MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli partisine yakınlığıyla bilinen Türkgün gazetesinde MHP Genel Başkan Yardımcısı ve Türkgün gazetesi yazarı İsmail Özdemir'in sorularını yanıtladı.
Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Devlet Bahçeli, MHP’ye yakınlığıyla bilinen Türkgün gazetesinde partisinin genel başkan yardımcısı İsmail Özdemir’e açıklamalar yaptı.
Türkgün gazetesinde ikincisi yayınlanan söyleşide Bahçeli iktidarın “terörsüz Türkiye” olarak adlandırdığı sürece dair mesajlar verdi.
“Sürecin tam olarak başarıya ulaşması, terör örgütünün silah bırakmasının da ötesinde, herhangi bir şekilde terörü olumlayan, sırtını teröre ya da vandalizme dayandıran siyaset anlayışının ve bölücü zihniyetin de tarihe karışması ile mümkün olabilecektir” diyen MHP lideri “Terörsüz Türkiye ile yalnızca dağdaki terörist unsurların değil, radikalleşmiş ve marjinalleşmiş yapıların da tasfiyesi, bütünüyle şiddetin bitirilmesi hedeflenmiştir” ifadelerini kullandı.
Bahçeli’nin açıklamalarından öne çıkanlar şu şekilde:
“Terörsüz Türkiye’nin birinci aşaması, terör örgütüne silah bıraktırma ve bölgenin terör unsurlarından temizlenmesi olsa da Türkiye’nin dış politikada daha bağımsız hareket edebilmesi, yakın coğrafyasında barış ve istikrarın güçlenmesi, Doğu Akdeniz’den Kafkasya’ya, Orta Doğu’dan Avrupa’ya kadar uzanan geniş bir coğrafyada etkinliğinin artması ‘Terörsüz Türkiye’nin hedefleri arasında yer almaktadır.
Esasında, bölgemizde ‘Şark Meselesi’nde ikinci perdenin sahnelenmek istendiği görülmektedir. Hedef; parçalanmış ve bölünmüş egemen devletlerdir. Ancak Türkiye, yeni Sykes-Picot düzenini, Balfour’daki sinsi planları ‘Terörsüz Türkiye’ hedefiyle bozmuş, terörsüz bölgenin yeşermesiyle emperyalizmin bu coğrafyadaki emellerine darbe vurmuştur.
Devlet altı etnik, dini ve mezhepsel grupların yönetilebilir otonom bölgelere bölünmeleri ve bu bölgelerde vekalet savaşlarını yürüten illegal/terör örgütleri Türkiye’nin ontolojik güvenliğini tehdit edegelmiştir. Lübnan, Irak, Suriye gibi ülkelerdeki politik istikrarsızlıklar ve bölgemizdeki yönlendirilebilir parçalı yapılar, Türkiye’nin sınır güvenliğinin yanı sıra egemenliğini, toplumsal ve kurumsal yapısını da etkilemektedir.
19. yüzyılın ikinci yarısından itibaren ‘Düvel-i Muazzama’ olarak adlandırılan büyük devletlerin, Türk toprakları üzerindeki bölücü, yıkıcı ve işgalci politikaları Şark meselesinin temellerini oluşturmuştur. Şark meselesi, Osmanlı Devleti’nin bölünme ve parçalanma hedefine müstenit paylaşılma sorunu olarak ortaya çıkmıştır. Nitekim, Osmanlı Devleti içerisinde gayrimüslim unsurların ayrılıkçı/bölücü hareketleri, 1878 Berlin Antlaşması ile ivme kazanmış; Osmanlı Devleti 1911’de Kuzey Afrika’daki son toprağını, 1912’de ise Balkanları kaybetmiş; 1920’de Sevr dayatması ile tarih sahnesinden silinmenin eşiğine gelmiştir.
