DÜNYA KUPASI 2026 72 Maç 48 Takım 12 Grup ⚽ Canlı Sonuçlar Fikstür 🏟️ Stadyumlar Hikayeler Keşfet → Dünya Kupası 2026 DÜNYA KUPASI 2026 Keşfet →

Ortodoks dünyasında sessiz savaş: Fener, Moskova ve Türkiye’nin hassas dengesi

22 Haziran 2026

İki hafta önce Moskova’da yaptığım bir dizi görüşme sırasında duyduğum bir değerlendirme beni doğrusu şaşırttı.

Konuşma Ukrayna’dan NATO’ya, Karadeniz’den enerji güvenliğine, Avrupa’nın geleceğinden Türkiye-Rusya ilişkilerine kadar uzanıyordu. Bir noktada söz Yunanistan’a geldi. Kremlin’e yakın ve Rus stratejik düşünce çevrelerinde etkili bir isim hiç tereddüt etmeden şu cümleyi kurdu:

“Bugün Avrupa’da bize en düşmanca yaklaşan ülkelerin başında Yunanistan geliyor.”

İlk bakışta şaşırtıcı gelebilir.

Sonuçta Rusya ile Yunanistan yüzyıllardır ortak Ortodoks mirası, kültürel bağlar ve tarihsel yakınlık üzerinden birbirine yakın ülkeler olarak görülür.

Ancak Moskova’nın bugünkü bakışı farklı.

Onlara göre mesele artık din değil.

Mesele jeopolitik.

Dedeağaç’taki Amerikan askeri varlığı, Ege adalarının silahlandırılması, Karadeniz’e yönelik NATO lojistik faaliyetleri, Montrö rejiminin etkisini azaltabilecek girişimler ve Ortodoks dünyasında yaşanan liderlik mücadelesi Moskova’dan bakıldığında aynı büyük stratejik tablonun parçaları olarak görülüyor.

Bu sohbet bana Batı’da ve hatta Türkiye’de yeterince konuşulmayan bir konuyu yeniden düşündürdü:

Ortodoks dünyasında yaşanan sessiz güç mücadelesi ve Türkiye’nin bu mücadelenin tam merkezindeki konumu.

Tartışılan Aslında Din Değil, Nüfuz Alanları

Bugün Ortodoks dünyasında yaşanan rekabet çoğu zaman teolojik bir anlaşmazlık gibi sunuluyor.

Gerçekte ise mesele çok daha büyük.

Bir tarafta İstanbul’daki Fener Rum Patrikhanesi ve Patrik Bartholomeos bulunuyor.

Diğer tarafta Moskova Patrikhanesi ve Rus Ortodoks Kilisesi’nin lideri Patrik Kirill yer alıyor.

Görünürde tartışma dini otorite üzerinedir.

Gerçekte ise nüfuz, meşruiyet ve etki alanları üzerinedir.

Rusya uzun yıllardır kendisini Ortodoks dünyanın doğal merkezi olarak görüyor.

Moskova’nın “Üçüncü Roma” anlayışı yalnızca dini bir kavram değildir.

Bu düşünce Rus devlet aklının, tarih anlayışının ve dış politika kültürünün ayrılmaz parçasıdır.

Bu nedenle Ortodoks dünyasında meydana gelen her gelişme Kremlin tarafından aynı zamanda jeopolitik bir gelişme olarak okunuyor.

Ukrayna Her Şeyi Değiştirdi

Bu sessiz savaşın dönüm noktası 2019 yılında yaşandı.

Fener Rum Patrikhanesi’nin Ukrayna Ortodoks Kilisesi’ne bağımsızlık, yani otosefali vermesi Moskova’da adeta siyasi deprem etkisi yarattı.

Batılı ülkeler bu kararı Ukrayna’nın egemenliği ve dini özgürlüğü çerçevesinde değerlendirdi.

Rusya ise çok farklı düşündü.

Kremlin açısından Ukrayna’nın yalnızca siyasi değil, ruhani olarak da Moskova’dan kopması Rus nüfuz alanına vurulmuş ciddi bir darbeydi.

Mesele yalnızca toprak değildi.

Mesele yalnızca güvenlik değildi.

