New York’un, seçilmesi olay olan solcu belediye başkanı Zohran Mamdani, Chobani yoğurtlarının kurucusu Hamdi Ulukaya’nın tavsiyesiyle; New York ekonomisini canlandıracak ve istihdam yaratacak bir iş dünyası danışma kurulu oluşturdu.
Mamdani ile ilgili, seçildikten sonra yazdığım yazımı, “gözümüz, yüreğimiz onda” diye bitirmiştim. Bu yüzden bir süredir size karşı kendimi borçlu hissediyordum. Buyrun Mamdani ile ilgili son gelişmeler:
New York’un Demokratik Sosyalist belediye Başkanı Zohran Mamdani, bir yandan programına karşı çıkan bir grup iş insanı ile mahkemelerde karşı karşıya gelirken, bir yandan da onu destekleyen başka bir grup iş insanıyla kentin ekonomisini canlandırmak için iş birliği yapıyor. Bugüne kadarki belediye başkanları, kendilerine ekonomiden sorumlu bir başkan yardımcısı atarken, Mamdani onun yerine 15 kişilik bir danışma kurulu oluşturdu.
Danışma kurulunun önemli isimlerinden biri, Chobani markalı yoğurtlarıyla ABD’yi fetheden ve 13,5 milyar dolarlık servetiyle dünyanın en zengin 300 ismi arasına giren Erzincan doğumlu Hamdi Ulukaya. Ulukaya, kurulda yer alan 15 kişiden biri ama danışma kurulunun kurulmasında muhtemelen perde arkasında rol oynamış bir isim aynı zamanda…
Kurul, belediye başkanı ile iş dünyası arasında köprü olacak ama, ancak kısmen… Çünkü çok sayıda Mamdani karşıtı iş insanı var. Bunların bir kısmı, Mamdani’nin “ikinci ev” vergisi, bazı kiraların dondurulması ve belediye “tanzim satış” marketleri açılması projelerini durdurmak için, New York Belediyesi’ne dava açmış durumda…

Zohran Mamdani ile Hamdi Ulukaya’nın birlikte fotoğrafları Türkiye basınında ilk kez, Mayıs ayında, Dünya Kupası öncesinde New York’un yoksul ilçelerinden, göçmen ağırlıklı Bronx’ta katıldıkları sokak futbolu etkinliği dolayısıyla yayınlanmıştı. ABD’de pek popülerliği olmayan futbola ilgi çekmek maksadıyla düzenlenen etkinlikte, Chobani logolu Fenerbahçe formasıyla Ulukaya ve Arsenal formasıyla Mamdani çocuklarla top oynamış ve birlikte samimi fotoğraflar çektirmişlerdi.
Bu samimiyetin bir arka planı vardı ve bu geçen haftaya kadar açığa çıkmamıştı. Wall Street Journal’ın (WSJ) geçtiğimiz Perşembe günü, belediyenin kurduğu 15 kişilik iş dünyası danışma kurulu hakkındaki haberinde, bu arka plana da yer verildi. Mamdani ve Ulukaya ilk kez, Nisan ayının sonlarında bir araya gelmişti. Bu toplantıyı organize eden ve kendisi de toplantıda bulunan, “New York Şehri İçin Ortaklık” (Partnership for New York City) adlı kuruluşun eski CEO’su Kathryn Wylde’a göre Hamdi Ulukaya, bu toplantıda Başkan’a, “İş dünyası ile sürekli diyalog içinde olmalısınız, CEO’larla konuşmayı öğrenmelisiniz,” demişti.
Mamdani-Ulukaya buluşması için inisiyatifin hangi taraftan geldiği belli değil. Ancak “New York Şehri İçin Ortaklık” adlı kuruluşun, New York’un en büyük yatırımcı ve girişimci firmalarının 300’ü aşkın CEO’sundan oluşan (kendi tarifleri her ne olursa olsun güçlü bir baskı grubu olan) bir iş dünyası organizasyonu olduğu düşünülürse, inisiyatif Ulukaya tarafından gelmiş olmalı. Ya da onu “arkasından iten” diğer “baba”lardan… (1979 yılında ünlü iş insanı David Rockefeller tarafından kurulan yapı, 2002 yılında New York Ticaret ve Sanayi Odası ile birleşerek bugünkü güçlü yapısına kavuşmuş.)
