Milli marşı ayakta dinlemeyince iktidar koltuğunu bırakma zamanı geldiğini anladım

16 Eylül 2026

Bir siyasetçi olarak geriye baktığında gördüğü bilanço şuydu.

Üst üste bir çok seçim kazanmıştı.

Çok uzun bir süre başbakanlığını yapmıştı.

Siyasi bilançosunda kesintisiz iktidar ve güçlü bir liderlik vardı…

Girdiği her seçimden kazanarak çıkmış, halkın desteğini almıştı.

1954 doğumlu, başarılı bir siyasetçi… Niye bırakacaktı ki?

Böylesine bir başarı ortadayken, bir siyasetçi niye ayrılacaktı ki…

1954 doğumluydu…

Bugün 72 yaşında yani…

Almanya Şansölyesi Angela Merkel işte bu soruyu kendi kendine sormuş ve cevabını vermişti.

“Artık sahneden inme zamanı gelmişti…”

Şimdi yazacaklarım, Avrupa’nın en güçlü lideri olarak,  onun 16 yıllık başbakanlığı bırakmasının hikayesi…

Sıkıcıdır dediğim kitabın içinden müthiş bir siyasi hikaye çıktı

İtiraf edeyim, 2024 yılında kitabı çıktığında hiç merak etmemiştim.

Mesela bir başka Alman şansölyesi Schroeder’in hatıra kitabının bu yıl sonunda çıkması bekleniyor.

Onu merakla bekliyorum.

Ama Merkel gözümde hiç renkli bir karakter değildi ve doğrusu merak etmemiştim.

Kitabın beni en çok etkileyen bölümü

Sonra kitabın Türkçesi çıktı ve geçen hafta önüme geldi.

Biraz da yaz rehavetinden çıkayım diye okumaya başladım.

Başladım ve elimden bırakamadım.

Kitaptan aktaracağım çok şey var ama bana en çarpıcı gelen son bölümü oldu.

Siyaseti bırakma kararı aldığı günleri yani.

Demokratik bir ülkede, 4 seçim kazanarak 16 yıl başbakanlık koltuğunda oturan güçlü bir lider kendi isteği ile o koltuktan nasıl kalkar onu anlatıyor.

 

İlk işaret: Askeri tören sırasında birden dengesi bozuluyor

İlk işaret 18 Haziran 2019 Salı günü geldi. 

Merkel, Ukrayna’nın yeni cumhurbaşkanı Volodimir Zelenski’yi Berlin’de resmî törenle karşılıyordu. 

O anı kendi ağzından dinleyelim:

“Askerî törenin sonuna doğru bacaklarım hafifçe titremeye başladı. Millî marşlar çalınırken titreme bütün vücuduma yayıldı. Dengem bozuldu. Bacaklarımdan çok daha fazla hâkim olabildiğim kollarımla kendimi dengeleyebilmek için ellerimi önümde kenetledim. Hiçbir işe yaramadı. Daha ne kadar ayakta kalabileceğimi bilmiyordum. Marşlar bittikten sonra kıta selamlamasını yapabilecek miyim diye kendi kendime soruyordum.”

Ancak ilk adımı atınca bedeni  yeniden normale döner ve rahatlar.

İkinci işaret: Adalet Bakanının yemin töreninde titremeye başladım

Ancak birkaç gün sonra aynı durum yeniden yaşanacaktır. 

Bu kez, yeni adalet bakanı olarak atanan Christine Lambrecht’in yemin töreninde benzer bir durumla karşılaşır. 

Yine kendi ağzından dileyelim: 

“Bellevue Sarayı’nda cumhurbaşkanının yanındaydım. Cumhurbaşkanı konuşurken ben de yanında duruyor, doğrudan karşımdaki ve bana çevrilmiş kamera duvarına bakıyordum; gözlerimi kaçırabileceğim hiçbir yer yoktu. Bir kez daha titremeye başladım. Bedenim kendi başına hareket ediyor, artık beynimin komutlarına uymuyordu. Steinmeier konuşmasını bitirip ben yeniden hareket edebildiğim anda ise her şey yine normale döndü.”

Üçüncü işaret: Milli marşları artık oturarak dinliyordum

Aynı şey üçüncü kez, 10 Temmuz 2019’da, Finlandiya Başbakanı Antti Rinne’nin resmî ziyareti sırasında yaşandı. 

