DÜNYA KUPASI 2026 72 Maç 48 Takım 12 Grup ⚽ Canlı Sonuçlar Fikstür 🏟️ Stadyumlar Hikayeler Keşfet → Dünya Kupası 2026 DÜNYA KUPASI 2026 Keşfet →

Türkiye’nin en yakışıklı erkeği Kadir İnanır mıydı?

28 Haziran 2026

Bundan 16 yıl önce, 30 Mart 2010 akşamı, Ataköy Sheraton Oteli’nde Kadir İnanır için özel bir gece düzenlendi.

Gecenin adı “41 Kere Maşallah”tı ve amacı Kadir İnanır’ın 40’ıncı sanat yılını kutlamaktı.

Geceyi Magazin Gazetecileri Derneği düzenlemişti.

Arkadaşlarımız ona ödülü benim vermemi istemişlerdi.

Çok sevinmiştim.

Sunuş konuşmasını da Ebru Akel yapmış ve Kadir İnanır için yazdığım bir yazıyı okumuştu.

1999 yılında Türkiye’nin en yakışıklı erkeği kimdi?

O yazıyı dinlerken, 11 yıl geriye dönmüştüm.

1999 yılının Ekim ayıydı ve hepimiz ruhen 21’inci Yüzyıla hazırlanıyorduk.

17 Ağustos Depreminin ızdırabı içimize çökmüştü.

Yine de gelen Yüzyıl için umutluyduk.

Tam bir Felaketler Yüzyılı olacağı aklımızdan bile geçmiyordu. 

O yılın Ekim ayında Elele Dergisi “Milenyumun en yakışıklı erkeklerini” seçmişti. 

O günlerde benim içim en yakışıklı erkek nedense Richard Gere idi

Listedeki bazı isimler beni şaşırtmıştı. 

Benim için 20’inci Yüzyılın  yabancılar kategorisindeki en yakışıklı erkeği Richard Gere’di. 

Kevin Costner, Jack Nicholson, Alain Delon, Paul Newman, Sean Connery, James Dean’i de yakışıklı ve çekici erkek gibi görürdüm.

Türkiye’de seçtiğim üç kişi vardı, biri banko Kadir İnanır

Türkiye’ye gelince…

O günlerde hiç tereddütsüz iki favorim vardı: 

Kadir İnanır ve Tarık Akan. 

Onlardan bir önceki kuşaktan ise Salih Güney’i yakışıklı bulurdum. 

Oysa Elele dergisinin listesinde Kadir İnanır’ın ismi çok altlardaydı.

Salih Güney ise hiç yoktu.

Aradan 27 yıl geçti, bugün en yakışıklı erkek kim?

Aradan 27 yıl geçti…

Bugün bana sorsanız, Türkiye’nin en yakışıklı erkeği kim?

Tabii ki erkek ve kadın güzellik ölçüleri çok değişti.

Artık bir Kıvanç Tatlıtuğ’umuz var.

Ama hala Kadir İnanır’ı üst sıralarda bir yere kordum.

Üstelik de aradan geçen 27 yılda , onun hatları ve duruşu  daha küresel boyutta beğeni ölçüleri haline geldi.

Kadir İnanır bir Koç erkeği miydi?

Kadir İnanır benden 2 yaş küçüktü.

Nüfus kâğıdına bakarsanız, ben 8 Nisan, o 14 Nisan doğumlu.

O geceye kadar onu da kendim gibi bir “Koç erkeği” diye biliyordum.

Çünkü doğumu tarihini 14 Nisan 1949 diye okumuştum.

Birisi “Hayır o Ağustos doğumlu” demişti.

O gece kendisine sordum.

“Doğru 14 Nisan doğumlu değilim. Ama Ağustos da değil, Eylül 1949” dedi.

Nüfusa yanlış yazılmış.

O gece şöyle demiştim: Belli ki kendine iyi bakıyor

O gece ona bakarken, biraz da erkek rekabetçiliği ile şöyle düşünmüştüm:

Belli ki kendine iyi bakıyor. 

