Starmer, başbakanlığı devralacak güçlü bir politik figür ortaya çıkana kadar istifa etmemekte direndi. Partisi aradığı kanı Andy Burnham’da bulunca istifa etmek zorunda kaldı. “Kuzeyin Kralı” Burnham, büyük umutlarla İngiltere’nin başbakanlık koltuğuna oturuyor.
22 Haziran Pazartesi günü, Başbakanlık konutu ve ofisi Downing Street 10 numaranın dünyaca tanınan kapısının önüne, Başbakan’ın armasını taşıyan kürsü konduğunda, herkes ne olacağını biliyordu. Kapının karşısında kameralardan, fotoğraf makinelerinden ve muhabirlerden oluşan bir duvar vardı. Basın, ne olacağından ziyade nasıl olacağıyla ilgiliydi.
10 Numara’nın kapısından önce başbakanlık çalışanları çıktı ve kürsünün soluna yerleşti. Ellerinde İngiliz bayrakları vardı. İngiltere Başbakanı Keir Starmer kapıdan eşiyle birlikte çıktı. Eşi de kürsünün sağına geçti. Tecrübeli başbakanlık muhabirleri için manzara çok netti. Başbakan istifa edecekti.
Starmer beklenen istifa açıklamasını yapmaya başladı. Son derece duygusal bir tonda konuşuyordu, fakat söyledikleri zorlukla duyulmaya başlandı. Konutun sokağının demir parmaklıklı kapılarla ayrıldığı, “bakanlıklar caddesi” Whitehall tarafından şiddetli bir müzik sesi geliyordu. Dev hoparlörler, neredeyse Starmer’in sesini örtecek şekilde, “AB marşı” olarak kabul edilen, Beetoven’in “Neşeye Övgü” adlı parçasını çalıyordu. Starmer konuşmasını zorlukla duyulur biçimde bitirdi, yanında duran karısını öptü ve başbakanlık çalışanlarının tezahüratı altında birlikte içeri girdiler. Whitehall’daki eylem, bu kez de, nakaratında “Hepimiz bir Brexit trajedisi içinde yaşıyoruz” denilen “Brexit şarkısı” çalınarak sürdürüldü.
Starmer’ın beklenen istifası TV kanallarında canlı yayınlanmış, sonraki haber bültenlerinde, bölünmüş ekranda, bir tarafta yorumcular konuşurken bir tarafta da Starmer’ın kürsü arkasındaki görüntüsüne, karısını öperek 10 numaradan içeri girmesine yer verilmeye devam edilmişti. Ancak saatler ilerlerken yan taraftaki görüntü tekrar canlı yayına döndü ve Londra’ya yaklaşan bir trenin havadan çekilen görüntüleri yayınlanmaya başlandı. Bu İngiltere’de benzeri görülmemiş bir manzaraydı. Haber helikopterleri bir trenin üzerinde dönüyor ve onu adım adım izliyordu.
Manchester’den Londra’nın Euston istasyonuna doğru gelen bu trende, İşçi Partisi’nin yeni başkan adayı, müstakbel Başbakan Andy Burnham vardı. Burnham’ın parlamentoya gelişi, Avam Kamarası salonundan içeri girişi, yemin etmesi TV’ler tarafından adım adım izlenmiş ve canlı yayınlanmıştı. Yemin töreninin yapıldığı oturumun ardından, çok sayıda milletvekilinin, Burnham ile fotoğraf çektirmek için birbiriyle yarıştığı görüldü. Bir devir kapanmış, yenisi açılıyordu.

Brexit’ten sonra dağılmaya yüz tutan İşçi Partisi’ni toparlayıp Temmuz 2024’te Muhafazakar Parti’ye tarihinin en ağır yenilgisini yaşatarak başbakan olan Keir Starmer bu görevde ancak iki yıl kalabildi. Küçüklü büyüklü bir dizi skandalı savuşturan Starmer’ın istifası çeşitli çevrelerce uzun zamandır isteniyordu. Önce rakipleri, sonra parti içi muhalefet, yerel seçimlerdeki büyük yenilgisinin ardından da kabinesinin mensupları Starmer’ı istifaya zorladılar. Starmer, parti liderliğini ve başbakanlığı kendisinden devralabilecek güçlü bir siyasi figür ortaya çıkana kadar direndi.
