Cehalet güçtür, sözü George Orwell’in 1984 adlı distopik romanında geçer.
Büyük Birader’in kontrolündeki rejim tarafından halkı yönetmek adına işleri kolaylaştırmak için parti adına bu slogan kullanılır.
Kitlesel bilinci ne kadar zayıflatırsanız gerçeklerden de o derece koparırsınız çünkü.
Bu da iktidara denetlenemez bir güç verir. Bugünlerde G. Orwell’in 2+2 = 5 adlı yapımında da (Bein Connect) bu ve denklemin sonucunun, neden 5 olduğu anlatılıyor.
4 parmak gösterip sorarsınız tutukluya, bu kaç? 4 diyecektir.
Ama biz 5 diyorsak 5’tir. Net. Tartışmaya gerek yoktur.
Barbaros Hayrettin adlı, denizci olmayan arkadaşın şarkısındaki gibi
“Ben sizin babanızım, biz ne dersek o olur.”.
Ya da mühür kimseyse Süleyman odur.
Ben bu sözü cehalet, güç’tür yani zordur diye anlıyorum hep nedense.
Bir yandan da mutluluk vericidir.
Ne kadar az şey bilirseniz o kadar mutsuz oluyorsunuz malum. Gerçi şimdi bilmek bile tartışmalı. Biliyoruz ama neyi biliyoruz,
doğruyu mu, gerçeği mi, yoksa manipüle edileni mi, algımızı yönetenlerin
söylediklerini mi?
Bir da tabii Ray Bradbury’nin yazdığı Fahrenheit 451 adlı bir başka distopik roman var.
Onda da itfaiyeciler, evlerde buldukları kitapları ve bunları saklayan evleri yakarlar.
Fahrenheit 451, kitapların yanma derecesidir.
Celcius olarak, kitapların kendi kendine tutuştuğu 232,78 dereceye karşılık gelir. Romandaki insanlar, kitap okuyamadıkları için zamanla zombilere dönüşmüşlerdir. Düşünemezler ve birlikte davranamazlar.
Aldoux Huxley’in Cesur Yeni Dünya eseri ise yine distopik olmakla birlikte bu kitaptaki baskı; korku ve şiddetle değil, aşırı zevk, tüketim ve teknolojik illüzyonlarla sağlanır.
İnsanlar, anne karınlarında değil laboravutarlarda, tüplerde üretilir.
İnsanların gitgide daha az çocuk sahibi olduğu hatta hiç çocuk yapmadığı bir dünyada, bu da artık olmayacak bir şey değil. Yine aynı kitapta, insanlar en ufak bir mutsuzluk veya sorgulama anında “soma” adı verilen, yan etkisi olmayan uyuşturucu bir hap yutarak sahte bir mutluluğa sığınırlar.
Rus yazar Yemgeni Zamyatin’in ta 1920’de yazdığı bir başka roman, BİZ,
bütün yukardaki eserlerin ve nicesinin babasıdır.
Hikaye, 26. yüzyılda, dış dünyadan tamamen cam duvarlarla ayrılmış, matematiksel bir düzenle yönetilen “Tek Devlet”te geçer.
İnsanların adları yerine de numaralar ve
harfler vardır sadece. Sovyetler Birliği’nin yasaklanan ilk kitabıdır ve 1988’e kadar da gün yüzü görememiştir.
Yeni bitirdiğim bu romanda devlet, insanların isyan etmesini engellemek için beyindeki “hayal gücü merkezini” cerrahi müdahaleyle yok eden “Büyük Ameliyat”ı zorunlu kılar.
İşte gördüğünüz gibi hayal gücü böylesine zararlıdır.
Oysa cahillikte, soğanın cücüğünü yemeyi hayal etmek sizi bozmaz. Devleti de rahatsız etmez.
En fazla soğanı doğrarken ağlarsınız. Geçenlerde Claude adlı yapay zeka modelinin geliştiricisi olan Anthropic şirketinin, gizli yürüttüğü “Project Panama” (Panama Projesi) kapsamında
milyonlarca basılı kitabı satın alıp, taradıktan sonra imha etmesi, romanların ne kadar realize olabileceğine dair önemli bir işaret sayılmalı.
Başkaca şirketlerin de sahaflardan kitap toplayıp imha ettiğini de duyduk bu arada.
Hayaldi, gerçek oldu diyebileceğimiz bir noktaya geldik.
Daha da yolumuz açık.
Sonuç olarak, kitap okumak tahmin edilemeyecek kadar zararlıdır.
Çünkü hayal gücünüzü geliştirir.
Düşünmenizi sağlar. Size yeni bir dünya ve hayat sunar.
İdeolojileri, fikirleri süzgecinizden geçirir, doğruyu kendiniz bulursunuz.
Yola koyulursunuz.
Cehaletin tadı, bambaşkadır.
x’te, Tiktok’ta, Reels’ta ve diğerlerinde devam edin.
Kaydıra kaydıra video izleyin e mi?
Size güç verecekler.
Ne demiştik?
Cehalet güçtür.
Hebele kübele.
28 Ağustos 2026 - Kitap okumanın tahmin edilemeyen zararları var (!)
23 Ağustos 2026 - Rüya gibi bir öykü okumak için arkanıza yaslanın!
22 Ağustos 2026 - Dürüst ol, ciğerimi ye!
21 Ağustos 2026 - “Kendim ettim kendim buldum”… Ama Arşimet değilim!
16 Ağustos 2026 - Halil Cibran’dan evlilik üstüne edebi bir metin ve onun da üstüne düşünceler!