dünya starı da var. Sophia Loren, Grace Kelly, Marlon Brando, Frank Sinatra, Louis Armstrong (1959’da otelde unutulmaz bir gala gecesi verdi), Michael Douglas, Anthony Quinn, Tina Turner ve Pavarotti otelde konaklayan ve etkinlik düzenleyen diğer dev isimlerdi. 

Efsane Muhammed Ali boksu bıraktığını bu otelde açıkladı

Dünyanın en büyük boks efsanesi Muhammed Ali de bu otelin hafızasına tarihi bir olayla geçmişti.

1976 yılında Türkiye ziyareti sırasında bu otelde kalmış ve boksu bıraktığını  otelde düzenlediği basın toplantısıyla dünyaya duyurmuştu. 

Bosphorus Hilton’un tarihi liderlerle ilgili de zengin bir hafıza dolabı var. 

İngiltere Kraliçesi II. Elizabeth; ABD Başkanları: John F. Kennedy, George H. W. Bush ve Bill Clinton, İtalya Başbakanı Berlusconi, Prens olduğu dönemde şimdiki İngiltere Kralı III. Charles da otelin misafirleri arasındaydı.

İlk 5 yıldızlı klimalı otel 

1950’lerin Türkiye’sinde bu yalnızca bir otel açılışı değildi. Cumhuriyet’in Batı’ya açılma vizyonunun bir sembolü olarak görüldü. Otel açıldığı anda Türkiye’nin ilk uluslararası standartlardaki beş yıldızlı oteli oldu. Klima sistemi, merkezi sıcak su ve modern yangın güvenliği gibi birçok yenilik ilk kez bu ölçekte kullanıldı.

Mimarı en önemli mimarlık ödülü Pritzker’i kazandı

Bina mimari açıdan da çok önemli bir hikayeye sahip.

Bina, Türk mimarlık tarihinin en önemli isimlerinden biri olan Sedad Hakkı Eldem ile Amerikan mimarlık firması Skidmore, Owings & Merrill’in ortak çalışmasıydı. 

Projede  Amerikan tarafını daha sonra dünyanın en ünlü mimarlarından biri olacak Gordon Bunshaft temsil etti. 

Bunshaft, 1988 yılında mimarlığın Nobel’i sayılan Pritzker Mimarlık Ödülü’nü kazanmıştı. 

Sema Doğan, Arzuhan Doğan Yalçındağ

71 yıl önceki açılış 5 gün 5 gece sürmüş

Biraz da dün geceyi anlatayım…

71 yıl önceki ilk açılış 5 gün 5 gece sürmüş.

Bu defaki bir gecelikti.

Davetin dört sahibi vardı.

Hilton ve alanı bugün Doğan Ailesinin.

Gecede aileyi Aydın Doğan, Sema Doğan, Arzuhan Doğan Yalçındağ, Vuslat Sabancı ve Hanzade Doğan Boyner temsil etti.

Ayrıca Mehmet Ali Yalçındağ ve oğlu Alihan Yalçındağ da oradaydı.

Hilton Avrupa Kıtası Kıdemli Başkan Yardımcısı David Kelly, Paige Nassetta (CJN eşi), Hilton Başkanı ve CEO’su Christopher J. Nassetta, Hanzade Doğan, Aydın-Sema Doğan, Hilton Başkan Yardımcısı ve Avrupa, Orta Doğu ve Afrika Başkanı, Simon Vincent CBE

Hilton’un dünya başkanı ve Avrupa kıdemli başkan yardımcısı

Karşı tarafta ise bütün Hilton grubunun Başkanı ve CEO’su Christopher J. Nassetta ile Hilton Avrupa Kıtası Operasyonlarından sorumlu Kıdemli Başkan Yardımcısı David Kelly.

Nasetta 2007’de grubun başına geldikten sonra grup büyük atılımlar yaptı.

Hanzade Doğan gecede kısa bir konuşma yaptı.

Aydın Doğan’ın masasında dört eski siyasetçi

Çok güzel bir geceydi.

Bir masada Aydın Doğan, Eski Başbakan Yardımcısı Hüsamettin Özkan, eski Devlet Bakanı Cavit Çağlar ve eski milletvekili, gazeteci Nazlı Ilıcak vardı. CHP Milletvekili İlhan Kesici de aynı masadaydı..

Aslında açılışa siyasetçiler çağrılmamıştı.

O masadakiler Aydın Doğan’ın yıllardır arkadaşı olan insanlardı. O sıfatlarıyla oradaydılar sanıyorum.

Zaten ben de oradayken masada siyaset konuşulmadı. 

İş insanı Erman Yardelen de bir ara onlara katıldı.

Ben davete kızım Gülümsün Özkök’le gitmiştim.

Bir ara biz de o masada oturduk.

Vuslat Doğan ve Beatrice Tonner de Clermend

Duayen gazeteci olarak Hasan Abi 

Rastlayıp sohbet ettiğim gazetecilere gelince…

Hasan Cemal, Zafer Mutlu, Mehmet Yılmaz, Nazlı Ilıcak, Doğan Şentürk, İsmet Berkan, Nagehan Alçı, Necla Dalan, Elif Soyseven, Nilay Örnek, Şirin Sever’i sayabilirim.