Manchester Büyükşehir Belediye Başkanı Andy Burnham’ın adı, Starmer’ın yerini alabilecek lider adayı olarak, uzun süredir anılıyordu. Ama teknik bir sorun vardı: Bunrham milletvekili değildi. Onu destekleyen bir milletvekilinin istifa ederek parlamentoda bir sandalye boşaltması sonucu ara seçimle milletvekili oldu.
Daha birkaç ay önce, Manchester’ın Gorton and Denton seçim bölgesinde ara seçim yapılmış, bu ara seçimde Burnham yine aday olmak istemiş ancak parti yönetiminden vize alamamıştı. Bu durum Starmer’ın, rakibinin parlamentoya gelmesini istemediği, istifa etmeyip direneceği şeklinde yorumlanmıştı. İşçi Partisi, hakim olduğu bu bölgede parlamento sandalyesini Yeşiller’e kaptırmıştı. Tabii bu durumun sorumlusu olarak Starmer görüldü.
Bunun ardından yerel seçim yenilgisi geldi. Starmer’ın üzerindeki baskı arttı. Burnham’ın adı yeniden kulislerde dönmeye başladı. Bir milletvekilinin istifa et(tiril)mesi beklenen fırsatı yarattı ve Burnham ara seçimlerde aday olmak için bir kez daha parti yönetimine baş vurdu.
Parti Yürütme Kurulu’nun Burnham’ın Makerfield’den aday olmasına bu kez izin vermesi, Starmer’ın, (milletvekili seçilmeyi başarırsa) yerini Burnham’a bırakmaya hazır olduğu şeklinde yorumlanmıştı. Burnham seçimi kazanınca, yapılacak tek şey kalmıştı Starmer için, kaybedeceği parti içi mücadeleye girmemek ve istifa etmek… Çünkü, İşçi Partisi, aradığı kanı bulmuştu.

Andy Burnham’ın Makerfield’den milletvekili seçilmesi büyük ve umut verici bir başarı olarak görüldü. Çünkü ara seçimden sadece 6 hafta önce yapılan Mayıs yerel seçimlerinde, aşırı sağcı Reform UK bölgede adeta bir patlama yapmıştı. İşçi Partisi’nin neredeyse iki katı kadar oy alarak yerel meclis üyeliklerini domine etmişti. 2024 genel seçimlerinde de Makerfield Reform UK’nin en yüksek oy aldığı bölgelerden biriydi. Burnham’ın karizması tüm bu faktörleri silmişti.
“Kuzeyin Kralı” lakabıyla anılan Andy Burnham, sıradan bir politikacı değil. Tony Blair ve Gordon Brown hükümetlerinde görev almış, iki kez İşçi Partisi başkanlığına aday olmuş… 9 yıl görev yaptığı Manchester Büyükşehir Belediye Başkanlığı’nda, ününü büyük ölçüde pandemi sürecinde şehri iyi yönetmiş olmasıyla ve büyük bir toplu taşıma reformu yapmasıyla kazanmış.
Burnham, Starmer’e göre, sosyal konularda daha solda gözüken bir figür. Başlıca mücadele hedefi olarak aşırı sağa ve Yeşillere kaybedilen İşçi Partisi oylarını geri kazanmayı seçecek. Özellikle Farage’ın tabanını kendine yabancılaştırmak istemiyor. Bu yüzden politika planında ilk belirgin ifadesi, ülkeye zarar verdiğini düşünmesine rağmen Brexit meselesini ön plana çıkarmayacağını, ülkenin daha önemli konuları olduğunu, bu tartışmanın yeniden açılmasını doğru bulmadığını vurgulamaktı. Bu konuda Burnham’ı destekleyen Brexit karşıtları az değil. Bu görüştekiler, konunun gündemdeki yerinin bugün yükseltilmesinin kutuplaşmayı derinleştireceğini düşünüyorlar.
