Dünkü kapı başka bir kapıydı. Bugünse farklı bir durum var.
Kadın şair Slyvia Plath, Ted Huges’la aşkını ve evliliklerini anlatan
‘Slyvia’ adlı flmi izlediniz mi bilmiyorum?
Slyvia, Ted’e kendini adadığı için yazmayı tümüyle bırakıyor.
Sadece eşinin şiirlerini daktiloya çekiyor. Onları çeşitli yayınevlerine gönderiyor. Ted bu arada ödüller kazanıyor.
Ününe ün katıyor. Şiire ve şaire hayran kadınlar, Ted’in çevresini sarıyor.
Ted, Slyvia’yı aldatmaya başlıyor. Bir yandan iki küçük çocuğun bakımını üstlenen, bir yandan evi geçindirmek üzere öğretmenlik yapan Slyvia, Ted’i en son, kendi tanıştırdığı bir kadına kaptırıyor.
Ayrılık, ardından Ted’in kadını hamile bırakışı ve Slyvia’nın her şeye rağmen birlikte olma çabası sonuç vermiyor.
Ted’le kendisini bir bütünün iki ayrı parçası gibi gören ve diğer yarısından ayrı kalmaya katlanamayan Slyvia sonunda intihar ediyor.
Hazin bir gerçek yaşam öyküsü.
Ted, Slyvia’nın deyişiyle ‘evin gerçek şairi’ olmanın keyfini sürüyor hep sorumsuzca. Aşkın kıymetini bilmiyor. Sadece yazıyor.
Slyvia ise Ted’le ayrıldıktan sonra yeni bir ilhama kavuşuyor.
Ama yeni bir aşka yelken açamıyor.
Eğer aldatılacaksanız, terk edilecekseniz er geç, aşka adanmışlık, teslimiyet can yakıcı bir durum.
Acaba Ted, şiirlerine yeni konular bulmak için mi aldatıyordu Slyvia’yı?
Aslolan şiir yazabilmek için konuyu mu bulmaktı, filmde Slyvia’ya dediği gibi?
Slyvia’nın Ted’le kopana kadar yazamaması aşkın limanına sığınmasından ve demir atmasından mıydı?
Belli ki öyleydi. Aşka kendini adayan, hayatı kaçırabiliyor.
Ve bir gün bakıyor ki, yapayalnız kalmış. Bu noktada aklıma şu anektod geldi:
19’uncu yüzyılın büyük İngiliz ressamlarından William Holman Hunt’ın, bir bahçeyi anlatan ‘Kapı’ adlı tablosu Londra Kraliyet Akademisi’nde sergileniyor.
Hunt’ın “Evrenin Işığı” adını verdiği bu tabloda, elinde bir fenerle geceleyin bahçede duran filozof görünüşlü bir adam var.
Adam, tek eliyle bir kapıyı vuruyor ve içeriden sanki bir yanıt bekliyormuşçasına duruyor.
Tabloyu inceleyen bir sanat eleştirmeni Hunt’a dönüyor:
“Güzel bir tablo doğrusu, ama anlamını bir türlü kavrayamadım. Adamın vurduğu kapı hiç açılmayacak mı? Ona kapı kolu çizmeyi unutmuşsunuz da…”
Hunt gülümsüyor: “Adam sıradan bir kapıya vurmuyor ki…” diyor ve tablosunun anlamını açıklıyor:
Bu kapı da, insan kalbini simgeliyor.
Ancak içeriden açılabildiği için dışarıda kol olması gerekmiyor.
O kapı size içeriden açılmamışsa giremezsiniz.”
Filme dönersek; Ted belki de Slyvia’ya o kapıyı hiç açmamıştı.
O, Slyvia’ya değil, aşkın adına âşıktı.
5 Eylül 2026 - Bu kapı aşk kapısıdır, çalmadan gir içeri!
4 Eylül 2026 - Açıl susam açıl
30 Ağustos 2026 - Öyküsüz geçen bir pazarın iyi bir pazar günü olma ihtimali azdır!
29 Ağustos 2026 - Turşusunu kurmuyorsanız saklamayın!
28 Ağustos 2026 - Kitap okumanın tahmin edilemeyen zararları var (!)