Öyküsüz  geçen bir pazarın iyi bir pazar günü olma ihtimali azdır! 

30 Ağustos 2026

Bu haftaki öykümü yüksek sesle okursanız, pazar gününüzün iyi geçme ihtimali daha fazla olacak. 

Kendi sesinizi duyunca, öyküye girmenizi de sağlayacağım. Hatta kendi sesinizle de tanışmış olursunuz.

O halde buyrun, deneyelim.

İÇ İÇE

Kendime geldiğimde, en soldaki sandalyede oturuyordum.

Donuma kadar ıslanmıştım. Montum, cüzdanım yoktu.

Üstümde bir battaniye, köpek gibi titriyordum. “Kendine geliyor” dedi, iki yaşlı adamdan bana yakın olanı… 

Öbürü eğilip baktı.

Çaylarını höpürdeterek, aynı anda yudumladılar. Çay içer misin evladım, dedi eğilip bakan. Dilimi ağzımda çeviremiyordum.

‘Evet ama, burası neresi’ demek istedim, onun yerine “brülö dübüv” diye yeni iki sözcük türettim. 

Gece, kopuk görüntülerle

beynimde çakıyordu. Kısa boylu, şişman, iyi diye hatırladığım

adamla konyak almak için yürüyorduk. “Şu eve girelim mi?” dedi yürürken, “çırağım ol”. Sonra, taşın üstünde oturuyorduk. Polis arabasındaki fahişe kıkırdadı birden. Biri suratıma kafa attı. 

Yürüyorduk.

Taşın üstündeyken, patates burunlu adam gazete kâğıdına sardığı biraları çıkardı. Burnum akıyordu. Kafamın arkası acıyordu.

Yaşlı adam, “iyisin, merak etme, Datça’dasın” dedi. Ama ben Taksim’deydim en son. Bir parka gidiyorduk hatta. “Buraya nasıl geldim?” demek istedim.

“Kolunu tutun” dedi biri. “Damarı bulamıyorum. Tansiyon da düşük.”

“Bu çocuğu yalnız bırakma Muhsin” dedi, bana yakın oturan yaşlı. “Hatta evlendir gitsin. İçecekse de kendi düğününde içsin kerata.”

“İyi diyorsun da Necati, işi gücü yok daha, kim varır buna” dedi adı Muhsin olan.

Ne yani ben Muhsin’in oğlu muydum?

Bileğimi bir yılan ısırdı. Kuyuya düştüm. Gözüme fener tuttular.

Bir kadın bana sarıldı. “Canım” diyordu, “sana bir şey olursa yaşayamam.” Ben kadına elimi uzattım. Elimde çay bardağı belirdi.

“İç” dedi, yaşlılardan ismi şey olan. Neydi? 

Yanımdaki tahta kapı açıldı. Bana benzeyen birisi dışarıya çıktı. 

“Sonbahar geldi, içeriye girelim hadi” dedi, bana uzak olan yaşlı adam. “Ezan okunacak, abdest alayım” dedi öbürü. 

Bir çizgi filmin içinde yürümeye başladım. Adam, burnuma bir kitap uzattı. Burnum sızladı yeniden. 

“Şunu imzalar mısınız acaba? Ben çizdim sizi” dedi. Kadın, “her şey düzelecek sevgilim” diyordu. 

Tahta kapıdan gıcırtı efektiyle çıkan ve bana benzeyen adam, “seni içeriye alıyoruz, oyuna ben giriyorum” dedi.

Sandalyelerde kimse kalmadı birden.

Ben dahil…

Çeşmeden akan su durdu. Yapraklar uçuştu. 

Birisi beni İngilizce’ye çevirdi. Ben dışımı içime.

Gölge oldum, sayfaya düştüm.

10Haber bültenine üye olun, gündem özeti her sabah mailinize gelsin.