Eğer bu ihtimal geçerliyse, Hamdi Ulukaya’nın Mamdani’yi ikna etmek için çok iyi bir seçim olduğunu buraya not etmek lazım. Bir kere Chobani markası, sıfırdan, New York’ta doğmuş bir başarı öyküsü. Ulukaya, küçük girişimci kredisiyle bir yoğurt tesisini satın almış ve onu büyütmüş. İkincisi Ulukaya bir göçmen. Yani, Chobani markası bir göçmenin ülkeye kattığı bir değer. Üçüncüsü Chobani New York’ta 1000 kişilik bir istihdam sağlayacak 1,2 milyar dolarlık yeni bir yatırımın arifesinde…
Hamdi Ulukaya, her yönüyle Mamdani ile iş dünyasının ilişkisini (yeniden) kuracak en uygun isim gibi görünüyor. Mamdani’nin de Ulukaya’ya yüksek sempatisi var. Haziran’ın son haftası ikili, Belediye’nin düzenlediği “Şömine Başı Sohbetleri”nde bir araya gelmiş ve New York üzerine konuşmuştu. Burada Mamdani Ulukaya’yı överken, Ulukaya da Mamdani’ye, “Havada olumlu bir şeyler var. Knicks (NBA) şampiyon oldu, Dünya kupası iyi gidiyor. Belki de bu sizin liderliğinizle ilgili,” demişti.
WSJ iş dünyası danışma kurulu hakkında böyle düşünüyor. Mamdani’nin sonunda “hayatın gerçeklerini” kabul etmek zorunda kaldığını ima ediyor. Ama işin aslı öyle değil. Belli başlı yayın organları, para babalarından fon almadan küçük bağışlarla kampanya yürüten, kendi partisinin desteğinden yoksun olarak seçime giren, radikal vaatlerde bulunan, İsrail karşıtı, Filistin yanlısı, New York’u yoksulların penceresinden bakarak yönetmeyi vaat eden, “göçmensever” bu sıra dışı genç başkan adayının aleyhine epeyi çalışmıştı. Mamdani hakkındaki bazı etiketleri de onlar uydurmuş ve üzerine yapıştırmaya çalışmıştı. Bu demokratik sosyaliste Yahudi düşmanı da dendi, servet düşmanı da…
Oysa Mamdani, ne tüm Yahudileri ne de tüm iş dünyasını karşısına almak niyetindeydi. Nitekim, New Yorklu bir kısım Yahudiden oy, bazı iş insanlarından da açık destek almıştı. Seçim kampanyası sırasında çok sayıda iş insanı ile ikili görüşme yapmış, onlara düşüncelerini anlatmıştı. Yani Mamdani, şehrin ekonomik ve sosyal bakımdan handikaplı nüfusunu kollamaya çalışırken, iş dünyasını da kent için birlikte çalışmaya ikna etmesi gerektiğini biliyordu. New York’taki iş insanlarının ise belediyeyi yok sayması mümkün değildi. Mamdani’nin iş dünyası ile ilişkisi vardı ve aşağıdaki sebeplerle bu ilişki, herhangi bir fayda üretemeden, “biraz yıpranmıştı.”
Zohran Mamdani, seçim sürecinde, özellikle Tik-Tok’ta çok başarıyla yürüttüğü sosyal medya kampanyasını, Başkan olduktan sonra da aynı üslupla sürdürünce ciddi tepki çekmiş, bazı köprüleri daha iskelet halindeyken havaya uçurmuştu.
Bunların en vahimi, Manhattan’daki 220 Central Park South adresinde bulunan ve en üst katında, ABD tarihinin en pahalı çatı konutunu (238 milyon dolarlık bir “penthouse”) barındıran bir gökdelenin önünde çekilmiş videoydu. Mamdani, videoda doğrudan ünlü hedge fonu Citadel’in CEO’su Ken Griffin’i hedef almış, milyarderin bu devasa “penthouse”u sadece “ikinci ev” olarak kullandığını ve adil vergi ödemediğini anlatmıştı.
Griffin, bir belediye başkanının evinin önüne gelip kendisini hedef göstermesini “ürkütücü, tuhaf ve kişisel bir saldırı” olarak niteledi. Güvenliğinin tehlikeye atıldığını savundu. New York’taki genişleme planlarını askıya aldığını ve yatırımlarını Florida’ya taşıyacağını ilan etti. Tabii tepki Griffin ile sınırlı kalmadı. İş insanlarının birçoğu, adının Mamdani ile anılmasından çekinir oldu.

