Fransa’nın en ünlü spor gazetesi l’Equipe, 19 Haziran 2010 günü işte bu manşetle çıktı.
Manşetteki ifade apaçık yazılmıştı ama ben Türkçeye Fransızcadaki tam anlamıyla, sansürsüz çeviremem.
Sansürleyerek şöyle diyebilirim:
“Git kendini s…rt o… çocuğu…”

Bu manşet Fransız Milli Takımı için verilen bir haberde atılmıştı.
2010 yılında Güney Afrika’da yapılan DünyaFutbol Şampiyonasında Fransa Milli takımı, Meksika’ya 2-0 yenildiği maçta, devre arasında oyunculardan biriyle takımın teknik direktörü arasında kavga çıkmıştı.
Türkiye’de Fenerbahçe taraftarının da çok yakından tanıdığı futbolcu Nicholas Anelka, takımın teknik direktörü Raymond Domenech’e güya böyle küfür etmişti.
Fransa’da milli futbol takımının dibe vurduğu andı.
Ülke tarihinde böyle bir skandal yaşamamıştı.
Futbolcular Anelka’yı desteklemek amacıyla greve gittiler ve antrenmana çıkmadılar.
Takım darmadağın oldu ve üç maçını da kaybetti.
İşte o olayın hikayesi bugün olağanüstü bir belgesel oldu ve Netflix’de “Otobüs: Bir Fransız Futbol İsyanı” adı altında gösterime kondu.
Futbolla ilgili olan olmayan herkese tavsiye ederim.

“Kriz yönetimi” denen şeyin ne olmadığını, teknik direktörlüğün ne olmadığını, federasyon yöneticiliğinin ne olmadığını, takım kaptanlığının ne olmadığını, şöhretli futbolculuğun ne olmadığını, gazeteciliğin ne olmadığını, masörlüğün, teknik direktör yardımcılığının ne olmadığını ama gerçek belgeselciliğin ne olduğunu anlamak istiyorsanız…
Kadın erkek, futbolsever veya değil farketmez.
Herkes için çok çok güzel bir “Case study…”
İlgili herkese tavsiye ederim…
Diziyi seyrettiğim saatlerde iki futbol takımının kongre seçimlerinde alınan kesin sonuçlar geldi.
Biri Fenerbahçe…
Öteki Real Madrid.
İkisi de tuttuğum takımlar.
Mutlaka okumuşsunuzdur, çok şaşırtıcı biçimde aynı saatlerde ikisinden de çok benzer sonuçlar geldi.

