Fenerbahçe'nin Polonya'nın Gornik Zarbze takımıyla oynadığı Şampiyonlar Ligi ikinci eleme turu maşını, Aziz Yıldırım'ım daveti üzerine onun locasında izledim. Bakın maç öncesinde ve maç sırasında neler gördüm, kimler oradaydı, Fenerbahçe yönetimi neler konuşuyordu?
Pazartesi akşamı Fenerbahçe Kulübü Başkanı Aziz Yıldırım’dan bir telefon aldım.
“Gel ilk maçı birlikte izleyelim” dedi.
Her taraftar için sevdiği kulübün başkanının locasından maçı seyretmek keyif ve gurur verici bir şeydir.
O locada Aziz Beyle son defa, başkanlığının son günlerinde maç izlemiştik.
Loca ağzına kadar doluydu.
Ancak onun başkanlık odasından loca tarafına geçerken, bir katta bazı bir taraftar grubuyla karşılaşmıştık.
Aralarından bazıları Aziz Bey aleyhtarı sloganlar atmıştı.
Çok üzülmüştüm buna…

Kulüp yönetim bölümünün girişinde iki değişikliğin farkına vardım.
Ali Koç duvara çok büyük ve çok güzel bir Atatürk fotoğrafı astırmış.
Tam karşı duvara ise neon ışıklarla modern sanat eseri tarzında hazırlanmış bir enstalasyon vardı.
İslam Çupi’nin şu cümlesi konmuş.
“Fenerbahçe’nin büyüklüğü ne şampiyonluk büyüklüğü, ne kupa büyüklüğüdür. Onun büyüklüğü başka bir büyüklüktür. Adı konamaz…”
Karar veremedim.
Evet bir yanı ile doğru, ama 7 yıl şampiyonluk göremeyen bir başkan için “Hafifletici neden” amacıyla konmuş bir söz gibi gelebilir mi insana?…
Yıllar önce Berlin’de basket takımımız Final Four’da ikinci olduğunda ben ikinci olduk diye seviniyordum.
O gün Mahmut Uslu’nun söylediği şu söz hiç aklımdan çıkmadı:
“İkincileri kimse hatırlamaz…”
Mahmut Uslu şimdi yeniden yönetimde.
Dün maçı seyrederken yine aynı şeyi söyledi:
“Evet Fenerbahçe büyük. O nedenle şampiyon olmamız lazım…”
Başkanlık katı çok hareketliydi.
Şu günlerde başı en sıkışık olan kişi yönetim Kurulu’nun yeni üyesi Önder Fırat’tı.
Çünkü kulübün gelirlerini arttırmak görevi onundu.
En acil işi de Şampiyon Kulüpler kupasına katılmak için UEFA’ya verilmesi gerekli 40 milyon Euro’ya yakın teminatı sağlamak.
Onu sağlamış.
Ama transferler var gücüyle devam ediyor ve bizim üç büyük kulübümüz, Avrupa’nın en yüksek alıcıları arasına girdi.
Kattaki en faal isimlerden biri Aziz Bey’in küçük kızı Yaz Yıldırım’dı.
Onu ilk defa görüyorum.
Ekranlarda gördüğüm gibi çok cevval ve cin gibi.
Aziz Bey’in başkanlık odasının kapısı açık.
İsteyen gelip sohbete katılıyor.
Odada cam çerçeve içinde bir forma var.
Daha maça 2 saat var ve bütün yönetim kurulu üyeleri orada.
Yönetim Kurulu’nun iki genç üyesi orada.
Mustafa Çağlar ve Batu Özdemir.
Babaları Cavit Çağlar ve Nihat Özdemir’den bayrağı onlar almış.
Sohbet sırasında o katın hiç duymadığım bir sırrını öğreniyorum.
Maç günü totemi…
O gün içki içmiyorlarmış.
Stadın içinde alkollü içki yasak. Ancak maça gelmeden önce de içmiyorlarmış.
Tabii ki bana göre bir totem değil.
Aziz Bey’le bir çok maçı beraber seyrettik.
Futbol takımının maçını seyrederken çoğunlukla sizi şaşırtacak kadar sakindir.
Çok az yorum yapar.
Ama konu basket takımına gelince, bambaşka bir Aziz Yıldırım ortaya çıkar.
Onunla iki Final Four’u, saha kenarındaki sandalyelerde seyrettik.
İkimiz de maç sırasında durmadan ayağa fırlıyorduk.