Mesele tarihsel ve kültürel etki alanlarının yeniden çizilmesiydi.

Bugün Fener ile Moskova arasındaki gerilimin temelinde de büyük ölçüde bu kırılma yatmaktadır.

Washington’ın Patrikhaneye Verdiği Önem

Rusya’nın dikkat çektiği ikinci konu ise Patrik Bartholomeos’un Washington’da gördüğü ilgidir.

Aslında bunu görmek için Moskova’ya gitmeye gerek yok.

Biz de yıllardır gözlemliyoruz.

Patrikhaneye verilen üst düzey siyasi destek.

ABD Kongresi’ndeki görünürlüğü.

Ekümenik statünün uluslararası alanda daha güçlü tanınmasına yönelik çabalar.

Heybeliada Ruhban Okulu’nun yeniden açılması yönündeki diplomatik girişimler.

Patrik Bartholomeos’un zaman zaman birçok devlet liderinden daha yüksek görünürlük elde etmesi.

Bütün bunlar Batı tarafından çoğunlukla din ve vicdan özgürlüğü perspektifinden açıklanıyor.

Moskova ise aynı tabloya farklı bakıyor.

Rus stratejistlere göre burada Ortodoks dünyasında Moskova’nın etkisini dengeleyecek alternatif bir merkez oluşturma çabası bulunuyor.

Bu yoruma katılmak zorunda değilsiniz.

Ancak Rusya’nın meseleyi böyle okuduğunu anlamak gerekiyor.

Çünkü uluslararası ilişkilerde algılar çoğu zaman gerçekler kadar önemlidir.

Yunanistan’da Kilise Sadece Dini Bir Kurum Değildir

Türkiye’de çoğu zaman gözden kaçan önemli bir husus var.

Yunanistan’daki Ortodoks Kilisesi yalnızca bir dini kurum değildir.

Aynı zamanda devlet kimliğinin temel sütunlarından biridir.

Eğitim sistemi üzerinde etkilidir.

Milli kimliğin şekillenmesinde belirleyicidir.

Toplumsal reflekslerin oluşmasında önemli rol oynar.

Büyük ekonomik varlıklara ve geniş gayrimenkul portföyüne sahiptir.

Atina’da hükümetler değişebilir.

Siyasi partiler yükselip düşebilir.

Ancak kilise, toplum üzerindeki etkisini büyük ölçüde korumaya devam eder.

Dolayısıyla Yunanistan’ın dış politika reflekslerini anlamak isteyenlerin yalnızca siyasi liderlere değil, kilisenin yaklaşımına da dikkatle bakmaları gerekir.

Güney Kıbrıs’ta Kilise Hâlâ Stratejik Bir Aktör

Benzer durum Güney Kıbrıs’ta daha da belirgindir.

Başpiskopos Makarios sadece bir din adamı değildi.

Aynı zamanda devlet başkanıydı.

Rum siyasi kimliğinin kurucu figürlerinden biriydi.

Bugün de Kıbrıs Ortodoks Kilisesi yalnızca dini bir kurum değildir.

Önemli ekonomik varlıklara sahiptir.

Geniş gayrimenkulleri vardır.

Toplumsal etkisi son derece güçlüdür.

Rum milli kimliğinin şekillenmesinde ve Türkiye politikalarının oluşmasında etkisini sürdürmektedir.

Bu nedenle Güney Kıbrıs’ta din ile siyaset arasındaki sınır birçok Avrupa ülkesine kıyasla çok daha geçirgendir.

Ortodoks Dünyası Sanıldığı Kadar Birleşik Değil

Dışarıdan bakıldığında Ortodoks dünya yekpare görünür.

Gerçekte ise durum oldukça farklıdır.

Fener Rum Patrikhanesi.

Moskova Patrikhanesi.

Ukrayna Ortodoks Kilisesi.

Sırp Ortodoks Kilisesi.

Romanya Ortodoks Kilisesi.

Bulgar Ortodoks Kilisesi.

Gürcü Ortodoks Kilisesi.

Her biri farklı tarihsel deneyimlere, siyasi hassasiyetlere ve önceliklere sahiptir.