“Bunun üzerine ertesi gün Danimarka Başbakanı Mette Frederiksen’i karşılarken millî marşları oturarak dinlemeye karar verdim. Görevden ayrılıncaya kadar, hem Almanya’daki resmî törenlerde hem de yurt dışı ziyaretlerinde bunu uyguladım.”

Bu olayların ardından kapsamlı bir sağlık kontrolünden geçer.  Nörolojik veya dâhiliye açısından herhangi bir bulguya rastlanmaz. 

7 ay önce bir ‘Kairos’ heykeli önünde bir his ona ‘Dur’ diyor

İşte o günlerde biraz geriye döner…

7 ay önce…

9 Ocak 2019 günü Berlin’de bir sanat galerisini ziyaret etmiştir.

İçinden bir ses, sergilenen heykellerden birinin önünde ona “Dur” demiştir.

Daha ilk bakışta anlamıştır.

Ayaklarındaki ve sırtındaki kanatlardan ve başındaki bir tutam saçtan tanımıştır.

Bu bir  “Kairos’tur…”

Heykel ‘Artık sahneden inme zamanı geldi’ diyor

Antik çağda zamanın devamını ve akışını temsil eden Kronos’un aksine o “Yakalanacak bir anı” temsil eder.

Daha açıkçası, “Doğru an”, “Uygun fırsat” demektir.

Yani “Yakalanması gereken doğru anı” temsil eder.

Alman sanatçı Thomas Jastram’ın bir eseridir.

42 santim boyunda bir heykel.

Merkel bu heykeli satın alır ve ofisine yerleştirir.

O heykel ilahi bir işaret gibi ona mesajını vermiştir.

“Artık sahneden inme zamanı gelmiştir.”

Keşke bedenim bu süreci herkesin gözü önünde yaşamayı seçmeseydi

Yedi ay sonra artık Almanya Milli Marşını oturarak dinlemek zorunda kaldığında, işte satın aldığı o heykelin kulağına fısıldadığı şeyi hatırlayacak ve kendi kendine şöyle diyecektir:

“O heykel sanki benim için yapılmıştı. Doğru zamanda bırakmayı bilmiştim.”

Hayıflandığı tek şey ise şuydu:

“Keşke bedenim bu süreci herkesin gözleri önünde yaşamayı seçmeseydi…”

Üç gün sonra bir köşe yazarının ‘Arendt’ makalesi son noktayı koyuyor

Kairos heykelini satın aldığım sergiyi ziyaret etmesinden 3 gün sonra ilginç bir şey daha olmuştu.

Ssuddeutsche Zeitung’da bir köşe yazısı okumuştu. 

Rainer Erlinger’in bir yazısıydı ve başlığı şuydu:  

“Sahneden İnme Zamanı…” 

Yazar  “Kairos’dan” söz ediyordu ve şu soruyu soruyordu: 

“Siyasetçiler için görevi bırakmak neden bu kadar zor?” 

Hannah Arendt,  1960’ta yayımlanan başyapıtı “Vita Activa”da ( Aktif Yaşam Üzerine)  “ Siyasetin özü eylemdir” diyordu. 

Erlinger şu sonuca varıyordu: “Bu nedenle, yalnızca siyasette değil, bırakmanın da başlı başına bir eylem olduğunu kavramak önemlidir. Bu da hem sona ermek üzere olan görevin hem de insanın kendi yaşamının ayrılmaz bir parçasıdır.” 

Bu makale Merkel’i çok etkilemişti.

Meşale töreni, veda için seçilen müzikler

Alman şansölyeleri görevlerinden “Meşale töreni” ile ayrılır. 

Merkel için bu törende 2 şey önemliydi.

Biri çalınacak müziklerin seçimi… Öteki son mesaj…

Tören, askeri bando tarafından Ludwig van Beethoven’ın bestelediği Yorck Marşı eşliğinde meşale ile başladı. 

Sonra Merkel’in seçtiği şarkılardan oluşan “Serenat” kısmı başladı. 

Kibirin kötülüğünü, tevazunun güzelliğini anlatan bir ilahi

Haftalar öncesinden hangi eserlerin çalınmasını istediğimi uzun uzun düşünmüştü. 