Tam Brexit’in 10. Yıldönümünde ülkenin müstakbel başbakanı olarak selamlanan Burnham’ın, Brexit’i gündemde tutmama tercihi son derece kritik ve belki de başbakanlık döneminin en belirleyici politikası olacak.

Starmer’ın istifasının hemen ardından Whitehall’u ve Downing Street’i inleten, Beatles’ın “Yellow Submarine” parçasının sözlerini değiştirerek yazılan ve nakaratında “Hepimiz bir Brexit trajedisi içinde yaşıyoruz” deniler hiciv şarkısı, “günün anlam ve önemini” son derece iyi yansıtıyor aslında. Çünkü görünüşe göre İngiltere’de çoğunluk Brexit’in ülkeye iyi gelmediğine, ülkenin mevcut durumundan Brexit’in sorumlu olduğuna kanaat getirmiş durumda…
Brexit kararı, 10 yıl önce bir milyon küsur oy farkıyla, %52-48 gibi bir sonuçla alınmıştı. O günden beri sık sık anketler düzenleniyor. Brexit’in 10.Yıldönümü nedeniyle, anketler şu sıralar daha bir ilgi çekmeye başladı. Farklı anketler farklı sonuçlar üretse de artık halkın %55-60 kadarı Brexit’in yanlış bir karar olduğunu düşündüğüne inanılıyor; %50-55’inin yeniden AB’ye katılmaktan yana olduğu söyleniyor. On yıl önce yaşları tutmadığı için Brexit oylamasında oy vermemiş olan gençlerde bu oran %85’e çıkıyor.
Brexit referandumunda “ayrılma” yönünde oy vermiş olanların bir kısmı, TV röportajlarında, kandırıldığını dile getiriyor. Üzerinde en çok durulan konu, haliyle, ekonominin kötüye gitmiş olması. AB’den ayrılarak tasarruf edileceği ve sağlık hizmetlerine ayrılacağı söylenen paranın (yıllık 350 milyon sterlin) hiçbir zaman bu amaçla kullanılmamış olması, sağlık hizmetlerinin o zamandan beri her gün daha kötüye gitmesi, kandırılma duygusunu yaratan bir başka önemli konu… En az ötekiler kadar önemli görülen bir mesele de göçmen sayısının azalacağına artması. Hem de en yüksek seviyesine Brexitçi Muhafazakar Parti zamanında ulaşması… Haziran 2023’te yıllık 906 bin ile zirveyi gören net göç rakamı son 1,5 yılda 431 bine düşmüş olmasına rağmen, bu rakam da İngiltere siyasetindeki herkesçe çok yüksek bulunuyor.
Farklı hesaplamalara göre İngiltere Brexit yüzünden kişi başına milli gelirde %2,5-8 arası bir kayıp yaşadı. AB’ye ihracatın zorlaşması (İngiltere’nın ihracatında AB’nin payı %48’di) imalat sektörünün gerilemesine yol açtı. Brexit sonrasında İngiltere’nin metal işleme sektörü %12, kimya ve perakende sektörleri %10, finans sektörü %7 küçüldü. Avrupa Merkez Bankası’na göre Brexit İngiltere’nin uzun vadeli büyüme kapasitesine zarar verdi.
Çin rekabeti ve enerji maliyetleri bütün Avrupa’nın ihracat hacmini aşağı çekiyor ve imalat sektörünü zorluyor. Ama Le Monde’a göre, 2025’te aynı sıkıntılarla karşı karşıya olan Avrupa’da ihracat %6 düşerken İngiltere’de %17 geriledi. İngiltere’de AB’nin ihracat bürokrasisinden en çok küçük ve orta boy işletmeler zarar gördü. 16 bin firma Avrupa’ya ihracatı durdurdu. Birleşik Krallık’ın özellikle 2025’ten itibaren hız verdiği ikili ticaret anlaşmalarının ise ekonomiye olumlu bir yansıması henüz görülmedi.