NBA maçı olsa belki Timothee Chalamet ve Spike Lee gibi bizi de arka sıralara yollarlardı.
Aziz Bey basket takımı ile çok yakından ilgilidir.
Oyuncuları, rakip oyuncuları inanılmaz iyi tanır.
Ama bu defa bütün ilgisi sanki futbol takımı üzerindeydi.
Kulüple ilgili ilk haberi orada Aziz Bey’den alıyorum.
Ben “Bu seneki transferleri herkes çok başarılı buluyor” deyince,
“Bir santrafora ihtiyacımız var, onu arıyoruz” diyor.
Amerika’daki Dünya Kupası maçlarını seyrettikten sonra aklım Fenerbahçe stadındaydı.
Yapıldığında Türkiye’nin en iyi stadıydı…
Şahsi görüşüme göre, Manchester United’in “Old Trafford’undan sonra, maç seyretme zevkini en fazla veren stadlardan biri bizimki.
Ama hem eskidi hem de artık yetmiyor.
Önder Fırat “Kombine bilet” ve “Loca” istemlerine cevap veremiyor.
Aziz Bey’in kafasında da stadın yenileştirilmesi fikri olduğunu biliyorum.
“Ne durumda” diye sordum.
“Nihat işe başladı bile” dedi.
Nihat dediği onunla ilk dönemden beri birlikte çalışan Nihat Özbağı’ydı.
Şu an Yönetim Kurulu’nun inşaat işlerinden sorumlu üyesi o.
Birazdan o da yanımıza geldi ve bilgi verdi:
Stadda zemin etüdlerine başlamışlar.
İzinler alınınca dışardan çelik konstrüksiyonla üst tarafa yeni tribünler ve localar eklenecek.
Bu büyütme maçlar devam ederken yapılacak.
Kafalarında seyirci kapasitesini 64 bine çıkarmak var.
Bunu da üst tarafa yeni tribün inşa ederek yapacaklar.
Peki maçlar devam ederken bu büyütme işi yapılabilecek mi?
“Evet” diyor. “Dıştan çelik konstrüksiyonla yapacağız.”
Bunun için gerekli izinleri bekliyorlarmış.
Hedefleri sadece seyirci kapasitesini arttırmak değil.
44 yeni loca ekleyeceklermiş.
Aziz Bey, “Orası büyük gelir kaynağı” diyor.
O sırada Fenerbahçe erkek basket takımının yöneticisi Ozan Balaban geliyor.
Ona bu yıl takımın nasıl olacağını soruyorum.
“İyi” diyor.
Larkin’i merak ediyorum. O nasıl olacak takımda…
“Bence çok iyi olacak. Milli maçlarda çok iyiydi” diyor.
Bu arada Aziz Bey söze giriyor ve şunu söylüyor:
“Amerika’da NCAA’da (Amerikan Kolej Basket ligi) oynayan kolejler büyük paralarla öğrenci transfer etmeye başladı. 12 milyon dolar ödeyen üniversiteler var…”
Oradan labirenti andıran yollardan geçerek stad kısmına geçiyoruz.
Koridorlarda yine taraftarlarla karşılaşıyoruz.
Ama bu defa tepkiler çok olumlu.
Yolda herkes Aziz Bey’le resim çektirmek istiyor.
Başkanlık Locasına girdiğimizde herkes ayağa kalkıyor ve Aziz Bey direk dış taraftaki koltukların en arka sırasına geçip oturuyor.
O sırada yanımıza Oğuz Çetin geliyor.
Birden gerilere dönüyorum.
22 Mayıs 2011…
Sivas’ta son maçı oynuyoruz.
Kazanırsak şampiyon olacağız.
Maça giderken uğursuz gelmesin diye uğurlama töreni bile yapılmamıştı.
Yine uğursuz gelmesin diye, dönüş için uçağa kutlama içkisi bile konmamıştı.
Ölüp ölüp dirilmiştik o maçta.
Oğuz Çetin heyecandan fenalık geçirmişti.
Maç bittiğinde Aziz Bey’in boş tribünlerde tek başına oturduğu o fotoğrafı hiç unutmadım.
O günden sadece 42 gün sonra, bir 3 Temmuz sabahı takımımızın tarihinin en büyük iftirasına uğrayacağı, Aziz Bey’in “Şike” iddiasıyla hapise atılacağı aklımızın ucundan bile geçmiyordu.