Ermeni Apostolik Kilisesi ise ayrı bir gelenek içinde yer alsa da Ermeni milli kimliğinin temel taşı olmaya devam etmektedir.

Balkanlar’dan Kafkasya’ya uzanan geniş coğrafyada din hâlâ uluslararası siyasetin önemli bir unsurudur.

Avrupa Birliği’nin Kendi İçindeki Çelişki

Avrupa Birliği kendisini laik ve çoğulcu bir siyasi proje olarak tanımlıyor.

Ancak gerçek hayat daha karmaşık.

Yunanistan’da Ortodoks Kilisesi.

Güney Kıbrıs’ta Ortodoks Kilisesi.

Polonya’da Katolik Kilisesi.

Bazı Kuzey Avrupa ülkelerinde devlet kiliseleri.

Din ile devlet arasındaki ilişkiler Avrupa’nın her yerinde aynı değil.

Buna rağmen Türkiye söz konusu olduğunda Patrikhane ve din özgürlüğü meseleleri zaman zaman tek taraflı bir demokrasi testi gibi sunulabiliyor.

Oysa Avrupa’nın kendi içinde de son derece farklı uygulamalar ve çelişkiler bulunuyor.

Türkiye Nasıl Bir Yol İzlemeli?

Türkiye’nin burada aşırılıklardan uzak, özgüvenli ve stratejik bir yaklaşım benimsemesi gerekiyor.

Birinci Tavsiye: Özgürlük ve Egemenlik Dengesi

Patrikhane ve Heybeliada Ruhban Okulu meseleleri hukuk devleti ve din özgürlüğü çerçevesinde değerlendirilmelidir.

Özgüvenli bir devlet bu konulardan korkmaz.

Ancak aynı zamanda hiçbir kurumun Türkiye’nin egemenlik alanı dışında hareket eden siyasi bir aktöre dönüşmesine de izin vermez.

İkinci Tavsiye: Ortodoks Dünyasını Daha İyi Anlamak

Ankara’da Ortodoks dünyası üzerine çalışan uzman sayısı oldukça sınırlıdır.

Oysa Karadeniz’den Balkanlar’a ve Kafkasya’ya kadar uzanan geniş coğrafyada din, enerji kadar stratejik bir unsurdur.

Türkiye bu alandaki kurumsal bilgi ve analiz kapasitesini artırmalıdır.

Üçüncü Tavsiye: İstanbul’u Rekabetin Değil Diyaloğun Merkezi Yapmak

Türkiye’nin gücü taraf olmaktan değil denge kurabilmekten gelir.

İstanbul ne Washington’un ne Moskova’nın ne de Atina’nın ileri karakolu olmalıdır.

Tam tersine farklı medeniyetlerin, inançların ve siyasi geleneklerin buluştuğu küresel bir diyalog merkezi olarak konumlandırılmalıdır.

Sonuç: Sessiz Savaşın Merkezindeki Şehir

Fener Rum Patrikhanesi etrafındaki tartışmaları yalnızca bir azınlık meselesi, bir okul meselesi veya dini özgürlük tartışması olarak görmek eksik olur.

Arka planda Rusya-Batı rekabeti vardır.

Ukrayna savaşı vardır.

Karadeniz dengeleri vardır.

NATO’nun genişleme stratejileri vardır.

Yunanistan’ın değişen rolü vardır.

Ve Ortodoks dünyasının geleceğine ilişkin büyük bir nüfuz mücadelesi vardır.

Türkiye’nin çıkarı ne bu mücadelenin tarafı olmak ne de gelişmeleri görmezden gelmektir.

Doğru yaklaşım; din ve vicdan özgürlüğünü korurken, İstanbul’daki hiçbir dini kurumun küresel güç mücadelelerinin aracı haline gelmesine izin vermemektir.

Çünkü bugün Ortodoks dünyasında yaşanan mücadele yalnızca kiliseler arasında değil, devletler arasında yürüyen sessiz bir jeopolitik rekabettir.

Ve bu rekabetin en önemli sahnelerinden biri, her zamanki gibi, İstanbul’dur.

10Haber bültenine üye olun, gündem özeti her sabah mailinize gelsin.