Şark meselesinin yeni perdesinde, Türkiye’nin ontolojik güvenliğine yönelik tehditleri bertaraf edebilecek kurumsal hafızaya sahip yegâne müessese, Milliyetçi Hareket Partisi’dir. ‘Terörsüz Türkiye’, MHP politiğinin ve kurumsallığının bu riskleri gören bölgesel ve küresel barış misyonudur. Zira MHP politiği ve kurumsallığı, Türkiye’deki darbelerle sınanan, ideolojik çatışmalarla çelikleşen, etnik/mezhepsel ayrıştırma hamlelerini boşa çıkaran; ulus-devlet kurumsallığının teminatı ve Cumhuriyetin hafızasıdır. Bu husus MHP’yi, Türk milliyetçiliğiyle beraber Türk siyasetinin de merkezine taşımaktadır.
Türkiye doğu ile batının, kuzey ile güneyin ortasında hem jeo kültürel hem de jeo ekonomik olarak bir kavşak noktasındadır. Tarihi ve kültürel müktesebatı, devlet tecrübesiyle öne çıkan ülkemiz, siyasi ve ekonomik gücüyle bir kutup başı, merkez ülke olma yolunda emin adımlarla ilerlemektedir.
Milliyetçi Hareket Partisi Türk tarihinden, köklü devlet kurumsallığından ve kadim medeniyet birikiminden aldığı ilhamla bölgesini de içine alacak şekilde Türk barışını inşa etmek arzusundadır. Türk barışı, Türk milletinin tarihi misyonu çerçevesinde düzen, adalet ve istikrar unsurlarına dayanan, Türkiye’nin medeniyet birikimlerini dış politika yapımında etkin ve rasyonel bir şekilde denklemin içinde tutan reel politikaya dayanmaktadır. Bu yönüyle Türk barışı, hem Türkiye’nin hem de bölgemizin ahlaki ve manevi yükseliş hamlesi, adil ve paylaşımcı huzur ve refah modelinin teminatıdır. Bunun için öncelikle ülkemizde ve bölgemizde istikrarın tesis edilmesi, etnik, dini ve mezhepsel ayrışmanın sona erdirilmesi elzemdir. Türk barışı, başta Suriye olmak üzere Irak, Lübnan gibi bölge ülkelerinde merkezi otoritelerin güçlendirilmesini, milli birliklerinin ve toprak bütünlüklerinin muhafaza edilmesini, demokratik hukuk devleti sisteminin tesis edilmesini hedeflemektedir. Bunun için de öncelikli olarak illegal silahlı yapıların ve terör örgütlerinin mutlaka ortadan kaldırılması gerekmektedir.
Yaşadığımız coğrafyanın tarih boyunca bize öğrettiği hakikat, Türk milletinin devlet kurumsallığıyla var olduğudur. Dolayısıyla güçlü bir devlet kurumsallığı, hukukun üstünlüğünün tesis edildiği ve demokratik kültürün olgunlaştığı bir siyasi atmosfere dayanmaktadır. Terörün, şiddetin ve vandalizmin olduğu bir yerde demokratik kültür gelişemeyeceği gibi devlet kurumsallığı da zayıflar. O sebeple sürecin tam olarak başarıya ulaşması, terör örgütünün silah bırakmasının da ötesinde, herhangi bir şekilde terörü olumlayan, sırtını teröre ya da vandalizme dayandıran siyaset anlayışının ve bölücü zihniyetin de tarihe karışması ile mümkün olabilecektir. Bu kapsamda, ‘Terörsüz Türkiye’ ile yalnızca dağdaki terörist unsurların değil, radikalleşmiş ve marjinalleşmiş yapıların da tasfiyesi, bütünüyle şiddetin bitirilmesi hedeflenmiştir.
Bu noktada Türk vatandaşlığı, Türkiye’de nesep asabiyetine dayanan etnik unsurları Türk siyasal aidiyetine bağlayan ve Türk kimliğini siyasal şemsiye formuna dönüştüren bir işleve sahiptir. Türk vatandaşlığı, milli kimliğimizi siyasal ve kurumsal bir istikamete yönlendiren, Türk milletinin milli ve manevi değerlerinin tüzel kişilik kazanmış formu; Orhun Abidelerinden mülhem devletli ve töreli olmanın, düzen ve sulh içerisinde yaşamanın adresidir. Bu yönüyle vatandaşlık, ‘verili’ değil ‘iradî’ olup; her bir vatandaşın aidiyetini tahkim eden demokratik siyasetin birleştirici unsudur.”