Mamdani’nin ekibi, vergi uygulanacak kişileri önceden titizlikle ayıklamak yerine, New York Emlak Sicilindeki 17.000 mülk sahibine tek seferde “tehditkâr” uyarı mektupları göndermişti. Bu mektuplarda, mülk sahiplerinin New York’ta tam zamanlı yaşadıklarını kanıtlamaları, aksi takdirde binlerce dolarlık ek vergi cezasıyla karşılaşacakları bildiriliyordu.
Ayrıca belediye, vergi matrahını belirlemek için şehirdeki 900.000’den fazla mülk sahibinin isim ve adres bilgilerini içeren devasa bir veri tabanını internette halka açık olarak yayınlamıştı. Bu liste, aralarında ünlülerin de bulunduğu birçok kişinin güvenliğini tehlikeye attığı gerekçesiyle “hedef listesi” olarak adlandırılarak büyük tepki çekti.
Burada söz konusu verginin ne olduğunu kısaca açıklayıp öyle devam edelim: “Pied-à-terre” vergisi diye adlandırılan bu yeni vergi, eyalet valisi Kathy Hochul’un da desteği ile, Mamdani iş başına geldikten kısa süre sonra yasalaştırılmıştı. Buna göre, değeri 5 milyon doların üzerinde olan müstakil konutlar ile 1 milyon doların üzerinde olan aparman daireleri ve kooperatif evleri, eğer birincil konut olarak kullanılmıyorsa, ek vergiye tabi olacaktı. Buna “ikinci konut” vergisi yerine “Pied-à-terre” vergisi denmesinin sebebi, asıl evi şehirde olup da ikinci bir orman evine, yazlık evine sahip olanları değil de asıl evi taşrada olup büyük şehre arada bir geldiklerinde kullanmak üzere şehrin en pahalı merkez semtlerinde ev alan zenginleri hedefliyor olmasıydı. Terim Fransız asilzadelerinin bu yaşam tarzından hareketle emlak sektörüne geçmişti. (Biz yine de yeri geldikçe “ikinci ev” vergisi demeye devam edeceğiz.)
New York Belediyesi’nin 17 bin mektubunun 7 bine yakınında hata yapıldığı, geçen hafta, bazı ev sahiplerinin belediye aleyhine açtığı davada Mamdani’nin avukatları tarafından itiraf edildi. Mamdani, bu “hatayı” yapan personeli değiştirdi ve özür diledi. Verginin uygulanma tarihi de Ekim’e ötelendi.
Buradaki bir sıkıntı da vergiyi talep edenin, kimin “mükellef” olduğunu belirleyememesi ve vatandaştan “mükellef olmadığını kanıtlamasını” istemesi. Bunun şöyle bir sebebi var: Sayısı hayli yüksek miktarda konutun içinde kimin oturduğu New York emlak sicilinde kayıtlı değil. Bu konutlar bazı emlak yönetim şirketlerinin üzerinde gözüküyor. Bu yüzden New York Belediyesi’nin alışılmadık bir yol izleyerek, muhtemel mükelleflere “daimi olarak şehirde yaşadığını kanıtla,” demekten başka çaresi kalmıyor.

Mamdani’nin seçim vaatlerinden biri de New York’taki bir grup konutta kira artışını dondurmaktı. New York’taki ev sahiplerinin bir kısmı, Belediye Başkanı Zohran Mamdani’nin kira dondurma girişimini engellemek üzere, Staten Island’daki bir mahkemede dava açmışlardı.