(*) Fenerbahçe’de Aziz Yıldırım, oyların yüzde 63.5’unu alarak başkan seçildi. Rakibi Hakan Safi oyların yüzde 36.53’ünü aldı.
(*) Seçimde toplam 27.245 oy kullanıldı.
Aziz Yıldırım 17.245, Hakan Safi 9.927 oy aldı.
Real Madrid’e gelince…
20 yıldan beri kulübün başkanı olan Florentino Perez oyların yüzde 65’ini alarak yeniden seçildi.
Rakibi Enrique Riquelma ise yüzde 35’ini aldı.
Kongrede 33 bin 555 geçerli oy kullanıldı.
Fenerbahçe’nin oy kullanma hakkına sahip kongre üyesi sayısı 50 binin biraz üzerinde.
Real Madrid’in ise 100 bin üyesi var ama oy kullanma hakkına sahip üye sayısı 70 bin.
İki kulüp te seçim konusunda çok güçlü bir demokratik geleneğe sahip.
Perez 79 yaşında.
Aziz Yıldırım ise 73…
İki takımın da özel sahibi yok.
Bir anlamda sahipleri üyeleri.
Avrupa’da hala dernek ve bu tür statülerle yönetilen kulüplerde güçlü birer demokratik gelenek var.
Her iki başkanın da seçim kampanyası sırasında karşılaştıkları en zorlu sorun, gelecek teknik direktörlerdi.
Fenerbahçe’de Aziz Yıldırım’ın yine Aykut Kocaman’ı teknik direktörlüğe getireceği söylentisi oy gününe kadar en büyük itiraz konularından biriydi.
Real Madrid’de ise Perez’in takımın başına yeniden Mourinho’yu getireceğini açıklaması en büyük eleştiri konusu oldu.
Ama iki itiraz da başkanların yüzde 60 gibi açık ara bir oyla seçilmesine engel olmadı.
Uruguaylı yazar Eduardo Galeano’nun, artık dünya kültürü sözlüğüne girmiş bir sözü var:
“Futbol sadece futbol değildir…”
Evet futbol sadece çim sahada ayakla ve bir topla oynanan oyun değildir.
Aynı zamanda siyaset, bir eğlence sektörü, dev bir ekonomidir.
Arkasında bütün dünyada hızla büyüyen ve toplumun bütün alanlarına yayılan küresel bir fenomen haline geliyor.
Dün sabaha karşı New York’ta oynanan New York Knicks-San Antonio Spurs basket maçı, bize küresel sporun ne olduğunu anlatan çok çarpıcı bir olaydı.
Parke kenarında hepimizin çok yakından tanıdığı starlar, birer kale arkası taraftarı gibi kendinden geçiyordu.
Ve tepedeki dev ekrana ABD Başkanının görüntüsü yansıtıldığında seyirciden gelen yuhalama sesi, kulüp seçimlerindeki sandıktan çıkan sonuçlar kadar ilginçti.
O yüzden “Otobüs” belgeselini bir kere hepinize tavsiye ederim.
Bana gelince, sizlere bir borcumu yerine getirmem lazım.
Aziz Yıldırım’ın adaylığını açıkladığı günün ertesinde “Oyum Aziz Yıldırım’a” diye bir yazı yazdım.
Fenerbahçe kongre üyesi olarak bugüne kadar Aziz Bey’den başka kimseye oy vermedim.
Hatta kongrenin yapılacağı 6-7 Haziran günleri için Monaco F1 Grand Prix yarışına davetliydim.
Onu bile iptal ettim.
Sadettin Saran çok sevdiğim bir arkadaşım olduğu halde, onun seçildiği kongreye gidip oy kullanmadım.
Ancak geçen Pazar günkü seçimde Aziz bey’e oy veremedim.
Hayır, elim gitmedi de veremedim değil.
Vermek istediğim halde veremedim.
Çünkü kongre üyesi olarak, 1200 TL civarında bir aidat borcum varmış.
Gidip hemen yatırdım ama geç kalmışım.
Çünkü 28 Nisan’a kadar aidat borcunu ödemeyenlerin kongrede oy kullanma hakkı olamıyor.
Kimse de bana torpil yapma gibi ahlaksız teklifte bulunmadı.
Anlayacağınız 2010 Referandumunda oy kullanamayan Kılıçdaroğlu durumuna düştüm.
Günlerce “Ya Aziz bey 1 oyla kaybederse” diye vicdan azabı da çektim.
Allahtan açık ara kazandı ve rahatladım.
Ama Aziz Bey’e 1 oy borcum var.
İnşallah bir gün iyi bir üye olarak hem aidatımı zamanında yatırır hem de bu 1 oy borcumu öderim.
Başkanımıza başarılar.
Real Madrid gibi Fenerbahçe de futbolun çok ötesinde demokratik bir cumhuriyet olduğunu bir kere daha ispat etti.
Bunu başaran bütün üyelerimize ve taraftarımıza de teşekkürler.
10 Haziran 2026 - Milli takım soyunma odasından gelen ses: ‘Git kendini s….rt, o…. çocuğu’
9 Haziran 2026 - Bir bembeyaz Fransızın ölümü: ‘Yılan derisi Chanel çantam gibiyim… Isırırım’
7 Haziran 2026 - 45 yıllık ‘Keşke’ şarkısı nasıl benim bu yaz şarkım oldu?
6 Haziran 2026 - Yılın açılışında ‘Coctail chic’ kıyafetimle neler gördüm?
5 Haziran 2026 - Tunus’tan gelen haber bana 2002/728 nolu belgeyi hatırlattı