Turşusunu kurmuyorsanız saklamayın!

29 Ağustos 2026

x (eski adıyla Twitter) adlı platformda son günlerde birdenbire gündeme gelen, hayatımızdaki bir konuya değineceğim bugün.

Çok yıllar önce Movida Plus Map Reklam Ajansı (şimdiki adıyla Come to Movida) olarak, Demirbank Bireysel (artık adı HSBC) reklamlarını yapıyorduk. Efsane kampanyalar ürettik, yayımladık.

Ödüller kazandık. Bankayı aldık 6.’lığa yerleştirdik ki, ilk 10 yıllardır devlet bankalarının tekelindeydi. 

Gırgır’ın kapağına geçtik hatta. Bunlar arasında bireysel kredilerle ilgili çektiğimiz filmlerin birinin konusu, metni bugünlerde yine popüler oldu birden. 28 yıl olmuş. 

x’te çokça beğeni alarak, yazanların sanki kendi bulduğu bir hikaye olarak metni paylaşılıyor.

Filmin konusu o kadar gerçekçi ki, hâlâ geçerli. Sağlam bir içgörü, gözlem, duygusal bir içeriği ve hikayeyi canlı tutabiliyor demek ki.

Anne babanızla beraber yaşarken hatırlar mısınız, bazı eşyalar hiç kullanılmazdı. 

Gıcır yemek takımları, hiç gelmeyecek misafirleri beklerdi. 

Ya da kendi evinize taşındığınızda kurulacak sofraya yerleştirilmeyi. Salondaki koltuklar örtüyle kaplanırdı. 

Yine konuk gelmezse salonda oturulmazdı. Bazı giysiler, sadece özel günler için saklanırdı. 

Giyilmezdi. Beklemekle geçerdi ömürler. Bu beklemelerin sonunda er geç, günün birinde kendi evini, arabanı alabilme umudu gerçekti. 

Kredi çekip ödeyebilmek mümkündü. İyi bir eğitimle sınıf atlayabilirdiniz. 

Memur, asker, doktor olmak, kendini garantiye almakla eşdeğerdi. Bu hallerden bugünlere çok şey değişti.

Yokluktan varlığa ulaşmak artık çok çok zor. 

Ama dediğim gibi, her şey değişse de bazı şeyler aynı kalabiliyor. Senaryosunu yazdığım reklam filmi şöyleydi. 

Buradan da tekrar edeyim.

Bir kadın, büfeden çıkardığı porselenleri masaya yerleştirirken bir yandan da kafa sesiyle konuşuyor. Belli ki akşam üstü, aile bir kutlama yapacak, birlikte yemek sofrasında toplanacak.

Şu sesi duyuyoruz: 

“Anneciğim en değerli porselenleri özel bir gün için saklardı. 

Kaç yaşındaydım. 8 filan olmalı. Babam, çıkar bakalım şu kıyamadığın takımları dedikçe o, olmaaaz derdi.  

Kendi evimize çıkalım öyle…” 

Burda görüntü bir an donuyor ve üzerine dış ses konuşuyor, gerekli anlarda görüntüye yazılar biniyor. 

“Hayatınızı, isteklerini ertelemeyin. Biz, hayalinizdeki eve hemen kavuşmanız için bankacılığı çok, ama çok kolaylaştırdık…” 

Kadın oyuncu, bir belgeseldeki gibi kendi kafa sesiyle konuşmaya devam ederken sofrayı yerleştirmeye devam ediyor.

“Bugün ev sahibi olduk. İlk akşam yemeğimiz.

Artık porselenleri kullanabiliriz anne. Keşke bu özel günü sen de görebilseydin” sözleriyle film bitiyor. 

Bankanın meşhur sloganı olan iyi günler dileğiyle film, son noktayı koyuyor. 

Bu filmi çekerken (Yönetmen Levent Onan / Haylazz Yapım) oyuncuyu kendi haline bırakmış, filmin sesi stüdyoda açılmıştı. Hayatındaki en duygusal gününü düşünerek tabakları masaya yerleştirmesini istemişti kadın oyuncumuzdan yönetmenimiz. 

Deneme çekimi yapıyoruz denmişti oysa deneme falan yoktu. 

Aynı duygularla tekrar çekime geçilemezdi. Sette çıt çıkmıyordu. 

Tüyler diken dikendi. Dokunsanız ağlanacak bir ortam. Çekim bitti. 

Bir kerede. Genelde asla olmayan bir şeydir bu. Reklam filminde her an, tekrar tekrar çekilir çünkü. 

Oysa bu farklıydı. Böyle anlar hayatta bir kez yaşanırdı. Reklam o kadar gerçekçiydi ki, reklam değil sanki gizli kamerayla tüm hayatların içindeki seçilmiş, tanıdık bir anın canlı kanıtı gibiydi. 

İçinizi eriten, kalbinizi avuçlayıp buran, kendi çocukluğunuza, annenize götüren bir zaman makinesi gibi… 

İşte aslı böyle olan bu tema ve sözler, çoğaltılarak, bir hayat dersi olarak şimdilerde 

x’te başka hesaplar tarafından paylaşılıyor. 

Yani eskiyen bir durum yok.

Ben de diyorum ki, gerçekten kült, insanlara dokunan, hissi geçiren, empati yaratan bir iş yapmışız. 

Bu tür, başka işler de yaptık tabii. Reklamcılıkta kişisel gelişime,  insan yaşamına odaklanan, anlaşılır, duyarlı ve  gerçekçi işler. Hâlâ da benzerleri yapılmayan, yapay mutlulukları göstermeyen, sahici  işler.

Konumuz, kıssadan hisseyle bağlanacak boyutta. Konumuz, her daim geçerli. 

O da şu:

Yarın bir gün şu olursa kullanırım diyerek eşyalarınızı saklamayın. 

Şunu sonra alırız diye beklemeyin.

Seneye giderim diyerek tatillerinizi ertelemeyin. Hayallerinizi de…

Sağlıklıyken yapın her şeyi.

İstekleriniz için adım atın.

Artık sizin için hayatınızı kolaylaştırdığını söyleyen bir yer olmayacak. 

Başka bir kurum da.

Bu kolaylığı kendiniz için sağlayacaksınız. 

Sadece siz…

Kolay gelsin!

10Haber bültenine üye olun, gündem özeti her sabah mailinize gelsin.