Masadaki siyasetçilerin aksine gazeteciler bol bol siyaset konuştu.

Görebildiğim iş insanları

Faruk – Füsun Eczacıbaşı, Bülent -Oya Eczacıbaşı, Tuncay Özilhan, Murat Vargı, Çiğdem Simavi, Cem Hakko, Mustafa Taviloğlu, Hamdi Akın, Erdal Aksoy, Rıfat Elhadef, Güler Sabancı, Leyla Alaton, Izzet -Roksi Garih, Melkan ve Özdem Gürsel, Ali Güreli görebildiklerimdi.

Sevan Bıçakçı: Böyle geceleri özlemişiz

Bir ara Türkiye’nin önde gelen küresel takı tasarımcısı Sevan Bıçakçı’yı gördüm.

Sevan insana hep olumlu duygular veren bir sanatçıdır.

“Böyle geceleri özlemişiz” dedi.

Gece boyunca aynı duyguyu paylaşan  bir çok insanla sohbet ettim.

Gecenin yıldızı Candan Erçetin’di

Ama gecenin yıldızı Candan Erçetin’di.

Abartılmamış, renkleri, dekoru tam kıvamında tasarlanmış bir sahne.

Abartılmamış, kaliteli ses volümü çok iyi ayarlanmış ve çok temiz çalan bir orkestra.

Ve Candan Erçetin.

Geceye çok uygun bir repertuvar seçmiş.

Bob Azzam’ın şarkısını söylerken 12 yaşıma gittim

Özellikle Bob Azzam’ın “C’est Ecrit Dans Le Ceil” şarkısını söylerken, İzmir’e Kahramanlar Mahallesine gittim.

12 yaşımdaydım ve sevdiğim ilk yabancı şarkılardan biriydi.

Fransızca bilmediğim halde sözlerini ezbere söylüyordum.

Tabii Fecri Ebcioğlu’nun Türkçeleştirdiği haliyle İlhan Gencer’in ağzından “Bak Bir Varmış Bir Yokmuş” diye de epey dinledik.

Böyle gecelerde canlı müzik başlayınca salon boşalır ama

Böyle gecelerde canlı müzik başlayınca salonun yarısı gider.

Bu defa herkes oradaydı.

Candan Erçetin “Elbette’yi” söylerken kendimi tutamadım ben de katıldım.

Anladım ki o böyle gecelerde hepimize iyi gelen bir  sanatçı.

‘Cloud 9’ disco yerine modern caz kulübü

Gece bu muazzam yenilenmeden sonra açılan Caz Kulüpte devam etti.

1960’lı yıllarda dünyada disco dönemi açıldığında, Hilton’un tepesindeki kubbeli salonda da “Cloud 9” adlı bir disco açıldı.

Yaşayanlar hala anlatır.

Adı bana New York’un ünlü Club 54’ünü hatırlatır.

Şimdi caz kulübü var imza mekan olarak.

Orayı çok merak ediyorum ama bir akşam sadece caz dinlemeye gideceğim.

Aydın Doğan ve Chris Nassetta

Otelin yepyeni suitinde iki patronun kutlaması

Hilton Bosphorus şimdi bu renovasyonla bana göre bir üst kategoriye geçti.

Davetten önce Aydın Doğan ve Hilton Başkanı süitlerden birinde görüşmüşler.

Güzel bir sohbet olmuş.

Tahmin ediyorum bu yenilenmeden iki taraf ta mutlu olmuştur.

Hilton’un temeli bu 52 Mercury araba ile aynı yıl atılmış

Çıkarken kapıda yine o 1952 model Mercury arabaya baktım. 

Hilton’un temeli o tarihte, yani 1952’de  atılmış ve 21 ay gibi kısa bir sürede bitirilmiş.

Bazı oteller vardır, sadece otel değil, aynı zamanda sürüp giden ve bitmeyen bir tarih, bir kültür ve tarzdır…

Bir anlamda şehrin sürekliğini anlatır.

‘Coctail chic’ farkıyla ben ve belalı egom

İstanbul Hilton Bosphorus işte bu tarihi, kültürü ve bu eşsiz konumu ile adeta “Taçtaki mücevher…”

Arabaya bir daha baktım. 

Sonra “Coctail Chic” kıyafetimle önünde poz verdim.

Ah benim belalı egom…

Belki ilerde bir gün, bir başka gazeteci bir başka yenilenme açılışında bu fotoğrafı da bulur ve Hilton tarihinin magazin köşesine beni de iliştirir diye dürttü beni..

Belki ben de orada, bir köşede  olurum.

Ne diyordu “Vanilla Sky” filminin kahramanı, final  sahnesindeki, sık sık yazdığım o harika son tiradında…

“Bir gün belki ikimizin de kedi olacağı bir başka hayatta…”

Ben, kendim ve kedim…

Tabii yine “Coctail Chic” farkıyla…

10Haber bültenine üye olun, gündem özeti her sabah mailinize gelsin.