Bu kapı aşk kapısıdır, çalmadan gir içeri!

5 Eylül 2026

Dünkü kapı başka bir kapıydı. Bugünse farklı bir durum var.

Kadın şair Slyvia Plath, Ted Huges’la aşkını  ve evliliklerini  anlatan 

‘Slyvia’ adlı  flmi izlediniz mi  bilmiyorum? 

Slyvia, Ted’e kendini adadığı için yazmayı tümüyle bırakıyor. 

Sadece  eşinin  şiirlerini daktiloya çekiyor. Onları çeşitli yayınevlerine gönderiyor. Ted bu arada ödüller kazanıyor. 

Ününe ün katıyor. Şiire ve şaire hayran kadınlar, Ted’in çevresini sarıyor. 

Ted, Slyvia’yı  aldatmaya başlıyor. Bir yandan  iki küçük çocuğun bakımını üstlenen, bir yandan evi geçindirmek üzere  öğretmenlik yapan Slyvia, Ted’i en son, kendi tanıştırdığı bir kadına kaptırıyor. 

Ayrılık, ardından Ted’in kadını hamile bırakışı ve Slyvia’nın her şeye rağmen birlikte olma çabası sonuç  vermiyor. 

Ted’le kendisini bir bütünün iki ayrı parçası gibi gören ve diğer  yarısından ayrı kalmaya katlanamayan Slyvia  sonunda intihar ediyor. 

Hazin bir  gerçek yaşam öyküsü.

Ted, Slyvia’nın  deyişiyle ‘evin gerçek  şairi’ olmanın keyfini sürüyor hep sorumsuzca. Aşkın kıymetini bilmiyor. Sadece yazıyor. 

Slyvia ise Ted’le ayrıldıktan sonra  yeni bir ilhama kavuşuyor. 

Ama yeni bir aşka yelken  açamıyor. 

Eğer aldatılacaksanız, terk edilecekseniz er geç, aşka  adanmışlık, teslimiyet can yakıcı  bir durum. 

Acaba Ted, şiirlerine yeni konular bulmak için  mi  aldatıyordu Slyvia’yı?

Aslolan şiir yazabilmek için konuyu mu  bulmaktı, filmde Slyvia’ya  dediği gibi?

Slyvia’nın Ted’le  kopana kadar yazamaması aşkın limanına sığınmasından ve demir atmasından mıydı?

Belli ki öyleydi. Aşka kendini adayan, hayatı kaçırabiliyor. 

Ve bir gün bakıyor ki, yapayalnız kalmış.  Bu noktada aklıma şu  anektod geldi:

19’uncu yüzyılın büyük İngiliz  ressamlarından William  Holman  Hunt’ın, bir bahçeyi anlatan ‘Kapı’ adlı  tablosu Londra Kraliyet  Akademisi’nde sergileniyor. 

Hunt’ın “Evrenin Işığı” adını verdiği bu  tabloda, elinde  bir fenerle  geceleyin bahçede duran filozof görünüşlü bir adam var. 

Adam, tek eliyle bir kapıyı  vuruyor ve içeriden sanki bir yanıt  bekliyormuşçasına duruyor. 

Tabloyu inceleyen bir sanat eleştirmeni Hunt’a dönüyor:

“Güzel bir tablo  doğrusu, ama  anlamını bir türlü kavrayamadım. Adamın vurduğu kapı hiç açılmayacak mı? Ona kapı kolu çizmeyi unutmuşsunuz da…”

Hunt gülümsüyor: “Adam sıradan bir kapıya vurmuyor ki…” diyor ve tablosunun anlamını açıklıyor: 

Bu kapı da, insan kalbini  simgeliyor. 

Ancak  içeriden açılabildiği için  dışarıda kol olması  gerekmiyor. 

O kapı size içeriden açılmamışsa giremezsiniz.”

Filme dönersek; Ted belki de Slyvia’ya o kapıyı hiç açmamıştı. 

O, Slyvia’ya değil, aşkın adına âşıktı.

10Haber bültenine üye olun, gündem özeti her sabah mailinize gelsin.