Hayat dolaylarından bir öykümle devam ediyoruz sayın okurlar!

6 Eylül 2026

Pazar günkü öykü okuma günümüze başlayalım hadi.

HAYATI SORGULAMA ODASI

– Ner’den çıktı burası birdenbire?

– Hayatı sorgulama odası, bu… Dönüp baktım Gökalp’e, ilk kez görüyormuş gibi baktım.

– Deniz çekilmiş, ortaya çıktı, dedi dudağını büküp. 

Öbür odayı sordum. Orayı bilmiyormuş. Ama sorgudan çıkanların dinlenme yeri olabilirmiş. 

Bu adamın sauna mantığına hayranım.

– Şu demirleri görüyor musun?

– Ferforjeyi mi söylüyorsun Onur abi?

– Evet, başka demir yok ki. Enstalasyon gibi. Karyola başı ile ayak ucu üst üste konmuş.

– Sandalye o, ya.

– İki bacaklı sandalye olmaz ki Gökalp!

– Hııı. Balkon demiri o zaman.

– Tek katlı bir evin balkon demiri ha. İlginç. Çapraz demirler de evin amblemi olmalı ha ha. Ampulü gördün mü?

– Yeni. Ben takmıştım, dün. Hayatı sorgulamak için ampul yanmalı.

– Tabii yanmalı da Gökalp, bir şey eksik. Fark etmedin mi sen?

– Peh! Elektrik düğmesini diyorsun. Dışarda o. Eskiden dışarıya konurmuş. Odaya girerken yakmak daha kolay diye.

– Bir tane de çıkışa koymaları lazımdı.

– Tasarruf yapmışlar… Deniz yükselmeden gidelim Onur abi.

– Ne düşünüyorum, biliyor musun? Ner’den bileceksin ki? Datça’ya gelmeseydim, bir başka yere gider miydim acaba?

– Sende o potansiyel var abi.

– Yolun kendisi mi güzel, varmak mı? Çocukken Van Gölü Ekspresi’yle Tatvan’a gidiyordum. Geceleyin tren durmuş, bir

daha da hareket etmemişti sabaha kadar. Her yer karla kaplıydı.

Yol kapandı galiba diye düşünmüştü herkes. Jandarma da gelince bilmiş bilmiş kafasını sallamıştı kompartmandaki yaşlı kadın.

Gerçek başkaymış. Bir sonraki istasyonda eşkıya pusu kurmuş meğer. İstasyon memuru morsla geçmiş haberi allahtan. Şimdi

olsa, msn’den yazardı. Neyse, tren hareket ettiğinde sevinmiştik.

Eşkıyanın bastığı ve sonra temizlendiği istasyondan geçerken, herkes pencerelere üşüşmüştü. Yerde eşkıya cesetleri göreceğiz

sanmıştım. Aklıma Gulliano Gemma’nın başrolü oynadığı western filmleri gelmişti. 

Konuyla ilgisi yoktu ama ben çoktan filmin içerisine girmiştim bile. Şerif öndeki vagondaydı. Haydutlar kaçmış ya da vurulmuştu… 

İki gündüz bir gece sürmüştü yol.

Tatvan’a vardığımızda, elektrik direkleri bile kara gömülmüştü.

Yıllar sonra sinema ödevimin konusunun Uykusuz Trenler olması ve filmin fotoğraflarının Ankara Garı’nda çekilmesinde bunun etkisi olabilir mi Gökalp?

– Olabilir mi Onur abi?

– Hayat var ya hayat, öyle odada filan sorgulanmaz aslanım.

O, seni sorgular zaten. Tanım yanlış, tanım. Ne gülüyorsun? Babam bir şiir yazmıştı Tatvan’dayken.

‘Güneş doğudan doğar ama

Işık vermez üstümüze’
dizeleri kalmıştır aklımda, o şiirden. Değişmeyen tek şey değişim lafı var ya, o laf da şöyle olmalı: Değişmeyen tek şey Doğu.

Şu hayat var ya Gökalp, çok garip çoook.

– Onur abi, hadi gidelim abi. Deniz yükselecek birazdan.

Yarın yine geliriz, bakarız. Hayat, odada sorgulanmaz diyorsun, değil mi abi? Sen daha iyi bilirsin tabii. Ha ha. 

Dostoyevski’nin lafları kalmış aklımda benim de:

“İşin yarısını başarmışsın sen. Yaşamayı seviyorsun. Şimdi öteki yarısı için uğraşmalısın. Onu da başardın mı, kurtuldun demektir.”

10Haber bültenine üye olun, gündem özeti her sabah mailinize gelsin.