İkinci konut vergisine itiraz etmek üzere bir araya gelen bir başka grup da yine bu ilçede belediyeyi dava etmişti. Üçüncü bir grup da aynı ilçede Mamdani’nin kullandığı bazı yetkilere itiraz etmek için mahkemeye başvurmuştu. Her üç davada da yer alan Mamdani karşıtı bir avukat, “bu adadakiler de Mamdani’nin kararlarından tüm New Yorklular gibi etkileniyorlar,” diyerek bu organize faaliyeti meşrulaştırmaya çalışıyordu; ama asıl gerekçe başkaydı:
“New Yorklu muhafazakarların kalesi” olan Staten Island, Mamdani’nin geçen yılki seçimlerde kaybettiği tek ilçeydi. Bu ayın başlarında, orada katıldığı bir etkinlikte Başkan yuhalanmıştı. Ayrıca bu ilçe, New York genelinde ev sahibi olanların oranının en yüksek olduğu ilçeydi. Mamdani’yi pek sevmeyen New York Times’a (NYT) göre bile, bu faktörler “kira dondurma davası için daha elverişli bir ortam” yaratıyordu; tabii Mamdani aleyhine açılan diğer davalar için de…
Ancak önceki Cuma, bir yargıç, belediye başkanının, kira dondurma davasının Manhattan’a taşınması yönündeki talebini kabul ederek, Mamdani’nin kısmi bir zafer kazanmasını sağladı. Yargıç, kira dondurma kararının Manhattan’daki “Kira Yönergeleri Kurulu” tarafından alındığını belirterek davanın da oradaki bir mahkemede görülmesi gerektiğine hükmetmişti.
Mamdani’nin Haziran sonundan itibaren 60 yıldır ilk kez kiralarını dondurduğu “kira istikrarlı konutlar,” kentteki bazı çok eski konutlardan (genellikle büyük apartmanlar) veya vergi muafiyeti karşılığı bu programa katılan yeni konutlardan oluşuyordu ve sakinlerinin büyük kısmı kiracılardan oluşan kentte, düşük gelirliler için bir nefes alma imkanı sağlıyordu. Program yaklaşık 1 milyon daireyi kapsıyordu. Bunların büyük çoğunluğu dev gayrımenkul gruplarına aitti.

New York’un demokratik sosyalist belediye başkanının bir seçim vaadi de, şehirdeki yoksul kesimin geçim sıkıntısı azaltmak üzere beş ilçede birer belediye marketi açmaktı. Küçük işletme sahiplerinden oluşan bir grup bu projeyi mahkemeye taşıdı. İddia, belediye marketlerinin mahalle “bakkallarını” (onlar da boy boy süpermarketler aslında) olumsuz etkileyeceğiydi. Sahiplerinin çoğunun Asyalı veya Latin kökenli olduğu belirtilerek onlara karşı da bir ayrımcılık yapılmış olacağı ileri sürülüyordu. Aynı grup, belediye aleyhine, “market açmaya yetkisi olmadığı” iddiası ile ikinci bir dava daha açmıştı.
Zohran Mamdani, geçen Pazartesi yaptığı basın toplantısında, yüksek geçim sıkıntısını azaltmak için bu marketlerin gerekli olduğunu belirterek, 8 milyon nüfusu ve 1.000 marketi bulunan bir şehirde beş marketin rekabete zarar vermeyeceğini savundu.
Mağazaları denetleyen, Şehir Ekonomik Kalkınma Kurumu’nun bir sözcüsü de, belediyenin “yerel marketleri desteklemek için program ve politikaları değerlendirdiğini, vergi indirimi, teşvikler ve imar avantajları olanaklarını incelediğini,” belirtti.
NYT’ın ileri sürdüğüne göre, proje, “şehir kaynaklarının en iyi şekilde kullanılıp kullanılmadığı konusunda da eleştirilere” maruz kalmıştı. Mağazaların inşası için 70 milyon dolar harcanacak ve ve et, süt gibi temel gıda ürünlerinin indirimli satılmasını sağlamak için mağazalara her yıl “büyük olasılıkla” ek finansman gerekecekti. Bunun pek de geçerli bir argüman olmadığını aşağıdaki örnek üzerinden ortaya koyabiliriz.

Yaşı elveren okurlarımız, Türkiye’de de benzeri bir deneme yapıldığını hatırlayacaktır. İzmir’in, o zamanlar belediye olan Gültepe’sinde, 1973-80 yılları arasında başkanlık yapan Aydın Erten, belediyenin finansal sorunlarının çözülebilmesi için, yardımcısı İlhan Güre’nin bir fikrini uygulamaya koyar. Öneri, aracıları devreden çıkararak, üreticiden veya kooperatiflerden alınan gıda ürünlerini ucuz fiyata halka satmaktır.