Söylediğine göre içkiyi az içiyormuş. 

Kilosuna dikkat ediyor.

Elbisesinin içinde gayet fit duruyor.

Hatta şu şakayı bile yapmıştım:

Harrison Ford’un son filmlerini seyredince, ‘Kadir rahatlıkla High School Musical’ın 5’incisinde oynar…’

Onun da benim de keyfimiz yerindeydi.

Böyle pasta kesmek Karadeniz delikanlısını bozmaz mı Kadir?

Asıl espriyi pastayı  keserken patlattım.

Dernek büyük bir pasta yaptırmış. 

Eline büyük bir bıçak verdiler. Bıçak elinde öyle kalakaldı. O bana baktı, ben ona. 

Mikrofonu elime aldım ve konuştum:

“İşte bu Kadir İnanır’ın bittiği andır. Siz hiç Tatar Ramazan’ı böyle pasta keserken gördünüz mü? Gitti güzelim Anadolu’nun delikanlısı, geldi İstanbul monşeri.” 

“Gel arkadaş” dedim. 

“Ben de İzmir’in Kahramanlar’ından çıktım ama bu İstanbul bana da pasta kesmeyi öğretti” deyip, elini tuttum ve pastayı kestirdim.

O gece gözlerimiz Türkan Şoray’ı aramıştı

Gecenin finalinde, ENBE orkestrası çok güzel şarkılar çalmıştı.

Sonra Adnan Şenses, onun  en sevdiği şarkıları seslendirdi. 

Bir çeşit ünlüler geçidiydi sanki o gece…

Gözlerimiz bazı insanları aramıştı.

Mesela onunla sayısız filmde başrol paylaşan Türkan Şoray çekimde olduğu için, Hülya Koçyiğit de yurtdışında bulunduğu için geceye katılamamıştı. 

Sakatlığı süren Hülya Avşar ve Ankara’da bulunan Gülben Ergen de yoktu…

Bir gazeteci sormuştu: Sizin için Kadir İnanır kimdir?

Kapıda bir gazeteci sormuştu: 

“Sizin için Kadir İnanır kimdir?”

Aslında hepimize sorulacak bir soru. 

O gece benim cevabı şu olmuştu: “Kadir İnanır Türkiye’dir.”

Süleyman Demirel nasıl Türkiye ise, Sezen Aksu,  nasıl Türkiye ise Kadir İnanır da öyle Türkiye’dir. 

Ama eve dönerken bu sorunun daha derin cevabını aramaştım.

Yumurta topuk ayakkabı ile nasıl erkek tipi çizilir?

“Yeni Dalga” ve “İtalyan yeni gerçekçiliği yıllarında büyümüş ve biraz da ukala bir Türk genci için ilk bakışta onu sevmek pem mümkün değildi.

Ama yıllar bana şunu anlattı.

Kadir İnanır sadece fiziksel bir yakışıklılık değildi. 

O aynı zamanda bir konseptti. 

Yani bir erkeklik konsepti. 

Delikanlı. 

Bıçkın ama kesinlikle güven veren. 

Hesaplı bir pejmürdelikle raconu felsefeye çevirmek

Yumurta topuklu ama düzgün. 

Ceket omuza asılmış, beyaz gömleğin yakası, göğüsteki tüyleri iyice ele verecek kadar açık, elde zaman zaman tespih, boyun hafif yana eğik… Aynı zamanda hem afili, hem hesaplı bir pejmürdelikle mücehhez… Anlayacağınız bir tarz, bir erkeklik felsefesi. 

Belki de Türkiye’de erkekliğin kitabını yeniden yazma hakkına sahip tek kişi. 

Zaten toplumdan aldığı müsaade ile yazmış bile… 

Kendi kendine bir erkeklik ideolojisi yaratmış. Dizayn etmiş, en tuhafı da bunu topluma kabul ettirmiş. 

