DÜNYA KUPASI 2026 72 Maç 48 Takım 12 Grup ⚽ Canlı Sonuçlar Fikstür 🏟️ Stadyumlar Hikayeler Keşfet → Dünya Kupası 2026 DÜNYA KUPASI 2026 Keşfet →

Ruhunuzu besleyecek bir menü sunuyorum.

12 Temmuz 2026

Menü, öyle de olur, böyle de olur.

Bu pazar, üç kısa öykümüz var. İlki, ‘Bir Bacağını Kaybeden Kuşun Hikayesi’. 

Uruguaylı yazar ve gazeteci

Eduardo Galeano’nun Yürüyen Kelimeler (Çitlembik Yay., Çev: Bülent Kale) kitabından öykümüz.

“Artık yavruları yumurtalarını kırmış, başlarını yuvadan uzatarak çığlıklar atıyorlardı.

Tenquita onlara yiyecek bulmak için uçtu. Colchagua’da kıştı ve kar bir ayağını dondurdu.

Kuş itiraz etti. -Neden beni topal bıraktın? 

Kar: -Çünkü güneş beni eritiyor.

Tenquita güneşe yakındı, güneş: -Çünkü bulut önümü kapıyor.

Bulut: -Çünkü rüzgar beni sürüklüyor.

Rüzgar: -Çünkü duvar önümü kesiyor. 

Duvar: -Çünkü fare beni deliyor.

Fare: -Çünkü kedi beni yiyor. 

Kedi: -Çünkü köpek beni kovalıyor.

Köpek: -Çünkü sopa beni dövüyor. 

Sopa: -Çünkü ateş beni yakıyor.

Ateş: -Çünkü su beni söndürüyor. 

Su: -Çünkü inek beni içiyor.

İnek: -Çünkü bıçak beni kesiyor.

Bıçak: -Çünkü insan beni biliyor.

Ve insan: -Çünkü Tanrı beni yarattı.

Tenquita, düşe kalka ilerlerken, Tanrı’yı bulmak için söyledi şarkısını.

Ve Tanrı onu dinledi, o zaman Tenquita Tanrı’ya, bacağını donduran karı eriten güneşin önünü kapatan bulutu sürükleyen rüzgarın önünü kesen duvarı delen fareyi yiyen kediyi kovalayan köpeği döven sopayı yakan ateşi söndüren suyu içen ineği kesen bıçağı bileyen insan insanı neden yarattığını sordu: 

-Amaaan Tenquita, dedi Tanrı,

beni yaratsın diye insanı yaratmak zorundaydım.”

***

İkinci öykümüz de yine aynı yazardan ve kitaptan.

Sorular Üstüne Pencere

“Sofia Opalski çok yaşlı, kaç yaşında olduğunu kimse bilmiyor.

Kim bilir, belki kendisi de bilmiyor.

Ona bir bacağı kaldı, tekerlekli sandalyede dolaşıyor.

Onlar, sandalye ve o, ikisi de tükenmiş artık.

Sandalyeyi da matkaplarla deliyorlar, onu da.

Sofia düştüğünde ya da sandalye devrildiğinde, becerebildiğince telefona kadar sürünüyor. Hatırladığı tek numarayı çeviriyor ve zamanın sonundan soruyor:

-Kimim ben?

Sofia’nın çok uzağında, başka bir ülkede Lucia Herrera var.

Daha üç ya da dört yaşında.

Lucia zamanın başlangıcından soruyor.

-Ne istiyorum ben?”.

***

Son kısa öykü de benden olsun.

Salınım Efektörleri

Salınım sadece maddenin karakteriyle mi ilgilidir yoksa madde-ötesiler de salınım yapar mı? Biz bu salınımları nasıl hissederiz? 

Daha çok eşyaların çıkardığı seslere odaklanmanız gerekir bunları anlamak için.

Çünkü o sesler, madde-ötesilerin maddi dünyaya taşıdığı gerçekliğin habercidir.

Bu sesleri efektlere benzetebilirsiniz. Efekt bir görüngü müdür peki bu durumda?

Bir mesaj taşır mı yoksa madde-ötesilerin salınımından çıkan bir sızıntı mıdır?

İki taraf arasındaki koşullar, istisnalara izin verse de aslında sadece farkındalık anlamlandırmayı sağlayabilir.

Bu efektlerin kaydı ve sesin görsel tanımlaması yapıldığında, madde-ötesileri de görme, tasarlama olanağına sahip olacağız. Bunun için de ses eşik algılayıcılarının duyulmazlığı ortadan kaldırıp, sessizliğin sesini kaydedeceği bir teknolojik gelişimi beklemeliyiz. Belli ki orada bizi bekleyen başka dünyalar, varlıklar var. Hem de uzay yolculuğu yapılmasına gerek bırakmayan… 

Amelie, Paris’te Eyfel’i gören küçük dairesinde, bir pazar günü yukardaki satırları yazdı.

Sıradan bir fizikçiden beklenmeyecek nitelikte bir öngörü vardı yazısında.

Öğrencilere yarın bu yazıyı verecek ve üzerinde düşünerek bir değerlendirme yazısı yazmalarını isteyecekti…

Noel’e doğru sanki Paris, sevgilisiyle buluşmaya giden bir kadın gibi kokuyordu. Amelie’nin ise bu yıl da bir sevgilisi yoktu. Sigarasından bir nefes daha çekti.

Madeleine Peyroux’nun Half the Perfect World albümü dönüyordu CD-çalarda.

Bakalım çocuklar hissedebilecek miydi yalnızlığın ve hüznün farkındalığını? Bütün büyük kentlerin içinde, yarı mükemmel bir dünya var mıydı gerçekte? 

Amelie, müziğe uygun bir ritm tutturdu başıyla gözlerini kapatıp.   

  • Bu dansı bana lütfeder misin
  • Amelie? – Zevkle, dedi Amelie.

Devasa boyutta bir avizenin, tavana uzanan uzun bordo perdelerin olduğu boş ve büyük bir salonda Patrice’le birlikte dönmeye başladılar. Onlar döndükçe Paris de değişti. Başka bir Paris mümkündü işte. Yalnızların, hüznün değil aşıkların şehri Paris, dönmüştü. Hayalde olsa bile…

O anda tek gerçek, Amelie’nin salınan etekleriydi.

10Haber bültenine üye olun, gündem özeti her sabah mailinize gelsin.