2016 referandumundan sonra sterlin sert biçimde değer kaybetti. Bu, ithal malları ve girdi maliyetlerini pahalılaştırarak enflasyonu yukarı itti. Ancak asıl patlama 2021’den itibaren meydana geldi. Enflasyon Ekim 2022’de rekor kırarak 41 yılın zirvesini gördü: %11,1. Sadece İngiltere için değil herhangi bir gelişmiş ülke için korkunç bir rakam. Bu sıçramanın sebebi pandemi, lojistik problemleri, Ukrayna’nın işgalinin ardından enerji fiyatlarındaki artış ve tüm bu faktörlerin gıda fiyatlarını yukarı çekmesiydi. Herkesin yaşadığı bu şoklarda Brexit çarpan etkisi yaratmıştı.
Enflasyonla mücadele edildi ve enflasyon hızı aşağı çekildi. Enflasyon düştü ama tabii fiyatlar düşmedi. Sadece fiyatların artış hızı düştü. Bu yüzden bugün İngiltere’de geçim sıkıntısı politikanın seyrini belirleyen ana unsurlardan biri.
Brexit propagandaları sırasında vaat edilen hiçbir şeyin gerçekleşmemesi, durumun daha kötüye gitmesi, geçen 10 yıl içinde sağı politika sahnesinden silmeliydi değil mi? Silmedi.

İngiltere’de kimileri bundan çok emin gözüküyor. Çoğunluğun Brexit’ten pişmanlık duyduğu düşünülüyor. Birçok anket bu düşünceyi destekliyor. Hatta Brexit’e nazire, “Britanya” ve “regret” (pişmanlık) sözcüklerinden Bregret diye bir kelime bile türetilmiş durumda. Ancak, anketler farklı perspektiflerden farklı sonuçlar üretebiliyor. Aynı anket şirketi (YouGov) Şubat ayında “İngilizlerin yüzde 63’ünün AB’ye yeniden katılmak istediğini” söylerken, Haziran ayında, “halkın %60’ı AB ile daha yakın ekonomik entegrasyon için egemenlikten taviz vermeye karşı” diyebiliyor.
İngilizler kısa süre içinde tavır mı değiştirdiler, kafaları mı karışık, yoksa soruyu nasıl sorarsan cevabı öyle mi alıyorsun? Araştırmayı kim ısmarlarsa soruyu ona göre mi soruyorsun?
Başka “bağımsız” anket kuruluşları da İngilizlerin çoğunluğunun “yeniden entegrasyon”dan yana olduğunu ileri sürüyor ama bu anketlerle “seçimde kime oy verirsiniz” anketleri çelişiyor. İngiltere’de çoğunluk Brexit’in ülkeye iyi gelmediğine kanaat getirmiş durumdaysa, Brexit’in baş mimarlarından biri olan Nigel Farage’ın partisinin oy alamaması gerekmez mi? Aksine Farage, seçim anketlerinde bir süredir başta gidiyor. Şimdilik sadece Brexitçiler’in yarısı tarafından destekleniyor görünse de İngiliz seçim sisteminin onu iktidara taşıması için kritik eşiği aşmış durumda.
Starmer’ın istifası Farage’ın özgüvenini artırdı. Bir yandan yerleşik sisteme saldırılarını sürdürürken, bir yandan da taraftarlarına tezlerini savunabilecekleri malzeme üretmeye çalışıyor. Mesela “halkın çoğunluğu Brexit’ten pişman” söylemine karşı, “Halkın %60’ı AB için egemenlikten taviz vermeye karşı” sonucunu veren anket de Brexit yanlısı bir kampanya grubunun finansmanı ile yapılmış.