Ölüp ölüp dirildiğimiz bir maçta şike var diye iftira atmışlardı.
Gözümün önünde olan olayları, inanılmaz iftiraya çevirmişti FETÖ’cü polis, savcı ve hakimler.
Ama Fenerbahçe yönetici ve taraftarıyla şanlı bir direniş yapmıştı.
İkinci doğuşuydu takımın.
Biraz sonra Fenerbahçe formasının yeni sponsoru Hamdi Ulukaya ve eşi Louise Vongerichten geldi.
Louise Vongreichten’le birkaç kez sohbet etme imkanım olmuştu.
Türkiye ve İstanbul hayranı bir kadındır.
Önceki akşam üzerinde Fenerbahçe forması vardı.
Babası Jean-Georges Vongreichten çok ünlü bir şeftir.
Hamdi Ulukaya ve eşi çok heyecanlıydı.
Çünkü oğulları, Fenerbahçeli oyuncularla sahaya çıkan çocuklar arasındaydı.
Hamdi Ulukaya beni Türkiye-Amerika maçına davet etmişti.
Ancak bir gün önce çok ilerlemiş acil bir apandisit ameliyatı olduğum için gidemedim.
Cep telefonundan bana bir fotoğraf gösterdi.
O maçta locada çekilmiş.
“Bak bu fotoğrafta bir ayrıntı var” dedi.
Baktım Brad Pitt oradaydı.
“İşte bu locada maçı izleme fırsatını kaçırdın” dedi.
Kahroldum tabii. Tam benlik işmiş.
Ama şanslıydım.
Çünkü Bodrum Amerikan’da ameliyatımı yapan doktorum Erkut Keskin, “Uçakta da patlayabilirdi” dedi.

Locada, Hamdi Ulukaya’nın en yakın yardımcısı ve aile kuruluşu olan Shepherd Futures’in Başkanı Mehmet Kırdar da vardı.
Baktım üzerindeki formanın sırtında Greenwood yazıyordu.
Önder Fırat’tan aldığım bilgiye göre ilk günde 20 bin Greenwood forması satılmış.
“100 bini bulur” diyor.
Devre arasında o geceye ait bir bilgiyi daha alıyorum.
O an tribünlerde 38.500 biletli seyirci varmış.
Gecenin hasılatı ise 1 milyon dolarmış.
İki ay önce Nou Camp’ta seyrettiğim Barcelona-Real Madrid maçında bilet geliri 16.4 milyon Euro’ydu.
Bunun önemli bölümü VİP bilet satışlarından geliyordu.
Yani Fenerbahçe’nin daha gidecek çok yolu var.
Aziz Bey bu maçı da her zamanki gibi çok sessiz izledi.
Bir de fotoğraflardan da hissedeceğiniz gibi çok düşünceliydi.
Maç sonuna kadar ağzından tek kelime yorum çıkmadı.
Gece boyunca yaptığı tek yorum şuydu:
“Seyirci çok iyi…”
Düşünceliydi ama dikkati sanki hep teyakkuzdaydı.
Üstelik sadece maçı seyretmiyor, tribünleri de tarıyordu.
Nitekim beni şaşırtan bir şey yaptı.
Kale arkası tribünde bir hareketlenme oldu, ben anlamadım ama o anında anladı ve yanındakilere “Tribünden ambülans istiyorlar, hemen müdahale edin” dedi.
Bir kulüp başkanı için çok iyi bir puan…
Maçtan sonra bir süre locada oturduk.
Takımda teknik direktörün alanına giren bir yorumda bulunmamaya özen gösteriyordu sanki.
Oysa çok iyi bir futbol değerlendirme yeteneği olduğunu biliyorum.
Çevresindeki herkes maçın her anı ile ilgili yorum yaparken o sessizce dinlemeyi tercih etti.
Locadan ayırılırken Mahmut Uslu yine aynı şeyi söylüyordu:
“Şampiyon olmamız lazım…”
23 Temmuz 2026 - İlk maç gecesi Aziz Yıldırım’ın yaptığı tek yorum ve verdiği tek talimat
21 Temmuz 2026 - Bir final karesi, bir sanatçının paylaşımı ve bir ‘Topal Ördeğin’ vedası
19 Temmuz 2026 - Bana yaşını söyle, sana nostalji yaşını söyleyeyim
18 Temmuz 2026 - Lindsay Graham, ölümünden 96 saat önce İbrahim Kalın’la ne konuştu?