Son parçanın ne olacağı en başından beri belliydi: 

Mutlaka bir ilahi olmalıydı. 

Martin Luther’in “Ein feste Burg ist unser Gott” ilahisiyle “Großer Gott, wir loben dich” arasında gidip geldikten sonra ikincisini tercih etti.

Bu eser, Tanrı’nın yarattıkları karşısındaki alçak gönüllülüğü dile getiriyordu. 

Ve gençliğini hatırlatan bir punk şarkı ile şansölyeliğe veda

İkinci eseri ise Hildegard Knef’in “Für mich soll’s rote Rosen regnen” adlı şarkısı oldu. 

Şarkı, yaşama sevincini ve umudu dile getiriyordu. 

İlk parçayı ise onun ağzından dinleyelim:  

“DDR’de geçen çocukluk ve gençlik yıllarıma bir saygı duruşu olmalıydı. Bu konuda kız kardeşim Irene’le konuştum; birlikte Doğu Almanya’dan hafızamıza kazınmış şarkıları tek tek hatırlamaya başladık. Bir anda aklımıza Nina Hagen geldi ve “Du hast den Farbfilm vergessen”i dinledik. Gençliğimde Hiddensee’ye yaptığım ziyaretler, Doğu Almanya’nın renksizliği, genel anlamda yokluk ve seçim bölgemin bir parçası olan Hiddense gözümün önünde canlandı.”

Renksiz diye bildiğimiz bir siyasetçinin içinden çıkan rengarenk şarkı

Nina Hagen, Merkel’den  bir yıl sonra (1955) Doğu Almanya’da doğmuş bir sanatçı.

1976’da Batı’ya geçerek orada “Punk/New Wawe” akımının önemli bir şarkıcısı oldu. 

Şansölyenin veda töreni için seçtiği şarkının türkçesi şu:

“Renkli filmi unuttun”

Ne tuhaf…

Renksiz diye bildiğimiz bir siyasetçinin içinden çıkan rengarenk bir şarkı…

Ayrılmadan önce iki gül aldı, biri kendi için, öteki…

Müzik bittiğinde salonda bir alkış koptu.

Merkel yerinden kalktı, kendisini bekleyen arabasına gitmeden önce salondaki vazodan kendisi için bir gül aldı.

Sonra bir gül daha aldı ve onu bu harika töreni hazırlayan ekibine verdi.

O ana kadar tribünde oturan eşi Prof. Dr. Joachim Sauer yanına geldi.

Birlikte arabaya bindiler ve son defa ofisine gitti.

Başından beri yanında olan resmi aşçıları ona 16 yıl önce bu ofise ilk geldiğinde yaptığı yemeği hazırlamıştı.

Sosis, köfte ve patates salatası…

Tıpkı 16 yıl önceki gibiydi.

Ama bu defa daha özenli hazırlanmıştı. 

Veda konuşmasında Alman halkı için dilediği şey

Helmut Kohl’la birlikte Almanya’nın en uzun süre şansölyelik görevini yapan siyasetçisi Angela Merkel bu törenden 6 gün sonra resmi ofisinden ayrılarak Devletin kendisine tahsis ettiği ofise yerleşti.

Meşale töreninde yaptığı konuşmayı şu cümleyle bitirmişti:

“Almanya halkına neşe dolu bir yürek diliyorum…”

Bu meşum yüzyılın insanları için Tanrıdan dilenecek en güzel duygu…

Neşe dolu bir kalp…

Son sahne: Beş yıl sonra evinin önünden geçerken gördüklerim

Aradan 5 yıl geçti.

3 Ağustos 2026 günü  Berlin’de Merkel’in eşi ile yaşadığı evin önünden geçtim.

Müzeler Adası diye bilinen bölgede sıradan bir binadaki bir dairede yaşıyordu.

16 yıl boyunca devletin Şansölyelik konutuna taşınmamış hep burada yaşamıştı.

Önünde sadece iki polis vardı.

Mal varlıklarında bundan başka 1985’de aldıkları bir kır evi var.

Bazen hafta sonlarını orada geçiriyorlarmış…

***

(*) Angela Merkel; “Özgürlük”, Çev. Deniz Weber; Kadim Yayınları, 2026

10Haber bültenine üye olun, gündem özeti her sabah mailinize gelsin.