Açık konuşalım: Cihangir kadını nerede samimiydi?

Uzun yıllar Cihangir’de yaşadı.

Ama açık konuşalım o “Upper Cihangir’” kadınının bu güne kadar onun hakkında özenle sakladığı bir “Omerta” vardı.

Resmi görüş bir dudak bükme, küçümseyici bir nazardı hep.

Adı geçince, tanıdığım bir çok kadın ilk cümleye bir “Maço” kelimesini yerleştirirdi.  

Son yıllarda o Omerta kanunu sanki iptal edildi

Hep merak etmişimdir…

Kalabalıklarda konuşurken onun maço tarafını yerden yere vuranlar, acaba mahremlerde, iki kadehten sonra ne düşünürlerdi…

Hiç bir zaman öğrenemedik…

Zamanla o çelişkili duyguların yumuşadığını sanıyorum.

Son yıllarda Cihangir’de bir çok karede gördük onun aynı  Kadir İnanır duruşunu ve bakışlarını…

Belli ki  o Omerta yazılı olmayan bir emirle kaldırılmıştı.  

O bir Robert de Niro değildi… Neydi öyleyse?

Öyle Robert de Niro, Jack Nicholson gibi, her filmin ayrı karakteri, Joker’i değildi.

Filmlerinde de sokaktaki hayatında da bize hep aynı bakışlarla baktı. Mick Jagger nasıl 30 yıldır hep aynı şarkıyı söyleyerek zirvede kaldıysa o da 25 yıldır hep aynı bakarak zirvede kaldı. 

O aynı bakışla baktı mı, yoksa bizi mi seyretti?

Öyle bir bakıştı ki, sanki yıllarca bizi seyretti.

Nasıl oldu bu? 

Galiba cevabını artık öğrendik. 

Çünkü kesinlikle yamuk değildi. 

Kesinlikle sıcak ve güven vericiydi. 

Sanki hepimiz adına hepimize baktı. 

Sanki birbirimize baktık. 

Hafif buğulu, hafif müstehzi, hafif yukarıdan, hafif ezilmiş, mağdur, hafif abi, hafif mahallenin delikanlısı, hafif Orhan Kemal’in 99 Mustafası… 

‘‘Ağır’’ ve ‘‘derin’’ biz. 

Yani bizim Türkiye’miz gibi…

Gecenin sonunda masalara baktığımda kimleri gördüm?

Gece biterken uzun uzun çevreme bakmıştım.

Bir masada Ekrem Bora ve Adnan Şenses oturuyordu.

Yan masada Haldun Dormen ve Cihan Okan’ı gördüm.

Biraz ilerde  Şerif Gören…

Sonra Yeşilçam’ı düşünmüştüm. 

Bizim nesillerimizdeki yerini…

Yeşilçam’ın en kötü karakteri Ahmet Tarık Tekçe’nin öldüğü gece nasıl ağladığımı hatırlamıştım. 

Kötü adamların bile iyi olduğu güzel günlere dönmüştüm. 

O yıl ben 63 yaşıma giriyordum o 61’e

O geceden 4 ay önce Hürriyet’in Genel Yayın Yönetmenliği dönemim kapanmıştı.

Artık böyle geceleri yaşayacak, böyle insanları daha çok düşünecek vaktim vardı.

Lüks dediğim şeylerin aslında temel gıdam olduğunu keşfediyordum.

Mesela şunu farketmiştim…

İyi ki bu insanlar vardı hayatımızda…İyi ki varlar.. 

Çünkü öyle sadece siyasetle,  bir millet olunamıyor işte…

O yıl ben 63 yaşıma giriyordum.

Kadir 61…

Hala iyiydik yani…

Kim derdi ki, o geceden sonra sadece 16 yılda hayat, eğlendiğimiz  o masalardan kaçımızı sessizce alıp götürecekti…

10Haber bültenine üye olun, gündem özeti her sabah mailinize gelsin.