Farage, Brexit propagandası sırasında verilen ve tutulmayan sözlerin telif haklarının çoğuna sahip kişi olarak, o sözlerin tutulmamasından hiç söz etmeyerek, “Göçmen meselesi, kamu sağlık kurumlarının çıkmazı, ekonominin gerilemesi kötü yönetimin bir sonucudur, Brexit’in değil,” diyerek demagojisini sürdürüyor. Bir ankete göre halkın %46’sı da “sorun Brexit’te değil, kötü yönetimde” diye düşünüyor. Farage’ın bu konuda bir kalkanı da var; “ben daha önce yönetime hiç gelmedim,” diyebilecek durumda.
Şimdilik İngiliz halkının kafası karışık diyerek, soruyu değiştirelim: Başbakan’ın değişmesi İngiltere’de politik dengeleri değiştirir mi?
Brexit’ten sonraki 10 yıl boyunca İngiltere, 3 yıldan fazla bir süre, istifaları izleyen parti içi süreçlerle göreve gelen, yani halk tarafından seçilmemiş başbakanlarca yönetildi. Son on yılın 7. Başbakanı olacak olan Burnham, bir ilçenin 24 bin seçmeninin oyuyla milletvekili ve başbakan adayı oldu. Henüz parti içi liderlik yarışında bir rakibi de yok. (Olsa da kazanmasına garanti gözüyle bakılıyor.) Yani İngiltere’de, bir kez daha ve bu kez 3 yıllığına, ulusal seçmen tarafından seçilmemiş bir başbakan görev yapacak.
Yine de, Londralı elitlere karşı Manchesterliler’in haklarını savunmasıyla tanınan ve bölgesinde çok sevilen bir politik figür olan Burnham, bu niteliklerini ulusal plana taşıyabileceği konusunda İşçi Partililer arasında bir umut yaratmış durumda. Daha şimdiden anketlerde ulusal çapta %35’lik bir popülerlik oranına ulaşmış durumda. Geçmiş istatistikler, İngiltere’de bu tür “oyuncu değiştirme”lerin partilere ilk üç ay içinde %3-8 arası puan kazandırdığını gösteriyor. Ondan sonrası icraata bağlı olarak gelişiyor.
Bir yanda kısa sürede iç politikada başarı beklentisinin baskısı, bir yanda AB-ABD kıskacında dış politika açmazları Burnham’ın işini çok zorlaştıracak. Brexit meselesine değil ekonomiye ağırlık vereceğini söylüyor ama, bunu nasıl yapacağına dair vermiş olduğu bir ipucu yok. Ekonomiyi ve dış politikayı nasıl yöneteceği, nasıl bir kabine kuracağı, partinin mevcut seçim bildirgesine sadık kalıp kalmayacağı merak konusu… Yakın çevresi, dengeci ve pragmatik bir politikacı olmasına güveniyor ve bu özellikleriyle kendisini bekleyen sorunları aşabileceğine inanıyor.
Burnham, büyük beklentilerle oturacağı Başbakanlık koltuğunda, İngiltere’nin sıkıntılarını gidermek için radikal hamleler yapmak zorunda kalacak. Öte yandan aşırı sağcı Nigel Farage’ı alt etmek ve gelecek seçimlerde İşçi Partisi’ni iktidarda tutabilmek için İngiltere’nin elitlerini ve genel seçmen tabanını ürkütmeden ilerlemek istiyor. Önünde son derece engebeli, dikenli ve taşlı bir yol var. Ne diyelim, kolay gelsin…
28 Haziran 2026 - Brexit’in 10. yıldönümünde İngiltere bocalıyor
21 Haziran 2026 - Zevahiri kurtarma anlaşması, sonradan gelecek fatura ve belirsizlik travması…
14 Haziran 2026 - Dünya Kupası’nın 96 yıllık tarihinde böylesi görülmedi
7 Haziran 2026 - Ermenistan’da seçim var: Seçmen Putin’in blöfünü görüp el yükseltecek mi?
31 Mayıs 2026 - Üniversite mezunu gençler beyaz yakalı proletarya mı olacak, prekarya mı?