Belediyenin ilk açtığı tanzim satış mağazası o kadar büyük bir taleple karşılaşır ki, Gültepe Belediyesi kısa sürede ikinci bir mağaza daha açar. Mağazalarına “tanzim satışı”ndan türetme TANSA adını koyarlar. (Genç arkadaşlar için “tanzim” sözcüğünün burada “fiyat düzenleme” anlamında kullanıldığını belirtelim.)
İzmir’in CHP’li Belediye Başkanı İhsan Alyanak, girişimi duyar. İkiliyi çağırır, görüşür. Ardından Konak ve Alsancak’ta iki mağaza daha açılır. TANSA marketlerine talep o kadar büyüktür ki karşılanamaz hale gelir. Otobüsler mobil satış mağazalarına dönüştürülür. Bunlar belli günlerde mahalle mahalle gezerek satışa başlarlar.
Her şeye piyasa mantığının egemen kılınmaya çalışıldığı ANAP döneminde, Belediye Başkanı Burhan Özfatura TANSA’ları anonim şirkete dönüştürür, TANSAŞ’laştırır. Büyü bozulmuştur. Öykü daha uzundur, ama son noktada TANSAŞ’lar MİGROS tarafından yutulur ve öykü biter.
Bu öyküyü hazin sonu dolayısıyla değil, başarılı bir belediye hizmeti örneği olarak anlattım. Basit bir organizasyonun “kurumsallaşma, halka açma, özelleştirme” gibi bahanelerle piyasanın çarklarında öğütülmeye terk edilmemesi halinde, pekala sübvanse edilmeden, halka hizmet götürebileceğinin başarılı bir örneğidir TANSA’lar ve NYT’ın Mamdani’nin marketleri hakkında ileri sürdüğü finansal argümanın da geçerli olmayabileceğinin kanıtıdır.
(Bir-iki küçük not: İzmir Gültepe o dönemde, CHP’yi aşan sol siyasetlerin güçlü olduğu bir merkezdir. Unutulmaya terk edilmiş bu konu, 2019’da iktidarın, tanzim satışını kendileri icat etmiş gibi konuşmasıyla yeniden canlanmış ve bir dizi sol haber sitesinde işlenmişti. Ben, İzmir 68’liler Platformu Başkanı Ertuğrul Gezenoğlu’nun yazdıklarından yararlandım.)

NYT’a göre, Mamdani’nin İş Dünyası Danışma Kurulu, Wall Street’te bir tartışmayı tetiklemiş durumda. Bir kısım iş insanları bunun Belediye’nin politikalarını yönlendirmek için bir fırsat olduğu kanaatini taşırken, diğer bir grup ise bu kurulda yer almanın karşı oldukları politikaları destekleme görüntüsü vermesinden endişe duyuyor. Kurula katılanlar ise, New York’un geleceğini şekillendirecek bir yapıda yer almanın gerekliliğini savunurken, “burada bulunmamız Mamdani’nin her görüşünü desteklediğimiz anlamına gelmez,” diyor.
Liste, New York’un en baba isimlerini, JPMorgan Chase, Citigroup, American Express ile BlackRock’u veya Meta’yı, Anthropic’i kapsamıyor. Ancak, gayrımenkul, finans sektörleri, teknoloji yatırımcıları, e-ticaret, spor, moda gibi sektörler kurulda temsil ediliyor. NYT, ciddi bir istihdam potansiyeli olan sağlık sektörünün kurulda ağırlıklı olarak yer aldığına dikkat çekiyor. Hatta yeme-içme ve eğlence sektörünün ileri gelenleri, kurulda kendi temsilcilerinin de olması gerektiğini söylüyor. Bazı baba kurumların emekli yöneticilerinin kurumda olması ise tek kelimeyle “manidar.” Anlayacağınız, Mamdani, “uzlaşırken” bile “ortalığı karıştırmayı” başarmış durumda.
Radikal bir belediye başkanının mücadele etmek zorunda olduğu çok cephe var. Örneğin, Mamdani kendi belediye meclisini mahkemeye vermiş. Neden? Meclis yeni çıkardığı bir kararla öğretmen yardımcılarına 10 bin dolarlık ikramiyeler dağıtılmasını öngörmüş. Mamdani ise bunun Toplu Pazarlık Yasası’nı ihlal ettiği görüşünde. Belli ki kendisini destekleyen sendikaların tepkisinden önce davranmak istemiş. Bizim alışık olmadığımız çapraşık işler, ilişkiler… İzlemeye devam edeceğiz.